Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
Ahmet Telli: Modern şiir anti-lirik bir yolda ilerliyor
Ahmet Telli: Modern şiir anti-lirik bir yolda ilerliyor
“500. Ölüm Yıldönümünde Leonardo Da Vinci’ye Saygı” projesinde yer alan usta sanatçılardan birisi de şair Ahmet Telli'ydi... Çocuksun Sen, Hüznün İsyan Olur, Bakışın Senin, Saklı Kalan, Barbar ve Şehla gibi nice kitabı ile şiir evrenimizin en önemli isimlerinden olan Telli, Da Vinci için "Sanat ve bilim dehası olarak yaşadığı çağın karanlık perdesini yırtan birisi" tanımını yapıyor. Telli, modern şiirle ilgili görüşlerini de şöyle dile getiriyor: "Modern şiir gelenekleri altüst ederek anti-lirik bir yolda ilerliyor. Türkiye’de son yıllarda yazılan şiir de bu bağlamda. Algı aralığında yeni bir görsel dil. Anlamaya değil, anlamlandırmalara açık."
Sercan MERİÇ
Kültür Sanat 20 Ekim 2019 - 07:00

Da Vinci’nin son yıllarını yaşadığı şatoya gerçekleştirilen gezinin sizde bıraktığı izler nedir?
Rönesans elbette birdenbire ortaya çıkmadı; karanlık bir çağ olarak adlandırılan Ortaçağ sürecinde coğrafi keşifler, bilimsel ve sanatsal çabalar içten içe Avrupa'da gerçekleşiyordu. Bu bağlamdaki birikim, fikri altyapının da yoğrulmasına yol açmış, gerici ve dinci egemenliğin, feodalitenin yerine Rönesans düşüncesi hayat bulmuştu. Umberto Eco'nun üç bin sayfayı bulan dört ciltlik Ortaçağ kitabı (Türkçeye de çevrilmiştir), bu dönemle ilgili fikrimizi, bilgimizi zenginleştiren müthiş bir yapıttır. Leonardo, sanat ve bilim dehası olarak yaşadığı çağın karanlık perdesini yırtan biridir. Sanatın ve bilimin ortak noktasının sezgi olduğunu düşünüyorum. Sezgi bir gelecek tahayyülü olarak Da Vinci'nin hareket noktasıdır. Son üç yılını geçirdiği şatoyu ve şatoya dahil bahçeyi gezerken, gözlemlerken onun hayaleti yanımdaydı sanki. Büyülü bir atmosfer içinde etkileniyorsunuz, etkilendim. Da Vinci 16. yüzyıl insanı ama sanki birkaç yüzyıl sonrasına bir düş-mektup yazıyor gibiydi. Bu düş-mektubu okumaya çalışıyorum gezi sürecinde ve gezi bitiminde.

Siz Da Vinci’ye Saygı projesi kapsamında neler yapacaksınız?
Yapacağım şey biraz önce söylediğim düş-mektubu okuyarak yazılı bir metin oluşturmaya çalışacağım. Bir süre düşüneceğim elbette. Düşündükçe metnin çatısı belirecek ve olgunlaşacak sanıyorum.


Birlikte Amboise’a gittiğiniz ekip ağırlıklı olarak plastik sanatlarla ilgilenen ustalardı. Siz de bir şiir üstadısınız. Şiirlerinizle Da Vinci arasında daha önce hiç ilişki kurmuş muydunuz?
Yazdığım şiirlerde olmasa bile deneme yazılarında plastik sanatlara, fikir ve sanat ilişkisine dair değiniler vardır. Da Vinci, belli ki salt plastik sanatların, mimarinin, botaniğin ve mekaniğin alanıyla ilgilenenlerin değil, düşünme ve varoluşu sorun eden herkesin ilgi alanıdır.

‘YAZMAK İSTEDİĞİM METİN SILADIR’

Da Vinci usta bir sanatçı ama aynı zamanda kral için silahlar, savaş makineleri de tasarlıyor. Bununla ilgili ne söylersiniz?
Yaratıcının dehası, yarattığının nesne olarak kullanımının işlevselliğinden çok, soyut bir fikrin somutlandığını görmeyi amaçlar. Bugünkü fikri donanımımızla değil, o günün gerçeğiyle anlayabilir, anlamlandırabiliriz. Fatih'in toplarına yöneltmediğimiz karşı görüşü, elbette Da Vinci'nin yaratılarına da yöneltemeyiz. O bir mekanik dehası ve hayalperest.

Fransa’ya yaptığımız bu gezide aklıma sık sık Gurbet Elbet Olacaktır şiiriniz geldi. Sizin kendi şiirlerinizden en çok anımsadığınız, bu yolculuğa yakıştırdığınız şiiriniz neydi?
Gurbet, mekân yahut mesafeyle düşünülecek bir olgu değildir günümüzde. Gurbet, iç yolculuğumuzda belirir ve tahayyülümüzle gerçeğimiz arasındaki uçurumdur. Şimdi bu yolculuk sonrası yazmak istediğim metin sıladır, oraya ulaşırsam vuslat gerçekleşmiş demektir.


Fransa’da çok vakit geçiremedik ama buradaki sosyal yaşamla ilgili gözlemleriniz nedir?
Gittiğimiz kasaba küçük bir tatil köyü gibi. Telaşsız, dingin insanlar. Tarihin içinde ve tarihin farkında olmanın getirdiği arınmışlık. Kasabanın dışı göz alabildiğine evcilleşmiş bir doğa. Her an önünüze sincap, tavşan, sülün çıkabilir. Nehirler tertemiz. Doğa kadar doğanın içindeki yaratıklar da güvende.

Şiirlerinizde Paris Komünü olmak üzere Fransa’ya dair birçok anlatı mevcut. Ah Manuşyan’da mesela “Ve Paris o gün Kızıl Afiş’le donanmıştı” diyorsunuz. Bugünlerde de Sarı Yeleklilerin eylemleri ile inliyor Paris sokakları. Bu direniş hali sizde ne hissettiriyor?
Paris'e giremedik, gezi programında yoktu. Ama iki yeri görebilme umuduyla erken yola çıktık ama, Sarı Yelekliler'in trafiği altüst etmesi nedeniyle göze alamadık bunu, uçağı kaçırabilirdik çünkü. İlk ortaya çıktığında kalbimiz Sarı Yelekliler'den yanaydı. Komün ruhu canlanıyor sananlarımız bile vardı. Şimdi hangi durumda bilmiyorum. Şiirlerimdeki Paris, Komün günlerinin ruhu ile İkinci Savaş sırasındaki direnişçilere duyduğum hayranlığın ifadesidir.


‘HER SANATÇI İLLE DE AYDIN OLMAYABİLİR’

I. François’nın av şatosu, feodaliteye dair, sınıf farklılığına dair çok önemli hisler uyandırdı bende. Size hissettirdikleri neler oldu?
Av şatosunun planlarının da Da Vinci'nin yaptığı yakın zamanlarda belli olmuş. Aristokrasinin dünyası işte o şato ile etrafındaki doğa parçası kadardır. Orada kendinize ait bir hikâye kuramazsınız ama, bu ihtişamı hangi emeğin yarattığı sorusu da aklınıza gelir. Piramitler'in de Mısır'daki köle emeği ile yükseldiğini düşünürsünüz.

Şiir ve anti-şiir ile ilgili çok önemli bir açıklamanız vardı. Bugünün şiirini anti-şiir olarak tanımlama nedeniniz nedir?
Modern şiir gelenekleri altüst ederek anti-lirik bir yolda ilerliyor. Türkiye'de son yıllarda yazılan şiir de bu bağlamda. Algı aralığında yeni bir görsel dil. Anlamaya değil, anlamlandırmalara açık. Gelenekçiler anti-şiir diyor buna. Elbette caz, rock dinleyen yeni kuşaklar türkü ya da şarkıya uzak duracaklardır, anlaşılır bir şey bu. Şiirde de hikâye değil anlamlandırdığın kadarıyla senin olan metinlerle karşı karşıyayız.

Bu projede bizi buluşturan Onay Akbaş’ın çok güzel bir tarifi vardı sanatçı olmak ile ilgili, “Sanatçı çağının tanığı değil, sanığı da olabilmeli” diyordu. Bence bu tanım size oldukça uyuyor. Siz, çağınızın hem tanığı hem de sanığı olan bir şairsiniz. Peki, sizce sanatçı nasıl bir tavır geliştirmeli dönemiyle ilgili?
Sevgili Onay Akbaş'ın söylediği cümle 1970'li yıllardan buyana yineleniyor. Eylemsele çağrıdır bu. Şairin aynı zamanda aydın olabilme çabasının referansı da denebilir. Çünkü her sanatçı, şair ille de aydın olmayabilir. Onun sanatçılığını küçültmez bu, ama Türkiye gerçeği her sanatçıyı aydın olmakla yüz yüze getiriyor.

Son güncelleme: 15:12 - 31.10.2019