Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
BaBa ZuLa: ‘Bir ampülün aydınlığı ile güneşin aydınlığı karşılaştırılamaz’
BaBa ZuLa: ‘Bir ampülün aydınlığı ile güneşin aydınlığı karşılaştırılamaz’
Türk müziğinin en özel, en özgün gruplarından BaBa ZuLa, 10'uncu albümü Derin Derin ile doğayı, ötelenen kültürleri, Anadolu'nun zenginliklerini yeniden müziğine taşıdı. "Aşık kültürü"nün baskın olduğu albümü grubun kurucusu Murat Ertel ile konuştuk. Albümü hazırlamadan önce "Müzik hayvanına dönüşmüş durumdaydık" diyen Ertel, "Gerçekten demokrasi, sevgi ve barış diyoruz. Bunlar şimdi tehlikeli şeyler bildiğiniz gibi. Savaş yanlısı olup, boyun eğmek ve birtakım insanlardan nefret etmek daha kolay, tehlikesiz ve geçerli. Ama güzel olan bu değil. Güzellikleri savunmak, bizim yolumuz. Bir ampülün aydınlığı ile güneşin aydınlığı karşılaştırılamaz" diyor.
Sercan MERİÇ
Kültür Sanat 4 Aralık 2019 - 14:20

Murat Ertel, Levent Akman, Ümit Adakale ve Periklis Tsoukalas’dan oluşan BaBa ZuLa, 22 yıllık müzik serüvenindeki 10’uncu albümü Derin Derin’i dinleyicilerle buluşturdu.
BaBa ZuLa bu albümle birlikte yeniden bu kadim coğrafyanın hem doğal hem de kültürel mirasına yolculuk yapıyor, biz dinleyicileri de bu yolculuğa davet ediyor.
Grup, bu albümün fotoğraflarını 150 yıllık bir körüklü fotoğraf makinesi ile çekti.
BaBa ZuLa ile adı özdeşleşen Murat Ertel ile albümün ismi gibi “derin” bir sohbet gerçekleştirdik.
Ertel, hem “Derin Derin”in nasıl ortaya çıktığını anlattı, hem de barış içerisinde doğaya saygı duyarak nasıl yaşayabileceğimize dair açıklamalarda bulundu.

5 yıl sonra Derin Derin’i yayınladınız. İlk şarkının ismine atıfla sorayım; nasıl bir hal ile nasıl bir yolculuğun eseri bu albüm?
20’inci yıl albümü XX’i yaptıktan sonra bir sürü parça kaydettik. Aslında 2017’den itibaren iki yılda çok konser yaptık. Epey turne düzenledik. Yılda 100 konser vermişizdir. Albümü yapabilmek için “4-5 ay turne yapmayacağız, çok az konser vereceğiz” dedik. Herkes kabuğuna çekildi. Baya bir müzik hayvanına dönüşmüş durumdaydık. Hayatla ilişkimizi yeniden sorgulayıp bunu albüme döktüğümüzü söyleyebilirim. Beni XX albümü çok yordu. Bütün BaBa ZuLa arşivinin, 23 senenin ağırlığı var üzerimde. Onu üzerimden attığımı söyleyebilirim. Attıktan sonra da yeni ufuklar, bambaşka bir yaklaşım, taze bir albüm ortaya çıktı.

150 yıllık körüklü fotoğraf makinesi ile albümdeki fotoğrafları çekme fikri nereden doğdu?
Sanatı bütün disiplinlerini birbirine geçirip, karıştırmayı seven bir grubuz. Yalnızca müzik grubu olduğumuzu düşünmüyorum. Babamdan öyle gördüm. Grafik sanatları, resimle, fotoğrafla, karikatürle karıştırıp sınırları zorluyordu. Ben de müziğin sınırlarını zorlamayı seven birisiyim. Ressam Süleyman Saim Tekcan böyle bir deneyimden bahsetti. Bu deneyimin içinde benim de yer almamı istediğini belirtti. Grubun da fotoğrafının böyle olmasının çok ilginç olacağını düşündüm. 1851.Studio ile bu çalışmamızı gerçekleştirdik ve çok ilginç bir deneyim oldu bizim için. Gerçekten fotoğraf ve müzik sanatında, çağımızın getirdiği olanaklar ve dijitalleşme ilginç, fakat birçok şeyi yitirmemize yol açıyor. Ben eski tekniklerin şu andaki tekniklerden çok daha ileri, çok daha sağlam, çok daha ruhani ve gelişmiş olduğuna inanıyorum. Yalnızca daha pahalılar ve daha zorlar. Örneğin bu fotoğraf için bütün gün uğraştık, yalnızca 3 tane fotoğraf çektik ve hepsini albümde kullandık.

AŞIKLARIN RUHUNU BABA ZULA’DA YAŞATIYORUZ

BaBa ZuLa olarak müzikal mirasa her daim sahip çıkan bir grupsunuz. Bu albümde de ‘Aşık Kültürü’ne vurgu yapıyorsunuz. Sizin için ne ifade ediyor ‘Aşık kültürü’?
‘Aşık kültürü’ benim için bu topraklarda doğmuş olan en önemli müzikal kültürü temsil ediyor. Çocukluğumdan beri ailemin aşıkları dinlediğini gördüm. Evimize de Aşık İhsani başta olmak üzere aşıklar gelirdi. Ruhi Su’dan aşıkların türkülerini çok dinledim. Aşıklar bence İslam öncesi Türk kültürünün en kuvvetli bağları. Şu anda tıpkı Derin Derin albümünün kapağında görüldüğü gibi toprağın altına gömülmüş vaziyetteler. Bu bilinçli bir seçim… İnsanlar nasıl cahil bırakılmaya çalışılıyorsa aşıklarla olan bağ da kopartılmaya çalışılıyor. Ama bu coğrafyanın bilinçaltını düşündüğümüzde bunu yapmak imkansız. Aşıklar, bu kültürün, bu insanların bilinçaltında yaşıyorlar. BaBa ZuLa da bilinçaltında yaşayan aşıkların bir uzantısı… Bir gün tekrardan döneceklerini umut ediyorum. Onların ruhunu BaBa ZuLa’da yaşattığımızı düşünüyorum.

BARIŞ VE DEMOKRASİ HAYALLE, SANATLA GELİR

Bu topraklardaki kültürel zenginliklerin topyekun sahiplenmeyip, ötelenmesine yönelik düşünceleriniz nedir? Kolektif bir biçimde bu zenginlikleri sahiplenmek, yüceltmek, bu noktadan barışçıl ve demokratik bir atmosfer inşa etmek için neler yapılmalı sizce?
Bu kültürel zenginlikleri sahiplenmek, yüceltmek, çoğaltmak için yapılacak en önemli şey; onları sevmekten geçiyor. Onları sevip, okuyup sonra yaymaya çalışmalıyız. Bunların güzelliklerinden bahsetmeliyiz. Bunları bireyler de kendi başına yapabilir ama sanatçılara da çok şey düşüyor. Biz bangır bangır bağırıyoruz; “Bu toprakların güzellikleri” diye… Pek çok insan başka coğrafyaların, başka kültürlerin karakterlerini kullanarak birtakım şeyler yapıyor. İngilizler gibi, Amerikalılar gibi, Araplar gibi müzik yapıyorlar. Kendileri bilir tabi ama bu zenginliğe sırt çevirmek hoş bir şey değil bence. O kadar güzel ki, o kadar zengin ki hakikatten… Barış ve demokrasi hayalle gelir, sanatla gelir. Gerçekten demokrasi, sevgi ve barış diyoruz. Bunlar şimdi tehlikeli şeyler bildiğiniz gibi. Savaş yanlısı olup, boyun eğmek ve birtakım insanlardan nefret etmek daha kolay, tehlikesiz ve geçerli. Ama güzel olan bu değil. Güzellikleri savunmak, bizim yolumuz.

Derin Derin’de doğa da baskın bir unsur. Doğaya yönelik düşmanlık sizin müziğinizi nasıl etkiliyor?
Biz her zaman belli bir asgari müşterekte buluşalım diyoruz. Bunlardan bir tanesi de doğa… Bu kapitalist sistemde para öncelikli olduğu için doğa bir kapital, ana mal olarak görülüyor ama bu bir mal değil. Bu bizim çocuklarımızın, torunlarımızın hakkı aynı zamanda. Bu düşmanlığa karşı muhalefet yapmak ve bu bilinci uyandırmak bir görev… Güzel ve doğru olanı korumak, bunun altını çizmek, kutsamak heyecan verici. Bu ilahi gücü ve saflığı görebilmek çok önemli. Bunu bir kedide de görebilirsiniz, akan bir ırmakta da… Ama bir HES’e baktığınızda gerçekten onun çirkinliği, onun karanlığı, onun zavallılığı dikkat çekiyor. Bunu insanlara da anlatmak istiyorsunuz. Sonbahar yaprakları neden süpürülüyor? Süpürülmesin, gerçekten süpürmeyin şu yaprakları, toprağa karışsınlar. O kadar çok şey var ki söylenecek. Bu tabii bizim müziğimizi de, hayatımızı da etkiliyor.

150 yıllık körüklü fotoğraf makinesi ile çekilen fotoğraf… Soldan sağa: Levent Akman, Murat Ertel, Periklis Tsoukalas ve Ümit Adakale…

YALANLARLA GERÇEĞİ SIVAYAMAZSINIZ

Her fırsatta “özgür olmaya” atıf yapıyorsunuz. Son dönemlerde, bilhassa yerel seçimlerle birlikte, demokratik ve özgür bir ülke olma adına insanlar fikirlerini daha cesurca dillendirmeye başladı. Siz, Türkiye için nasıl bir gelecek tahayyül ediyorsunuz?
Bir noktada insanlar cehaletten sıyrılacaklar. Bu sonuna kadar böyle cahil cahil gidemez. Çok yavaş da olsa insanlar uygarlığa, eşitliğe, demokrasiye doğru evrilecekler diye umuyorum. Bu son seçimlerde de böyle bir şey oldu. Herkesin destekleyebileceği fikirler ileri süren birtakım politikacılar, yavaş yavaş halkla daha fazla ilişki kurmaya başladılar. Kültürel ve doğal zenginliğini sahiplenen ve kuşaklar ötesine bu mirası aktarmaya yemin etmiş bir ülke haline gelebiliriz. Niye gelmeyelim? Doğru olan yol bu… Gerçeklerin bir gün mutlaka ortaya çıkacağını düşünüyorum. Yalanlarla gerçeği sıvayamazsınız. Güneş ne kadar aydınlık… Bir ampülün aydınlığı ile güneşin aydınlığı karşılaştırılamaz.

Şarkıların üretimiyle ilgili ilginç hikayeler varsa dinlemek isterim. Sizin için yaşanmışlık babında en önemli şarkı hangisi oldu mesela?
Sözlü şarkıların her birinin bir hikayesi var. Port Pass mesela tamamen bizim yolculuk deneyimlerimizden oluşuyor. Şarkıların hepsi gerçek. Kervan Yolda da bilinç akışı olarak yazılmış, parça parça sözlerden oluşmuş bir durum… Üç tane benim deneyimlerimden oluşmuş parçalar var. Sözleri çok açıklamak istemem ama Kızıl Gözlüm’ü sevgili eşim Esma Erter’e yazdığımı söylemek isterim. O bir aşk şarkısı. Salıncaksın şarkısını sevgili oğlum Arel Ertel ile beraber yazdık, o 4 yaşındaydı. Ben onu salıncakta sallarken o bana sözleri söyledi, ben de sevinç gözyaşları ile onu sallamaya devam ettim. Şarkıyı da evde kaleme aldım. Haller Yollar var, o da yine eşim Esma Ertel ile beraber besteleyip sözlerini yazdığım bir parça… Burada da insanlığın olması gereken yollarından bahsetmeye çalıştık.

Murat Ertel

TÜRK SAYKODELİK MÜZİK YÜKSELİYOR

Derin Derin ile birlikte 10 albüm oldu. Önemli bir diskografiden bahsediyoruz artık. Tabii grubun kendisini tanımlaması belki kolay değildir ama sizce BaBa ZuLa’nın Türk müzik tarihindeki yeri nasıl tarif edilebilir?
20’inci yıl albümü bu tarifi yapmak için önemliydi. Hem 10 albüm, hem 20 küsur yıl bir şey demek. Tarif etmek zor tabii, eleştirmenlerin bunu yapması lazım. Ben kendimizi bu coğrafyanın, halk müziğinin çağdaş bir yorumcusu olarak görüyorum. Bu geleneği özgün bir şekilde devam ettiren, geleneksel parçaları yeniden yorumlamak yerine, kendi sözlerini yazıp, kendi bestelerini yapan, halk müziğine yeni bir soluk getiren ve birtakım yollar açan bir grup olmaya çalışıyoruz. Şu anda da bunu başarmış olduğumuzu söyleyebilirim. Bizi takip eden birtakım genç gruplar yalnızca Türkiye’de değil, Avrupa’da da başarılara koşuyor. Bu da bizi sevindiriyor. Bütün dünyada belli bir akım var, Türk saykodelik müziğinin yükseldiğini görüyoruz. 1960’larla, 1970’lerle günümüzü bağlayan bir grubuz…

Türk saykodelik müziğinin son dönemlerdeki yükselişini nasıl değerlendiriyorsunuz peki?
Çok güzel bir şey… 1960’larda olan Türk saykodelik müziği, yapılan en güzel müziklerden. Hala da tazeliğini koruyor. Şu anda da bu coğrafyanın kültürü dünyaya yayılmaya başladı. Bu çok güzel bir şey, fakat taklitler özgün olanların önüne geçmeye başladı. Bu biraz kötü… Taklitlerden çok daha özgün olan çalışmalar var. Bunları herkes ayırt edemiyor. Daha araştırıcı bir zihniyetle, birtakım şeylerin bilinmesi gerekir. Aslında ABD’de, İngiltere’de de olan bir şey bu… ABD’de sevilmeyen Muddy Waters var… Ama aslında Muddy Waters, The Rolling Stones’dan daha iyi çalar… Rolling Stones da bunu söyler.

BİZİ KİM SEVİYORSA ONLARA ÇALACAĞIZ

Türkiye’de de çok önemli bir dinleyici kitleniz var ama yurtdışındaki ilgi daha coşkulu gibi… Bu size ne hissettiriyor?
Artık bu konuda düşünmeyi bıraktık gerçekten. Bence ülkemizdeki insanlar o kadar araştırmıyor, okumuyor, düşünmüyor. Yurtdışındaki insanlar buradaki insanların en az 10 katı, bazen 100 katı daha fazla okuyor. Bu inanılmaz büyük bir oran… Düşünceyle ilgili bir durum. Araştıran insanlar Türkiye’de de yok değil, ama çok azlar. Popüler kültüre çok fazla bağımlı oldu insanlar. Beğenilere, takiplere, popülizme, popülerliğe çok fazla takmış durumdalar. Popüler olan her şey kötü değildir her zaman ama bir şeyin iyi olması için popüler olması gerekmez. Okuduğum şairler, Edip Cansever, Turgut Uyar eskiden popüler değildi. Babamın arkadaşları… Biliniyorlardı evet ama şimdi daha popülerler… Kaç kişi gerçekten onları okuyor acaba? Onun için Baba Zula da biz öldükten sonra popüler olursa, dinlendiğinde “Vay be adamlar ne yapmışlar” denirse hiç şaşırmam… Ölmeyi bekleyemem. O yüzden bizi kim seviyorsa, onlara çalacağız. Sevenlerimize hiçbir zaman, “Oraya gelmeyiz” demedik. Kars’tan senelerce çağırdılar, her sene Kars’a gittik. Ta ki AKP orayı kazanıp, ilk iş olarak sinema festivalini iptal edene kadar… Büyük bir coşku ve ilgi de var. Organizatörler düşünsün bunu…

HERKES KONUŞMALI

BaBa ZuLa her fırsatta politik mesaj vermekten de çekinmeyen bir grup… Birçok sanatçı ise yerel seçimlerin ardından konuşmaya başladı. Buna yönelik yorumunuz nedir?
Sanatçı olarak var olmak ülkemizde çok zor. Başınıza her şey gelebilir. Baş kaldıranın, başını kesiyorlar. Bu yeni olan bir şey de değil. Bin yıllardır olan bir şey. Aşıkların durumuna bakın. Düşüncenizi ifade etmeniz baya zor. Belirli konular hakkında konuşmak zor. Anlıyorum sanatçıları… Ben de konuşurken, temkinli konuşuyorum. Birtakım şeyleri bazı yöntemlerle ifade etmeye çalışıyorum. Bence herkes konuşmalı… Ama nasıl konuşulacağı çok önemli. İlhan (Selçuk) dayım hep şunu söylerdi: “Bir şeyin nasıl söylediğin çok önemli…”