Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
Ahmet Ali Arslan: ‘Hayatta güzellik yaratmayı seviyorum’
Ahmet Ali Arslan: ‘Hayatta güzellik yaratmayı seviyorum’
Daha önce 'Su Akar Deli Bakar' ve 'Bahara Övgü' EP'leri ile dikkat çeken Ahmet Ali Arslan, 'Günaşığı' albümüyle dinleyicilerin karşısında arz-ı endam etti. Yeni albümü vesilesiyle bir araya geldiğimiz Arslan, hem yeni albümünü hem de müzikal serüvenini anlattı ve şöyle dedi: "Hayatta güzellik yaratmayı seviyorum. Çevremde de güzellikler olsun istiyorum."
Sercan MERİÇ
Kültür Sanat 24 Nisan 2018 - 12:50

Kartonetten başlayalım isterseniz… Çok güzel bir kapak görseli var. Şantiye, gökdelen, kaplumbağa… Nasıl ortaya çıktı?
İstanbul’daki günlük hayattan, vasatlıktan, çirkinlikten çıktı ortaya… Bu hayattan bazı güzellikleri fark etmek… Küçük detaylardan mutlu olabilmek veya onun hayalini kurabilmek kavramlarından çıktı. Kapağa baktığında, gözüne gözüne sokmuyor böyle bir şeyi. Biraz daha fantastik gözüküyor ama aslında albümdeki sihirli gibi hayal ettiğim sound’a uyuyor.

Günaşığı albümünün dikkat çeken bir sound’u var. Sakin bir müzik. Yaylılar daha fazla. Yolda yürürken değil de, oturup sakince dinlenecek bir albüm. Düşündüklerinizle ortaya çıkan şey uyuşuyor mu?
Uyuşuyor evet. Ben, aslında biraz daha Türk müziği tarafından gelip şarkı yazıyorum. Esin kaynağım o. İşinde usta insanlarla tanışma şansımız oldu. Onların da eklediği temizlik var. Şarkılar dinginlikte birbirine benzese de aynı şeyi söylemiyor aslında. Bu yüzden ne mutlu!

gunasigi
‘Bir sentezdense, yeni bir şarkı yazma üslubu olarak’ tarif ediyorsunuz albümü. Bunu biraz açabilir misiniz?
Benim kafamda sentez şöyle bir şey; bir şarkı yaparsın ve onu bir sound’la buluşturursun.

Aranjeye bakar…
Evet, aynen öyle. Onun içine elektronik de, arabesk de katabilirsin. Prodüksiyonda bunlar makul ve olabilir şeyler. Ben de sentezi negatif manada söylemiyorum. Benim şarkıların istediği sound’un da yaptığımız gibi olduğunu düşünüyorum.

‘ŞARKILARIN KENDİLERİNDE MAKAMSALLIK VAR’

Sözden mi yola çıkıyorsunuz şarkılarda?
Yok, sözden yola çıkmıyorum. Şarkıların kendilerinde makamsallık var. Türk müziği ritmleri var. Sonradan eklenmiş şeyler değil. Bu yüzden zaten bu sound’u istediğini düşünüyorum şarkıların. Üstten gidilmiş bir şey değil. Umarım da öyle tınlamıyor. Sözlerde de tabii ki İstanbul melankolisi ve o çeşit bir romantizm var.

Son dönemlerde bahsettiğin Türk müziği formuna yönelik bir dinleyici talebi var. Bu dönüşü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben aslında o bahsettiğin dönüş içinde miyim, değil miyim bilmiyorum. O müziğin görünürlülüğü arttı bir şekilde. Geçtiğimiz 15 senenin matematiğinde böyle bir gerçeklik var. Hem konser babında hem dizilerde çalması bakımından… Öyle bir dönüşün olduğunu ben de hissediyorum. O insanlara hitap etmek isterim tabii ki. Geleneksel müzik dinleyicisine aslında yeni yazılmış şarkı dinletmek o kadar da kolay değil. Bir yandan da batılı formda şarkılar aslında, ne kadar teknik yapıları buralı olsa da. O iki dinleyiciyi umarım buluşturabilirim bir gün. Öyle bir hayalim var tabii.

‘BİR RUTİN YOK’

Şarkı sözlerin de sound gibi sakin… Klişe de yok, çok uç, çok soyut şeyler de yok… Nasıl yazıyorsunuz? Bir rutininiz var mı yazarken?
Bir rutin yok aslında. Bazen açılan, bazen açılmayan kanallar var gibi. Uzun süre üzerinde çalıştığım şarkılar da oluyor. Ama genelde daha hızlı çıkan şeyler de oluyor. Hikayelerimiz mesela 15 Temmuz’dan sonra çıktı. Birbirimize tutunmuştuk. Çevremdeki insanlardan geldi o ilham. Ağır bir zamandı ve ağır hissediyorduk. Oradaki dramayla birlikte güzelliği de görmek çıkarmıştı şarkıyı. Bazen de bir arkadaşımla konuşurken laf arasında bir şey söylüyor. ‘Dur, dur!’ diyorum ve not ediyorum. Sonra o kendisine yer buluyor bir yerde.

ahmetaliarslan2
Orhan Veli’ye de ‘Ben Sana Hayran’ şarkısıyla bir selam gönderiyorsunuz…
Evet, ‘Ben sana hayran/Sen cama tırman’. Aslında çok da şiir okumadan önce çıkmıştı ortaya. Annem Boğaziçi Üniversitesi’nde edebiyat bölümünde akademisyen. O söylerdi bana çocukken. O şarkının orasına cuk diye oturdu sözler de.

Nasıl bir çocukluk dönemi geçirdiniz? Müzikle tanışmanız, beste yapmanız nasıl başladı?
Mersin doğumluyum. Bir yaşından itibaren İstanbul’da büyüdüm. Liseyi Robert Koleji’nde okudum. Orada çok büyük şanslar verildi bize. Enstrüman çalma, sahne verme bakımından. Daha önce gitar dersleri almaya başlamıştım ama asıl müziğe bağlanmam lisede oldu. Daha sonra ABD’ye gittim okumak için. Orada radyoculuk yapmaya başladım. Buranın müziğini sunarken, kafam da buraya geldi. Türk müziğine eğildim. Bu şarkıları o süreçte yazmaya başladım. Çok da bugün yazdıklarımı söyler miyim diye düşünmüyordum. Bu albümde de o dönemde yazdığım şarkılar var. Islak, Rüya Bitti, Mehtap, Gözlerimdesin öyle…

Midilli?
O yeni. İki yaz önce yazmıştım.

ERKAN OĞUR, İNCESAZ…

Herkes giderken, siz dönmüşsünüz…
Evet, öyle bir durum oldu. Burasının müziğiyle uğraşmak zorundaydım. Elektronik okudum aslında. Ses mühendisliğine devam ettim sonra. İTÜ’de master yaptım. Zaten üniversiteye giderken de amacım müzikle ilgilenmekti. Elektroniğin sesle ilgili kısımlarıyla ilgilendim. Sonra baktım, o iş iş değil. Müziğin kendisiyle ilgilenmek istiyordum ve döndüm. Şimdilik de pişman değilim.

Beslendiğiniz bir damar var mı? Kişi, ekol, tür minvalinde…
Erkan Oğur var tabii ki. İncesaz var… Onların düzenlemeleri baya kafamı açtı. Zaten, bu enstrümanların biraz daha popüler besteler içerisinde kullanılmasına etki etti. Onun dışında zaten şarkı yazarlarımız var; Fikret Kızılok, Bülent Ortaçgil… Ara Dinkjian var… Bu isimleri söyleyebilirim.

ahmetaliarslan3
‘DÜNYADA ANLAM ARAYIŞI VAR’

Müzik yaparken, müzik aracılığıyla kendinizi ifade ederken temel motivasyonunuzu nasıl tarif edersiniz?
Bir kere başta türlü olamazdı. Kendini ifade etmekle alakalı dediğin gibi. Hayatta güzellik yaratmayı seviyorum. Çevremde de güzellikler olsun istiyorum. Güzel insanlarla vakit geçiriyorum. Bu aslında. Yaptıklarımı paylaşmak da çok büyük bir motivasyon. Bir şarkıyı çıkardığım an mutluluk anı. Bu şarkıların söylenmesi, paylaşılması çok önemli. İlk aşık olduğum zamanlarda, 15-16 yaşlarında dünyayı kurtaracağımı düşünürken, bu hissi keşke paylaşabilsem demiştim. Şimdi tabii düşününce o zamanlardaki bene ‘Kimsin lan’ da diyebiliyorum (Gülüyorum).

Asıl olan da bir yerde kişisel tarihimiz ama… Dediğin şey çok anlamlı bence. Biz hissettiklerimiz bu şekilde paylaşmak, duyurmak noktasında cesur değiliz. Bunu cürret etmeyi öğretmiyorlar. O yüzden çok iyi yapmışsınız…
Eyvallah! O şekilde geldi ve o şekilde gidiyor.

Anlam meselesine de değiyor bahsettiklerimiz. 2000’den sonra dünyada ‘anlam’ arayışı arttı. ABD’de de yaşayan, burada da yaşayan biri olarak bunu fark ettiniz mi?
Fark edebiliyorum evet. Orada da var bu. Bizim annelerimiz-babalarımız eşek gibi çalışmışlar. Biz de eşek gibi çalışıyoruz. Ama, ‘hayat bu olmamalı’ anlayışı da var. Bu tabii ki bunu söyleyebilmek lüks. Bunu uygulamak çok zor maalesef. Zor konular… ABD’de okurken, arkadaşlarım arasında da vardı bu arayış. Dünya da politik olarak karanlığa gidiyor. Burada işin tragedyası biraz daha sert. ABD’dekiler bu kadar duygusal yaşamıyorlar. O duyguların ve tragedyaların hikayeleştirildiği ve göz önüne çok serildiği bir şeyi yaşıyoruz. Orada bu kadar romantizm yapmıyorlar.