Sözcü Plus Giriş

Alaylı heykeltıraş taşa can veriyor!

Hatay’da dedesi ve babasından öğrendiği hat sanatını (El yordamıyla kitap yazma) kendini geliştirerek heykeltıraşlığa dönüştüren 66 yaşındaki Abdullah Özalp, müzeyi andıran atölyeye çevirdiği evinde, taşları birer sanat eserine dönüştürüyor. Şair Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun, Özalp’a ithaf ettiği bir de şiiri de var.

Can ÇAPAR
Güncellenme: 13:01, 11/01/2021
Alaylı heykeltıraş taşa can veriyor!

Hatay'ın Defne ilçesinde yaşayan heykeltıraş 66 yaşındaki Abdullah Özalp, dedesi ve babasından edindiği hat mesleğini, zaman içerisinde geliştirip heykeltıraşlığa dönüştürdü. Özalp'ın neredeyse tüm zamanını geçirdiği evinin atölyesinde bin bir emekle işleyerek can verdiği yüzlerce sanat eseri var.

Defne ilçesine bağlı Harbiye Mahallesi’nde mermer, kalker, turkuaz, oniks ve gümüş cevher taşlarını kullanarak binlerce yıllık düşünürlerin heykellerini yapan heykeltıraş Abdullah Özalp, tarihin izlerini objelere yansıtıyor. İnsanlık tarihinde iz bırakmış düşünürlerden imparatorlara, tarihi objelerden mitolojideki tanrı ve tanrıçalara kadar birçok değeri işleyen Özalp, ilerleyen yaşı ve sağlık problemleri nedeniyle bugün eski verimliliğini sürdüremiyor. Gençliğinde ürünlerini satabilmek için gittiği İstanbul'da, şair Bedri Rahmi Eyüpoğlu ile tanışma fırsatı bulan ve Eyüpoğlu'nun kendisine bir şiir atfettiği Özalp, bu yoldaki geçmişini Hatay'ın Fransız mandasında olduğu 1930'lu yıllara dayandırıyor.

FRANSIZ MANDASINDAN CUMHURİYETE UZANAN BİR GEÇMİŞ

FOTO: SÖZCÜ

“Benim dedelerim ve babam hattattılar. Meslekleri el yordamıyla kitap çoğaltmaktı. Matbaanın, fotokopinin olmadığı dönemlerde kitap çoğaltmak isteyenler büyük dedelerimin, dedelerim ve babamın yanına gelirlerdi. Ben bu yola babamla çıktım. Arapça kitapları duman isi, nar kabuğu ve yumurta karışımıyla elde ettikleri mürekkeple ve yine kendi yaptıkları kalemlerle aylarca kâğıtlara yazarlardı. Bir süre sonra yazım işini el yapımı matbaa ile sürdürdüler. Bizim yöreye ait olan testere ile kesilebilen bir taşı kalem şekline getirene kadar yontup, dört tarafına baskılar yapıp taştan kalem kalıplara dönüştürdüler ve kâğıtlara bu şekilde basmaya başladılar. 1930'larda Hatay'ı Fransızlar işgal ettiğinde bizimkilerden bu taş kalıpları satın almaya başladılar. İşgal kuvvetleri aynı zamanda toplumların kültürel değerlerine sahip olmak, el koymak istedikleri için profesyonel satın alıcı şeklinde sürekli kültürel yazıları satın aldılar. Hatay'ın anavatana katılmasından sonra el yazması kitap yerini taştan imzalara yani mühürlere bıraktı. Ailem, okuma yazması olmayan herkese taştan mühür satmaya başladı. Cumhuriyetle birlikte mühür – imza – zorunluluğu gelince onlar için yeni bir gelir kapısı açıldı. Toplumda okuma yazma bilenlerin artmasıyla bu gelir kapısı da kapandı. Bizimkiler bu sefer çeşitli hatıra ve turistik eşyalar yapmaya başlamış. Bu tür şeyleri yapıp satarken ben çocuktum.” sözleriyle kendi geçmişine bir ışık tutan Özalp, gelişen ve değişen şartlar ve ihtiyaçlarla beraber kendini bu işin içinde bulmuş. Özalp 20'li yaşlarda el yatkınlığı sayesinde babasının şanını geride bırakarak kimden ne talep gelirse gelsin birebir üretmeye başlamış. 1970'li yıllarda babasının ürettiği eserlere kendisi de bir şeyler katarak daha kaliteli ürünler yapan Özalp, birçok turistik şehre giderek kendi yaptığı ürünlerini satmaya başlamış.

“ÜRÜNLERİMİ SATMAK İÇİN GİTTİĞİM İSTANBUL'DAKİ KİTAPÇILARDA SANAT TARİHİ KİTAPLARI OKUDUM”

Abdullah Özalp o yaşlarda kendini sadece ürünlerini satmak için gittiği İstanbul'da, uğradığı kitapçılardaki sanat tarihi kitaplarını okuyarak geliştirmiş. Tarihe ve sanata olan ilgisinin 15'li yaşlarda satın alamadan okuduğu o kitaplarla daha da arttığını söyleyen Özalp, işin içine el yatkınlığı da girince hünerini ikiye katlamış. “Bu işin okulunu okumadım, kendimi sadece ilgi duyduğum halde satın alamadığım kitapları okuyarak geliştirdim” diyen Özalp, yine bir İstanbul ziyaretinde şair Bedri Rahmi Eyüpoğlu ile tanışma ve onu etkileme fırsatı da bulmuş. O günleri şu sözlerle anlatıyor:

FOTO: SÖZCÜ

“YAŞIMI YAŞINA KATTIM DOKSAN ÇIKTI, CANIMI CANINA KATTIM NOKSAN ÇIKTI…”

Abdullah Özalp, Ünlü şair Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun kendisiyle ilgili bir anısını şu sözlere anlattı;

“İstanbul'da hatıra eşyası sattığımız zamanlarda şair Bedri Rahmi Eyüpoğlu ürünlerimi görüp satış yaptığı yerin sahibine benimle tanışmak istediğini söylemiş. Teklifi kabul ettim ve onunla tanışma fırsatı buldum. İlk başta o eserleri benim yaptığıma inanmadı ve benden kanıtlamamı, taşa göz yapmamı istedi. Ona Hitit, Anadolu, Mısır, Çin ya klasik gözünden hangisini yapmamı istediğini sordum. Önce eserlerimden, sonra benim bu sorumdan etkilendi ve benden Mısır gözü yapmamı istedi. Çok kısa bir süre içinde bunu yaptım ve bana derinlemesine baktıktan sonra bana iş teklif etti. Bir otel dekorasyonunda onunla çalışma teklifi etti. Bir müddet sonra oteli ziyaret ettik ve dekorasyonda çalışılanların kalemlerinin kör olduğunu ve kaliteli çizimler yapılamayacağını söyledim. Bu söylemimden de etkilendiğini söyleyerek evine gittik. Temmuz 1973'te bana orada; ‘Abdullah Özalp reise… Yaşımı yaşına kattım doksan çıktı, canımı canına kattım noksan çıktı, beraber bir resim çektirdik bomb*k çıktı…' şiirini ithaf etti. Ancak onunla kalmak adına izin almak için Hatay'a döndüğüm sırada kendisinin hayatını kaybettiğini öğrendim ve bir daha İstanbul'a dönmedim.”

“DÜNYADA KLASİK ÇİZGİYE EN YAKLAŞMIŞ ATÖLYE”

İstanbul macerasından sonra Hatay'da hayata kaldığı yerden devam eden Özalp, kaliteyle arttırdığı tanınmışlığını bugüne kadar sürdürüyor. Sanat eleştirmenlerinin kendisi ve ürünleri için “Dünyada klasik çizgiye en yaklaşmış atölye” tanımlamasını kullandığını söyleyen Özalp, şöyle konuştu:

“Atölyeye çevirdiğim evimde yiyor içiyor çalışıyorum yaşıyorum. Adımı duyup dört bir yandan gelenler oluyor. Hem elimdekileri almak için hem de ya kendisini ya da sevdiğini taşa resmetmemi istemek için gelenler oluyor. Çok farklı taleplerle yanıma gelenler var. Bunlar leblebi şeyler değil. Seri üretim çalışmıyorum ancak taşın büyüklüğü, heykelin kalitesi, alacağı zaman hepsi fiyatın büyüklüğünü belirliyor. Bazı eserler vardır 6 ay 1 yıl sürer bazı eserler vardır birkaç saat içinde biter. Bugün bu mesleğe maalesef talep yok. Ciddi bir tecrübe ve el yatkınlığı istediği için kimseyi geliştiremiyorum. Bu tecrübesizlikle bu meslekle ekmek kazanmak çok zor… Yaşım ve hastalığım sebebiyle artık dişlerim keskin değil. Bu sebeple eskisi kadar emek harcayamıyorum. Gençlere bilgi, akıl, istek ve aşkla çok çalışmalarını öneriyorum. Çok çalışan kişi kazanır. Zaman her şeyi mahvediyor”