Vakıflar ile CHP’li belediyeler karşı karşıya

Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün üzerinde 60 binden fazla tapu bulunuyor. Bunların arasında köprüler, çeşmeler, şifahaneler, bedestenler, kervansaraylar, aşevleri, kiliseler, saat kuleleri, cami ve mescitler, bağışlanmış tarlalar var. Örneğin İstanbul’daki Kapalı Çarşı, Mısır Çarşısı, Akaretler ve daha niceleri vakıflara aitken, devlete para lazım oldukça satılmış da satılmış. Örneğin sadece Kapalı Çarşı’da Vakıfların 4 bin dükkanı bulunurken, bu sayı günümüzde 356’ya inmiş. Fatih ilçesinin tamamına yakını Fatih Sultan Mehmet Han Vakfı’ndan Vakıflara geçmesi gerekirken şu anda yollar, kaldırımlar, surlar kalmış. 1956’da Vakıfbank kurulurken korkunç derecede mülk satışı yapılmış.

Vakıflar Kanunu’nun 30. maddesine göre, “Vakıf mülkü olan yerler eğer devlet tarafından kullanılıyorsa onların tapusu vakıflara geçer” hükmü yer alıyor. Vakıflar Genel Müdürü Sinan Aksu, “Bazı belediyeler bu kanundan mal kaçırabilmek için şirketlerden alamazlar diye bunları şirketler üzerine tapu ettirmişler. Şahıs ve şirketlerden vakıf malları alınamıyorken, 2025 yılında çıkarılan kanunla, şirketin yüzde 100’ü belediyeye ait olsa bile bunların da alınmasının yolu açıldı” diyor.

YALNIZ CHP’Lİ BELEDİYELER DEĞİL

Vakıflar Genel Müdürü Sinan Aksu’ya Vakıf mallarının geri alınması uygulamasının daha çok CHP’li belediyeler için kullanıldığını hatırlattım. Aksu, bu konuda bir ayrım yapmadıklarını öne sürdü ve şu örneği verdi:

“AK Partili bir dünya belediyeden mülk aldık. Konya Belediyesi, geçmişte bir vakıf mülküymüş. Devlet tarafından satılmış. Konya Belediyesi gitmiş, binayı almış, içerisine de 50-60 milyon masraf etmiş. Biz gittik el koyduk. Ankara - Altındağ Belediyesi’nin bir dünya yerine el koyduk. Valiliklerin mülklerine el koyuyoruz. Örneğin Kastamonu Valiliği’ne el koyduk. Sonuçta vakıf binasıymış, vakıf mülküymüş. Bursa Belediyesi’nin de yerlerine el koyduk. Bursa Belediyesi’nden geldiler, ‘Şunları, şunları biz kullanmak istiyoruz’ dediler, konuştuk, anlaştık. Düşük sayılacak bir rakamla kiraya verdik.

Halen deprem bölgesinde 377 tane, diğer yörelerimizde 300 civarında tarihi eseri onarıyoruz. Vakıflar Genel Müdürlüğü, devletten bu işler için bir kuruş bile almıyor. Bunların tamamını vakıf mülklerinin gelirleriyle yapıyoruz. Biz başka ülkelerin vakıfları değiliz. Bu devletin kurumuyuz. Tamamen kendi yağıyla kavrulan bir sistemimiz var. Yani sadece cami de yapmıyoruz. Deprem bölgesinde yıkılan 20 tane de kilise yapıyoruz. Vakıfları kimse düşman olarak görmesin, ‘Vakıflar gelip malımıza el koydu’ demesin. Kafamıza göre bir şey yapmıyoruz.”

GALATA KULESİ VE YEREBATAN SARNICI

Vakıfların Galata Kulesine el koyduğunu hatırlattığımızda, Aksu’nun cevabı şöyle oldu:

“Biz kayıtsız, belgesiz nasıl el koyarız? İslam’dan önce yapılmış bu kulenin nasıl oluyor da vakıf malı olduğu soruluyor. Şöyle oluyor: Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u aldıktan sonra burayla ilgili 2. Beyazıt döneminde Kule-i Zemin Vakfı diye bir vakıf kurmuş. Burayı da ‘Padişah Kılıç hakkı’ olarak vakfetmiş. Kule-i Zemin Vakfı, İstanbul’da çıkan bütün yangınlara, gemilere, saldırılara karşı bir gözetleme kulesi olarak yüzyıllarca kullanılmış. O kuleden nerede yangın varsa, tulumbacıları yangın söndürmek için oralara sevk ediyorlar.”

İBB Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu, iktidarın, “Ben yaptım oldu” aymazlığı içinde olduğunu öne sürdü ve şöyle dedi: “İBB Miras tarafından titizlikle restore edilen, milyonların ziyaretine açılan bu kentin en kıymetli hazinelerinden birisi olan Yerebatan Sarnıcı’nın tapusu, hiçbir hukuki ve vicdani dayanağı olmadan Vakıflar Genel Müdürlüğü adına tescil ettirildi. Galata Kulesi, Gezi Parkı, Beykoz Sosyal Tesisleri, Beşiktaş İskelesi, Şerefiye Sarnıcı’nda nasıl hukuksuzlukların altına imza attılarsa aynısını yaptılar.

Bir ‘çökme’ kararı verildiyse; ne hukuku dinliyorlar, ne adaleti gözetiyorlar ne de kamu vicdanına kulak veriyorlar. Gerekiyorsa kanunu değiştiriyorlar, hâkimi değiştiriyorlar, sonunda göz koydukları mülke çöküyorlar. Ama herkes şunu bilsin: Bu kararlar nihai değildir. Nihai kararı millet verir.”

ÜSTÜ BİZİMDİ, ALTINI DA ALACAĞIZ

Genel Müdür Sinan Aksu’ya soruyorlar “Yerebatan Sarnıcı’nı Bizanslılar mı vakfetmiş?” diye. Aksu’nun yanıtı şöyle oluyor:

“Hayır efendim. Yerebatan Sarnıcının üstü zaten vakıfların. Altı da bizimdi. Fakat bugüne kadar el atılmamış. Yerebatan Sarnıcının da dosyasını hazırlıyoruz. Daha almadık ama belgelerimiz çok net. Yani biz Osmanlı belgeleriyle buranın bizim olduğunu ispatlamazsak hiçbir devlet kurumu bize bir şey vermez.

İstanbul sarnıçlarıyla ilgili tek tek vakfiyelerini tutup da ‘Bunlar milletin hizmetine hayrat olarak vakfedilmiş’ ifadeleriyle ben bunları götürüp vermesem bana bunları kim verecek? Galata Kulesinin elimizde o kadar sağlam belgeleri var. Davası ancak iki yılda sonuçlandı.”

Genel Müdür Sinan Aksu, “Ben bu kurumu sırtıma alıp götürmeyeceğim. CHP de, başka parti de iktidara gelse bu kurum yine onun. Vakıflar bunları alıp satmıyor, yurt dışına götürmüyor. Yine bu milletin değeri olarak duracak. Belediyeler arasında parti ayrımı gözetmiyoruz” diyor.

MESLEK FABRİKASI NE OLACAK?

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1926 yılında imzaladığı kararnameyle belediye mülkiyetine geçen İzmir’de “Meslek Fabrikası” olarak bilinen tarihi binayı Vakıflar Genel Müdürlüğü almak istiyor. Binanın, vakıflara devriyle ilgili dava süreci devam ederken, önceki gün 04.45 de bina polis çemberine alınmıştı. Halk ayağa kalktı. Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, “Bu binayı Atatürk belediyeye tahsis etti. Bu gasptır, çökmedir” dedi. Başkan, bina önünde sabaha kadar nöbet tuttu.

Vakıflar Genel Müdürü Sinan Aksu’ya, “Başka belediyelere yaptığınız gibi, İzmir Belediyesi de bunları sizden kiralayıp kullanamaz mı?” diye sordum. Yanıtı şöyle oldu:

“Bize, binanın halk eğitim tarzı bir kurs niteliğinde olduğu söylendi. Biz de aslında halk eğitimi çıkartmayacaktık. Sonra sadece giriş katının kurs merkezi olduğunu, üst kısımların tamamen ofis ve depo olduğunu gördük. Yani burasını ofis yapacaksanız korkunç paralar eder. Kiralamaya kalksanız şu anda ayda 5 milyona müşteriler var. Ama biz ne kiralayacağız ne satacağız. İstanbul Rami Kütüphanesi tarzında öğrencilerin parasız çay- kahve içeceği, bahçesinde oturabileceği kütüphane açacağız. Vakıfların restorasyonları, hayır işleri bizim de içimizi rahatlatıyor.”

Kamu binasının polis ablukasında tutulması, başkanın gece-gündüz bina önünden ayrılmaması gözleri İzmir’e çevirdi. İmamoğlu, onca sıkıntısı içinde cezaevinde “Yerebatan Sarnıcını” düşünüp buraya “çökme”den söz ediyorsa sorun büyük demektir. Gelişmeleri izleyip görelim...

Yazarın Diğer Yazıları