Duruşmaya verilen aranın ardından savunmasını yapmak üzere kürsüye çıkan İmamoğlu, açıklamalarında şu ifadeleri kullandı:
-Benden önce dinlemiş olduğumuz sanık Hüseyin Bey’in ifadelerinden sonra anlatacaklarım daha da zorlaştı. Aslında anlatacaklarımın hiçbirisi Hüseyin Bey’le ilgili değil zaten.
-Devletimiz, milletimiz adına utanç verici bir iddianameyle muhatabız. Benim muhatabım da Hüseyin Gün değil zaten. Deli kuyuya bir taş atmış, istiyorlar ki birileri çıkarsın. Açıkçası ben bu minik akıllı kişiyi muhatap almayacağım. Boş bir iddianame olduğunu bilmeyen yok.
-Bunun bir benzerini hemen yan salondaki diğer davada yaşıyoruz. Hüseyin Bey’in ifadelerinden sonra da bütün yargılamaların yapıldığı davaların tümüyle siyasi olduğu, bu devletin ve milletin zararına, menfaat karşılığı yapıldığı; bu işlerin muhatabının da başından beri İstanbul’da bu işleri yürüten iddia makamı olduğunun da altını çizeyim.
-Çok rahatım, çok gururluyum; burada verdiğim mücadeleden dolayı gururluyum. Bu büyük mücadelenin minik beyinlere nasıl zarar verdiğini tek tek görüyoruz. En büyük muhalefet mücadelesi bugün Silivri’de görülmektedir.
-Bu mücadeleyi kimi zaman 12 metrekarede, kimi zaman davaya dönüşmemesi gereken kuru iftiralardan oluşan yargı süreçlerinde görüyoruz. Tecritler, baskılar, psikolojik işkenceler altında; insan haklarının ve hukukun yerle bir edildiği, çiğnendiği koşullarda veriyoruz bu mücadeleyi.
-Hukuka aykırı usuller, baskı ve sahtecilikle bu süreçlere maruz kaldım. İddia makamı eliyle sahtecilik, sahte belge düzenlemek diyorum. Bugün de onun bir başka perdesini yaşıyoruz. Sizin yüce makamınızın, kutsal konumunuzun yerle bir edilmesinin altlığı budur. İddia makamının tehditleri, rehin almaları, uydurma belgelerle bir düzen kurulmuş; bu düzeni ayakta tutmak ve koltuktan kalkmamak adına siyasi müdahaleler, oluşturulan senaryolar ve o senaryolar üzerinden bunu uygulayan aparatlar…
-Burada ifade veren şahıs, etkin pişmanlık konusunda konuşmaktan imtina etti. Türk hukuku insanları bu duruma düşürüyor. Ne tehditler, ne tecritler, ne olmaması gereken durumlarla karşı karşıya bu insanlar. Yargılama diye bir şey yok; suç yok, delil yok. Buna rağmen deniliyor ki: ‘Suçsuzluğunu ispat et…
-Önce bir suç vardır, ispatlanır; sonra suçsuzluğu ilan edilir.
-Burada da asrın iftirası: İBB davası. İftira dolu. Bu anlayışın her birisi çarpıcı örnekleridir. Beşinci defa yenecek diye rakibini imha etme üzerine kurulan yargı saldırısı altındayım. Bu iddianame tam bir hukuk cinayetidir. Şunların hepsi çöp, hepsi… Sorsanız iddianame hazırlamışlar.
-Tek bir sayfasını hiçbir iddianamenin okumadım. Gerek duymadım. Okumayacağım. Ama burası yeter. Sonu buna kim casusluk davası diyebilir? Bu siyasi bir dava. Benim neyim varsa bu ülkede; ama birilerinin varsa getirirler. Bu ülkeye yazık ediyorlar. Yazık Mehmet Şimşek’e…
-Casusluk… Gerçekten absürtlükte sınır tanımayan, utanç verici bu suçlamaya karşı savunma yapmayacağım. Yargı eliyle her türlü baskıyı, hukuksuzluğu yaşadım, yaşıyorum; aile boyu yaşıyorum. Bir bakan ağzıyla bir şantajın bu ülkede nasıl yapıldığını yaşıyoruz. Casuslukmuş… Bunu da yaşattılar bize. Casusluktan Ekrem İmamoğlu’nu tutuklamak, hukukla açıklanacak bir şey değil. 'Dilinle şu salonu yala, temizle' deseler onu da yapacak bir zihniyet
İmamoğlu, "Casusluk" iddianamesini havaya kaldırdı ve "Ben buradan ilan ediyorum. Ne bu iddianameyi ne de 4 bin sayfa İBB iddianamesini okumadım okumayacağım. Çöptür bu" dedi.