Unutmayalım, milyonların gözü üzerinizde

Milli Eğitim Bakanlığı yeni eğitim-öğretim yılını “Güvenli okul iklimi”, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”, “Okul-aile iş birliği” gibi başlıklarla duyurdu. Okulların ilk haftası, gerçek gündemin yalnızca eğitim takvimi olmadığını gösterdi. Artan okul masrafları, yoksulluk, öğretmen açığı, kalabalık sınıflar, temizlik ve güvenlik sorunları, öğretmenlere yönelik kıyafet ve müfredat dayatmaları bu ders yılında da konuşulmaya devam edecek.

Tüm bunlar yetmiyormuş gibi kız ve erkeklerin bırakın aynı sınıfta olmasını, okullarının bile ayrı olması için çabalar da artıyor. Bakanlık, “Eğitim-öğretim ödeneği” olarak öğretmenlere 8 bin 599 lira verecek. Öğretmen bu parayla ders araç gereçlerini alacak. Önlük için 750 ile bin 500 lira arasında harcama yapacak.

BAKANLIĞIN ÖNCELİĞİ ÖNLÜK BOYU

Öğretmen önlüğü eğitimin gerçek sorunlarının önüne geçti. Bakanlığın yayınladığı 19 Ağustos tarihli 2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılı’na İlişkin İş ve İşlemler konulu genelgeye göre, öğretmenlerin “önlük giymeleri” belirtildi. 4 Eylül tarihinde de “öğretmen önlüğü standartları kılavuzu” yayımlandı. Kılavuzda “ülke genelinde ortak tasarım anlayışıyla uygulanması” gerekçesi ile kumaşın teknik özellikleri sıralandı. En önemlisi de önlük ve yırtmaç boyu...

Oysa kamu personelinin kılık ve kıyafetine ilişkin temel düzenleme 25 Ekim 1982 tarihli ve 17849 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmelik” yürürlükte. Bu yönetmelik 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu dayanak alınarak çıkarılmıştı. Şimdi genelge; kanunun, yönetmeliğin önüne geçiriliyor.

Eğitimin başarısı öğretmenin kıyafeti üzerinden değil; öğretmenin niteliği, çalışma koşulları, sınıf mevcutları, derslik sayısı, eğitim ortamlarının güvenliği ve öğrencilerin eşit eğitim hakkı üzerinden değerlendirilmeli. Öğretmenin uyması gereken yönetmelik olduğu da unutulmamalı.

ÖĞRETMEN HEM ÇOK, HEM YOK

Bir tarafta öğretmen açığı yaşanan okullar, diğer tarafta norm fazlası nedeniyle yer değiştirme baskısıyla karşılaşan öğretmenler bulunuyor. Öğretmen, uzmanlık alanlarının dışında derslere girmek zorunda bırakılması eğitim planlamasındaki aksaklıkların sonucu. O yüzden bir okulda öğretmen açığı varken, başka bir okulda aynı branştan öğretmenin fazlası bulunuyor. Sınıf mevcutları belirlenen hedeflere uygun planlanmadıkça bu sorun giderilmez.

Köy okullarını kapattılar. Bir öğretmenin yıllarca görev yaptığı okuldan, aile düzeni, ulaşım, yaşam koşulları yeterince dikkate alınmadan başka bir kuruma gönderilmesi yalnızca bir idari işlem olarak görülemez. Bunun öğretmenin ve ailesinin yaşamı üzerindeki sosyal etkileri de dikkate alınmalı. Eğitim hizmetinin planlanması yapılırken öğretmeni bir “Norm sayısı” olarak değil, eğitimin temel öğesi olan insan olarak görülmeli. Gerçek durum şu: Okullarda hem öğretmen fazlalığı, hem öğretmen açığı bulunuyor. Bakanlık bunu düzenleyemiyor.

ONLAR NEDEN OKULDA DEĞİL?

Bakanlık merkez ve taşra teşkilatındaki personel dağılımı ile okullardaki personel ihtiyacı arasında dengesizlik var. Okulların öğretmen, yardımcı personel, temizlik ve güvenlik ihtiyacı devam ederken Bakanlık bünyesindeki insan kaynağının hangi alanlarda ve hangi ihtiyaç analizleriyle istihdam edildiği ortaya konulmalı. Eğitim bütçesinin temel önceliği, eğitim hizmetinin doğrudan üretildiği okul ve sınıf olmalı.

Okulların açılması yalnızca zilin çalması anlamına gelmiyor. Veliler açısından yeni bir masraf dönemi de başlıyor. Kırtasiye, okul kıyafeti, ayakkabı, çanta, servis, kantin ve çeşitli okul ihtiyaçları aileleri yıkıyor. Öğrencinin başarısını yalnız yeteneği ve emeği belirlemiyor. Ailesinin sağlayabildiği eğitim olanakları da giderek daha önemli hâle geliyor.

Özel ders, kurs, kaynak kitap, teknolojik araçlar ve hatta temel kırtasiye ihtiyaçları bile aileler arasındaki ekonomik farkların eğitim sürecine yansımasına neden olabiliyor. Eğitim hakkı, ailenin gelir düzeyine göre değişmemeli.

GÜVENLİ OKUL DEDEKTÖR VE KAMERA MI?

Bakanlığın genelgesinde okul güvenliği için giriş-çıkışların kontrollü yapılması, kör noktaların aydınlatılması, okul çevresindeki risklerin değerlendirilmesi ve gerekli bakım-onarım çalışmalarının tamamlanması istendi. “Güvenli okul” kavramını yalnızca kapıya güvenlik görevlisi koymak, dedektör kullanmak ya da kamera sayısını artırmak şeklinde ele almak yeterli değil.

Güvenli okul; için fiziksel şiddetten uzak, akran zorbalığının önlendiği, öğretmenin kendisini güvende hissettiği, öğrencinin psikolojik olarak desteklendiği, yangın ve deprem gibi afetlere hazırlıklı, iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri alınmış, temiz, aydınlık, yeterli bahçesi ve sosyal alanları bulunan bir okul ortamıdır.

Öğrencileri yalnızca yüksek duvarların ve güvenlik kameralarının arkasına koymak güvenli okul yaratmaz. Okullarda lavabolarda sabun bile yoksa hijyen sorunu ciddi bir güvenlik riski oluşturur. Okullar, öğrencilerin gelişimini destekleyen, nefes alabilecekleri, sosyal ve kültürel faaliyetlere erişebilecekleri yaşam alanları olarak tasarlanması gerekir.

17 milyon öğrenci, 1 milyon 200 bin öğretmen okulda. Ama milyonlarca velinin gözü hep onların üzerinde olacak.

Yazarın Diğer Yazıları