Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
Ali Haydar Timisi ve Kahraman Tazeoğlu, “Yara”yı anlattı: “İncinmiş toplumlar mutlu olamaz”
Ali Haydar Timisi ve Kahraman Tazeoğlu, “Yara”yı anlattı: “İncinmiş toplumlar mutlu olamaz”
Müzisyen Ali Haydar Timisi ve şair Kahraman Tazeoğlu'nun dostluğu 15 yıla dayanıyor. İkili, şimdi kolları sıvadı ve birlikte "Yara" albümünü üretti. Albümde Timisi'nin besteleri, Tazeoğlu'nun şiirleri iç içe... Aşktan doğan, kent değişiminden kaynaklanan, hayatın getirdiği "Yara"ları anlatan Timisi ve Tazeoğlu, sozcu.com.tr'ye konuştu: "Ne kadar hızlı yaşarsan yaşa, duyguları ve albümün adını verdiğimiz yarayı yavaş çekim yaşıyorsun."
Sercan MERİÇ
Kültür Sanat 4 Haziran 2019 - 07:00

Dostluğunuz ne kadar eskiye dayanıyor?

Kahraman Tazeoğlu: Ben uzun yıllar radyo programcılığı yaptım. Radyoda farklı şarkılar çalmayı tercih eden bir programcıydım. Bir gün CD’leri karıştırırken, Ali Haydar Timisi’nin albümünü gördüm ve albümdeki tüm şarkıları çaldım. Çok hoşuma gitti. Devamlı çalmaya başladım. Sonra beni dinleyen kitle, Ali Haydar Timisi ismini de benimle birlikte öğrendi. Sonra Ali Haydar’a ulaşmışlar, demişler ki, “Kahraman Tazeoğlu, senin şarkılarını çalıyor.” Ali Haydar da şaşırmış biraz. Normalde bu tarz müzikler çalan bir radyo değildi. Sonra dinleyiciler bizi buluşturdular. Taban zorladı.

Sonra ne oldu?

K. T.: Bizi buluşturdular, imza günü düzenlediler. O albümlerini, ben de kitaplarımı imzaladım. Sahnede beraber bir şeyler yaptık. Yılı hatırlıyor musun?
Ali Haydar Timisi: 2005’ti. 15 sene oldu. Bütün salon ağzına kadar doluydu. Herkes benim şarkılarımı söylüyordu. 1-2 saat imza günü düzenledik.

Kahraman Tazeoğlu (solda) ve Ali Haydar Timisi.

Yara albümü projesi nasıl oluştu?A. H. T.: Bir gün konuşurken müzikleri ben yapayım, şiirleri de Kahraman okusun, etkinlik yapalım, dedik. 10-15 sene önce söylediğimiz bu şeyi yeni yaptık.

Albümün ismi neden Yara? Aşka, İstanbul’a, hayata sitem eden bir albüm mü?

A. H. T.: Müzikal olarak ben sevda şarkıları yapıyorum. Kent türküleri de diyebiliriz. Halk müziği kökenliyiz. Geçmiş yıllarda büyüklerimiz, köyden kente geldiğinde ozanlık da farklı bir hal aldı. Biz konservatuarda okuyan, yazan çizen insanlarız. Entelektüel birikimi biraz daha fazla olan insanlarız. Topraktaki gönül gözünün açıklığını da yakalamaya çalışan sanatçı kitlesiyiz. O tabanla birlikte eserleri üretirken, genellikle sevda şarkıları üzerine yoğunlaşmıştım. Başka içerikli şarkılar da vardı tabi… Biraz daha yaraları konu eden bestelerim çoğunlukta. Kahraman’ın yazdığı şiirlerde de o temalar işleniyor. O noktada da ikimiz buluştuk. Herkesin içinde bir yara var neticede… Onlara bir kulak verip, onları yansıtmış olan iki sanatçı olduk. Albümün ismini, albüm bittikten sonra koyduk. Bu biraz hüzünlü oldu. Müzikle şiirler de uyuştu. Kapağı da eşim Selen Timisi tasarladı.
K. T.: Temamız insanın içinde yarayan kanalar. Bazı yaralar tenin üzerinde değil, altında kanar. Biz tenin altında kanayan yaraları anlattık.

1990’lı yıllarda şarkıların içerisinde şiir okuma eğilimi vardı. 2000’lerden sonra o eğilim eksildi. Siz müzikle şiiri nasıl harmanladınız?

A. H. T.: Biz aslında birileri dinlesin diye yapmadık. Zaten 15 sene önceki etkinliklerden zevk almıştık. Öncelikle kendimiz mutlu olduk. Böyle gönül koyarak bir şey yaptığın zaman toplum da tepki veriyor.
K. T.: Şarkılar ve şiirlerin harmanlandığı albümlerin başlangıcı 1980’li yıllarda Ahmet Selçuk İlkan’laydı. Sonra benzer sanatçılar daha farklı işler yaptılar. O albümlere bakıldığında, şiir albümünün içinde monte edilmiş şarkıları görürüz. Ama bizimkisinde Ali Haydar Timisi zaten kendi müziğini yapan biri, ben de kendi şiirimi yazan birisiyim. O kendi kimliği ile ben de kendi kimliğim ile bir araya geldiğimiz bu albümün örneği yok. Genelde şiir albümüdür, onun içerisine de birtakım müzisyenlerin besteleri eklenir.


Şiirler ile şarkıları nasıl eşleştirdiniz?

A. H. T.: Besteleri açtık önümüze, en güzel besteleri seçtik. Biraz da emprovize oldu.
K. T.: Şiir yazan bir insan, şarkıya baktığında, şarkının hangi şiiri çağırdığını anlayabiliyor. Orada ortak noktada buluştuk. Ben şarkının temasına bakıyorum. Zıt duygulardan da faydalandık bu arada. Şarkı “Git” der, sen şiirinde “Gitme” dersin gibi… Birbirine çeken şiirler ve şarkılar oldu. Değiştirdiklerimiz de oldu. 2 eserden öyle vazgeçtik mesela…

2005’te başka bir İstanbul’da, başka bir Türkiye’de yaşıyoruz. Şimdi her şey değişti. Başka bir aşk mefhumu ile karşı karşıyayız artık. Bu değişimi siz nasıl tarif edersiniz?

A. H. T.: Bir kere bilişim çok hızlandı. İletişim hızlandı. Birisi birine mektup yazarak ifade ediyordu, şimdi 30 saniyede mektup yazıp, aşık oluyor ve hemen ayrılabiliyor. Bazı böyle olumsuzluklar oldu. Dikkat ediyor musun, hep geçmişe bir öykünme var. “Nerede o eski aşklar, nerede o eski bayramlar?” sorusu dillerden düşmüyor. İnsan geçmişe özlem içerisinde yaşıyor. “Kerem’deki aşka bak, Aslı için dağı delmiş” deniyor. Dolayısıyla o öykünmenin sebebi, insan olmasının gereği olan duygular. 30 saniyede de yaşansa, 30 yılda da yaşansa öz aynı. Biraz hızlanmış oluyor sadece. Ne kadar hızlı yaşarsan yaşa, duyguları ve albümün adını verdiğimiz “Yara”yı yavaş çekim yaşıyorsun. Diğer temalar için de böyle. İlk yaşanan duygular hafızada yer ediyor.

“Yara”ları nasıl iyileştirebiliriz?

K. T.: Yara iyileşir ama izi hep o acıyı gösterir. İnsana yarasının acısını hatırlatan bir izdir o. Burada hem tedavi ediyoruz yarayı anlatarak, hem de kişiye o yarayı hatırlatıyoruz, unutturmuyoruz.

Sanatın bir işlevi de bu zaten…

K. T.: Bazı şeyleri de insana hissettirmek için hatırlatmak gerekir. Bunu yaparken asla ajitasyona girmiyoruz. Belli bir edebi üslup ve kaliteyi ölçü olarak aldık. Bu şekilde eserleri sunmaya çalıştık. Şarkılar, şiiri tamamladı, şiirler de şarkıları… İkisini birbirinin içerisinden çıkardığınız da da tek başına anlam ifade ediyor, ama bir araya geldiğinde başka bir sinerji doğuyor.


Bu proje devam edecek mi?

A. H. T.: Tabii ki edecek, 15 sene sonra bir albüm daha yaparız (Gülüyor). Kahraman, ciddi yoğunluğa sahip. Ben de aynı şekildeyim. Bir şeyi planlıyoruz ama bir araya zor geliyoruz. “Yara” bizim için bir kapıyı açtı.
K. T.: Üretim aşamasında hiçbir sıkıntımız yok. Ali Haydar’ın şarkısına karşı bir şiirim mutlaka oluyor. Bizim amacımız, yarayı kanatmak değil, insana bugünkü geldiği noktaya o yaranın onu getirdiğini anlatmak…

Toplumsal yaralar ve siyaset gündemi o kadar baskın ki, şahsi yaralarımızı hissedemiyoruz bazen. Sanatçı olarak sizi nasıl etkiliyor bu durum?

K. T.: Çarşamba’yı sel alır, adam oturur bunun türküsünü yakar. Toplumun acılarından doğmuştur bütün türküler. Bizler de bu toplumun içerisinde yaşayan bireyler olarak, her dönemde insan topluluklarının yaşamış oldukları baskıları, acıları içimizde hissediyoruz. Devletler, toplumuyla barışık yaşamazsa, toplumu sürekli incitirse, incinmiş toplumlar mutlu olamaz. Her zaman bu acıyı yaşayan insanlar, kendisine bir çıkış yolu arar. Sanat da, edebiyat da bunun parçasıdır. Biz de bu toplumda yaşayan, ortak payda ve değerleri insanlarla bölüşen kişiler olarak, onların sözsüzlüğüne söz olabilmek için bunları üretiyoruz. Onlar da yara merhemi gibi ürettiklerimizi, kendi yaralarına sarıyorlar ve iyileşmeye çalışıyorlar.
A. H. T.: Son 10 yılın siyasi gündemini incelediğimizde, insan kendi acılarını unutur hale geldi. Ben o sanatçılardan birisiyim. Abraham Maslow’un “İhtiyaçlar Hiyerarşisi” diye bir teorisi var. Orada diyor ki, “Fiziki ihtiyaçları karşılanmayan insanlar, öncelik sırasında sonrasında gelen, sanat, kültür, edebiyat gibi şeylere ihtiyaç hissetmezler.” Aç adam sinemaya gitme ihtiyacı hissetmez. Çocuğuna ayakkabı alamayan birisi Ali Haydar Timisi ve Kahraman Tazeoğlu’nun ürettiği albümü almak istemez. Biz zaten o piramidin fiziki ihtiyaçlar kısmında ne kadar büyük bir eksiklik olduğunu görüyoruz. Şu anda üretmek, ciddi anlamda risk ve lüks. Mekanik olarak CD çıkartılmasa bile, bir yere abone olman lazım bir şeyleri dinlemek ve izlemek için. Bu kadar sıkıntıların olduğu bir ülkede insanlar kendi acılarını yaşayabilecek bir ortam bulamıyorlar. Hem siyasi mücadelemiz, hem haksızlıklara karşı duruşumuz, bizi farklı mecralara itiyor. Üretmeye zaman ayıramıyorsun. Üretim bizim en büyük gücümüz. Bu kadar tüketime yönlendiren bir dünyada, en önemli gücümüz üretimden gelen gücümüz.

Kahraman Tazeoğlu, söyleşi sırasında gençlerin de yer alacağı projeler hazırlayacaklarını açıkladı: “Biz gençlere de yardım etmek, onların da yol almasını sağlamak amacıyla, bu projelerimizin içerisine ilerleyen dönemlerde yetenekli gençleri de katacağız. Onların da yolunu açmak istiyoruz. Biz aynı zamanda bu albümü sahneye de taşımak istiyoruz. Turne gibi olacak… İleride yapacağımız işlerden bir tanesi de bunu canlı olarak sahnede sergilemek.”

Son güncelleme: 17:22 - 03.06.2019