Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
2017: Türk sinemasının gişe telaşı
2017: Türk sinemasının gişe telaşı
Geçen yıl, yani 2016’da vizyona giren 135 yerli filmden 58’i 10 bin seyircinin altında kalmıştı. Neredeyse bu filmlerin yarısı çok kötü batmıştı yani. Bu yazı yazılırken 2017’nin bitmesine henüz 10 gün kadar vardı. Bu zamana kadar gişede 10 bin seyirciyi bulamayan film sayısı 51. Bu sene ise vizyona giren film sayısının 145’i bulması bekleniyor. Demek ki neredeyse seyirci önüne çıkan her üç filmden biri çok kötü şekilde batıyor. 10 bin seyirciyi geçip de batanları da dahil edersek tablo hiç de iç açıcı gözükmüyor.
Burak GÖRAL
Kültür Sanat 20 Aralık 2017 - 14:03

Geçen yıla göre daha çok yerli filmin vizyona çıkmış olmasına rağmen, 1 milyon bilet satışını geçen yerli film sayısı yine geçen yıla göre düşük. Bu sene 1 milyon seyirciyi geçen 7 Türk filmi var (Geçen yıldan devam eden “Dağ 2”yi bu sayıya dahil etmedim). Oysa geçen yıl bu sayı 11'di.

Geçen yılın 50. haftasıyla bu yılın 50. haftasının seyirci sayıları karşılaştırılınca bu senenin satılan bilet sayısında 12 milyonluk bir artış olması çok dikkat çekiyor doğrusu. Ama bu farkın ‘yeni seyirci' katkısıyla oluştuğunu söylemek ne derece mümkün? Bu sene geçen yıldan farklı olarak Türk sinemalarında birkaç ‘özel film' bir araya geldiği için bu fark oluşmuş durumda kanımca. Sadece “Recep İvedik 5” ve Türkiye'nin Oscar aday adayı olarak belirlediği “Ayla”nın toplam seyirci sayısı 12 milyonu buluyor. “Hızlı ve Öfkeli 8” 2015'teki önceki filmi kadar (2,5 milyondan fazla) bilet sattı neredeyse -ki 2010 yapımı ‘Avatar'dan beri Türkiye'de en çok izlenen yabancı film rekorlarının sahibi de bu iki film.

ivedik2

Recep İvedik 5 7 milyon 437 bin 50 kez izlendi.

Aslında satılan bilet, kullanılan salon ve aktif olan yapımcı/stüdyo sayısının sınırlı olmasına göre oldukça yüksek bir sayıda film üretiliyor Türkiye'de. Yılda 120-150 adet arasında Türk filmi bir şekilde vizyona girme şansı yakalıyor.

Bu arada Türk televizyon kanallarında her akşam yayına girmesi için 8-10 tane, ısrarla reklam kuşaklarıyla birlikte süresi üç saati bulan 110-120 dakikalık diziler üreten sektör, bir yandan da sinemaya film yetiştirmeye çalışıyor. Çekilen filmlerin de kabaca bir hesapla, yüzde 70'inin televizyondaki dramalardan pek farkı yok üstelik! Pardon, sinema filmlerimizde tv dizilerinden farklı olarak küfür edilebiliyor!

Müthiş bir sinema salonu rezervasyonu kavgası var. Bütün filmler yüksek adetli kopyayla, alabildiğine fazla salonda gösterime girmeye çalışmakta. Herkes filmini “The Godfather” kadar başyapıt ya da “Avatar” kadar ticari görüyor.

Oysa fotoğrafa biraz daha uzaktan bakınca enteresan bir tablo çıkıyor ortaya. Yerli filmlerin gelir pastasının yüzde 70'i ‘box office' listesinin ilk 7-8 filmine ve onların güçlü yapım şirketlerinin hanesine giderken, kalan yüzde 30'u neredeyse yüzden fazla filme ve sektörü oluşturan yine büyük ve diğer ölçekteki yapımcılar arasında paylaşılıyor. Fazla dengesiz bir tablo bu.

SEYİRCİNİN TERCİHLERİ NE? 

Türk seyircisini yakalamanın henüz kağıt üzerine yazılabilecek net bir formülü yok işin tuhafı. İnsanların ne izleyeceklerini çok iyi bildiği, hatta 3 dakikalık fragmanını izlese bile filmin tamamını izlemiş kadar olabileceği “Recep İvedik 5”, neredeyse 7,5 milyonluk bir bilet satışıyla zirveye oturabiliyor. Çünkü 7+ sınıflandırmasıyla çocukların da salonları doldurmasına olanak sağlanıyor. Türk sinema sektörü çocuklar için bu sene sadece 5 tane film üretmiş. Bu filmlerin üçü hiç rağbet görmezken, en rağbet görenlerinden “Pepee: Birlik Zamanı”nda çocuklar ağlayarak ve korkarak salonları terk etmiş! Çocuk izleyiciler kendilerine yönelik sinemayla en çok yabancı animasyonlarda buluşuyorlar. Ya da “Recep İvedik 5” gibi kaba komedilerde!Buna karşılık “Yaşamak Güzel Şey” gibi seyirciyi kandırmayan, kimseyi aşağılamayan, bir meselesi/derdi olan iyi bir komedi filmi de 75 binde kalabiliyor. Yani maalesef niteliğin yüksek oluşu bazen gişede ters etki yaratabiliyor.

İyi bilet satan yerli filmlerimizden ikisi “Yol Arkadaşım” ve “Aile Arasında” özgün konular barındırmamalarına rağmen, özenli prodüksiyonları, gerçekten komik sahneleri ve iyi oyuncu performansları sayesinde seyirciden kabul gördüler.

“Dağ 2” geçen yıl olağanüstü bir gişe başarısı elde edince bir anda ortalığa bir sürü asker dizisi-filmi salındı. Ama bu filmlerin hiçbirinin sinemada esamisi okunmadı! Star oyuncularla dolu, pahalı bir prodüksiyon olarak “Cingöz Recai” vizyona girdi, ama hatalarla ve yanlış tercihlerle dolu senaryosu yüzünden kimseye yaranamayan bir film olup çıktı.İlk filmi 2 milyon bilet satmış “Kardeşim Benim”in ikincisinden de aynı performans beklenirken ilkinin dörtte biri kadar bilet satışı yapması hayal kırıklığı yarattı. Çok satan bir gençlik/ergen romanı uyarlandı, yine gişede beklentinin altında kaldı (Kötü Çocuk). Ülkemizde de çok beğenilen bir Hollywood komedisinden ‘esinlenerek' (!) yapılan “Mutluluk Zamanı” yıldız oyuncularına rağmen sönük bulundu. Buna karşılık değişik hikayesi ve dinamik anlatımıyla bizde pek sık karşılaşılmayan bir gençlik komedisi “Biz Size Döneriz” hiç ilgi görmedi… Daha önce Irak, Gladio, Filistin meselelerinde gayet yüksek biletler satan “Kurtlar Vadisi” ekibi, “Vatan” adını verdikleri yeni filmleriyle seyirciden en az ilgi gören filmlerine imza atmış oldular.Seyirci sadece gülmek istiyor, bize dram hikayeler getirmeyin diyen yapımcılara inat “Ayla”, hem duygusal hikayesi sayesinde hem de ‘Oscar adaylığı'nı daha önce görülmemiş bir şekilde reklam malzemesi haline getirdiği için 5 milyon izleyici toplayabiliyor. Gülse Birsel'ın akıcı senaryosundan çekilmiş “Aile Arasında”, seyircisine yepyeni bir hikaye sunmuyor belki, ama yer yer zeki esprilerle, yetenekli isimlerden oluşturulmuş oyuncu kadrosuyla, müzikleri, şıkır şıkır görüntüleriyle samimi bir tablo çıkartabiliyor ortaya.

Bazı sosyal medya fenomenleri uydur kaydır içeriklerini sinemaya da taşımaya başladılar işin fenası. “Cumali Ceber: Allah Seni Alsın” adlı güzide film (!) bir Recep İvedik vakası yaratmasa da 500 bine yakın seyirci buldu kendisine. Daha nitelikli bir YouTube ekibinin filmi “Oha Diyorum” ise gişede onun yarısı kadar çalışabilmiş. Önümüzdeki senenin en büyük hitlerinden birinin de bir YouTube fenomeninin ilk filmi olması bekleniyor!

SENARYO PROBLEMİ

Özellikle de 2000’li yılların Türk sinemasında en büyük sorunun senaryo olduğu her fırsatta dile getirilen bir gerçek. Bunu yönetmenler de, yapımcılar da çok iyi biliyor. Herkes iyi senaryo sayısının azlığından ve senarist bulamamaktan şikayet ediyor. Ama seyirci profili kendisini bir türlü açık etmiyor işte. Bunu sever diyorsun sevmiyor, hesapla kitapla bir proje oluşturuyorsun ve “artık bunu kesin sever” diyorsun, o da beklenileni vermiyor. Bir bakıyorsun hiç düşünmediğin türden bir film bir anda ilgi çekmiş. “Hemen o türden ben de yapayım” diyorsun, sonra o da tutmuyor!

Aslında sektörün bu durumda yapması gereken tek şey; iyi hikayelere tutunmak. Benzer temalarda olsa da farklı açılardan seyirciye yaklaşan hikayeler yapılmalı. İyi ve değişik hikayeler güçlü senaryolarla gerçekleştirilmeliler. Seyirci artık hem evinde hem de sinemada tam bir drama bombardımanı altında. Her gece bir ya da iki uzun Türk dizisi izliyor mesela. Bu kişiden de en azından her hafta bir tane film için para verip sinemaya gitmesi bekleniyor. O zaman onu yakalayacak sağlam kancalar taşıyan hikayeler yaratılmalı. Televizyonda hiç izleyemeyeceği bir hikaye sunmalı mesela ona. En çok da yılda 4-8 arası film çeken büyük yapımcılar denemeli bunu. Kendilerine yeni alanlar açmak için yılda bir-iki tane farklı türden filme şans vermeliler.

Bir senaryo terimi olan ‘kanca'; hikayenin temel çatışmasını yaratan yani hikayeyi harekete geçiren, eğlenceyi veya ilginçliği başlatan bir ikilem ya da uyumsuzluktur. Bizim birçok filmimizde böyle bir kancanın varlığından bahsedilemez ya da basit bir klişeden ibarettir. Gülse Birsel yetenekli bir komedi yazarı olduğu için “Aile Arasında” çok güçlü kancalara sahip olmasa da durumu idare edebiliyor. “Ayla”nın kancası da sağlam ya da tahmin edilemez değil, neredeyse sonunu bildiğimiz bir hikayeyi, senaristi Yiğit Güralp son derece duygusal bir üslupla ele aldığı için seyircinin ilgisini ve sevgisini kazanıyor. Bu senenin yerli filmlerine şöyle bir bakarsanız eğer 10 tane sağlam ve değişik kanca içeren filme rastlayamazsınız.

ayla

Oscar aday adayı olan Ayla, Akademi'nin duyurduğu 9 filmlik listede yer bulamadı.

Gişe filmleri yapanlar zaten senaryo sorunlarına çok önem vermiyorlar. Çünkü yukarıdaki bazı örneklere bakınca seyirci bozuk bir senaryoyu filmin başka öğeleriyle telafi edebiliyor. Yapımcılar için de önemli olan seyirciyi sinema salonuna sokmak. İçerde oldukları süre içinde de onları ‘eğlemek'. Seyircinin yıllarca unutamayacağı bir film izletmek değil yani meseleleri.

Genç sinemacıların sinemaya adım attıkları filmlerdeki senaryo sorunlarının en önemli nedeni ise kendi başlarına yazdıkları senaryoları yeterince çalışmadan sete girmeleri. Olgunlaşmamış, henüz son versiyonuna ulaşılamamış senaryolarını bir an önce görüntüyle buluşturmaya çalışıyorlar. Ellerindeki senaryoları ‘bitti' zannediyorlar.

Ama gençler ne yapsınlar; ağabeyleri ve ablalarının filmlerinde de senaryo arızaları yok mu hiç? Artık onuncu sinema filmini çeken bir senarist/yönetmen hâlâ arızalı bir senaryodan arızalı bir film çıkarmıyor mu? Ya da sırtını sağlam bir orijinal filme dayamasına rağmen ‘yeniden çevrim yapacağım' diyerek enteresan bir hikayeyi kendi elleriyle bizzat bozan senarist/yönetmenler yok mu?

Türk sinemasının ciddi bir senaryo sorunu var. İçerik anlamında en büyük sorunu budur ve çözümü için de hiçbir şey yapılmamaktadır! İçeriden biliyoruz ki kimi zaman iyi senaryolar da yapımcılar, yönetmenler ve hatta bazen de oyuncular tarafından bozulabilmekteler. Senaristler ya da yönetmen senaristler de kendi senaryolarını egosal sorunları yüzünden mahvedebilmekteler. Oysa senaryolar üzerinde sıkı çalışılması gereken teknik metinlerdir. Doğru insanlara okutulmalılar. Üzerine emek verilmeli, saatlerce konuşulmalı, günlerce çalışılmalı.

Yılda yüz elli film üreten bir sektörde sinema sanatını 10 filmde zar zor konuşur olduk… Sendikalaşma yok, meslek içi eğitim yok, tekelciliğe karşı bir çözüm arayışı yok, filmlerin niteliklerini nasıl arttırırız kaygısı, yeni oyuncular, teknisyenler yetiştirmek yok, ‘oto-sansür ve sansürcülük'e karşı bir atılım yok, niye bu kadar ‘etkisiz, suya sabuna dokunmayan' filmler yapıyoruz diye bir kaygı hiç yok! Tek bir amaç var para kazanmak; Tek bir taktik var: bam bam bam!

Not: Yazının başındaki istatistik bilgiler için boxofficeturkiye.com sitesinden faydalanılmıştır.

Son güncelleme: 14:08 - 20.12.2017