Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
‘Babalar ve anneler tahtlarını çocuklarına devretmiş durumdalar’
‘Babalar ve anneler tahtlarını çocuklarına devretmiş durumdalar’
Başarılı oyunculuğu, tiyatro oyunları, dizi ve filmleriyle gönüllere taht kuran Sumru Yavrucuk'un Altın Portakal, Altın Koza, Afife Jale ve Avni Dilligil dahil çok sayıda ödülü bulunuyor. Yavrucuk, 20 Eylül'de vizyona giren Annem filmiyle sinemaseverlere "Merhaba" demenin mutluluğunu yaşıyor. Ünlü sanatçıyla yönetmenliğini Mustafa Kotan'ın yaptığı başrolünü Özge Gürel'le paylaştığı yeni filmini, anne kız ilişkilerini ve tiyatroyu konuştuk.
Yüksel ŞENGÜL
Kültür Sanat 22 Eylül 2019 - 09:22

Annem filminin ve filmdeki Ayşe karakterinin kısa bir analizini yapar mısınız?

Kırsal kesimde doğmuş, büyümüş, evlenmiş adeta henüz doğmadan kaderi yazılmış, hayatında arzu ettiği pek çok şeyi gerçekleştirememiş bir kadın Ayşe. Geç anne olduğu için kızına da çok düşkün, hayata karşı en büyük mücadelesini kızının kendi gibi bir kaderi paylaşmaması için veriyor. Mücadeleci, muzip, inatçı bir kadın.

Ayşe anne rolünü üzerinize giyme sürecini merak edenler için anlatır mısınız?

Filmin yönetmeni Mustafa Kotan ile senaryoyu masaya yatırdık ve senaryonun öyküsü ve karakterler üzerine çalışmalar yaptık. Sonrasında yoğun bir kamp dönemine girdik ve ben senaryoyla yalnız kaldım. İşte bundan sonraki hali çok seviyorum. Eve kapanıp yeni bir deneyimi yaşamanın heyecanı sarıyor beni. Bu yeni karakterin bugüne kadar oynadığım rollerle bir benzerlik taşımamasına özellikle dikkat ediyorum. Ayşe'yi, rolün gereği olan ses, vücut, duygu durumu ve birçok detayı düşünerek, uygulayarak ortaya çıkardım.


Kamera önünde Ayşe’yi oynarken boğazınızın gerçekten düğümlendiği oldu mu?

Ben rol yapmayı beceremem ki (gülüyor). O anı, anın getirdiği duyguları yaşarım. Bana haz veren oyunculuk biçimi rolün içine girmektir. Çok etkili, dramatik sahneler çektiğimiz için de çekimlerde fazlasıyla ağladım.

Bir anne kız öyküsü anlatılıyor. Film nasıl bir mesaj veriyor?

İnsanın anneliği tattığında annesini anlamaya başlaması da diyebiliriz. Ne kadar kaçarsak kaçalım sonunda annemize dönüşürüz. Sevgi tekrar yakalansa bile. Kusura bakmayın, anlatamam, izlemeniz gerekiyor.

Özge Gürel kızınız Nazlı rolünde. Onda genç kızlığınızın ötüşen izlerine rastladınız mı?

Filmde Özge ile örtüşen izler konusunda emin değilim fakat Nazlı'nın süreciyle çok örtüşen yanları var. Okuyabilmek için evden uzaklaşıp başka bir şehirde var olmaya çalışma hikayesi örtüşüyor. Ankara Devlet Konservatuarı'na yatılı olarak kabul edildiğimde henüz ortaokulu bitirmiştim. Öğrencilik döneminde babamın uyguladığı ambargo yüzünden annemin bana gizlice para göndermesi de senaryo ile örtüşüyor. Çocukluğumda beni en çok etkileyen bir anımı yönetmenle paylaşınca bunu o da çok sevdi ve senaryoya ekledi. Böylece annemle olan anımız ölümsüzleşti.

Sizin o dönemlerde annenizle ilişkiniz nasıldı?

Dediğim gibi babamın tüm itirazlarına rağmen annemin desteğini alarak Ankara'ya gitmiştim. O zamanlar telefon görüşmeleri jetonla yapılırdı. Bir jetonun görüşme süresi yaklaşık üç dakika kadardı. Çok özlediğimde okuldan annemi arardım her şeyin yolunda olduğunu, mutlu olduğumu, endişe etmemesi gerektiğini söylemek isterdim. Ama annemin sesini telefonun ucunda duyunca, planladığım hiçbir şeyi söyleyemez, sessizce ağlamaya başlardım. O da cevabını aynı şekilde verirdi bana. Bu arada jetonun üç dakikalık süresi de bitmiş olurdu.

Günümüz anne kız ilişkilerini nasıl yorumlarsınız?

Artık anne-kız ilişkisinde tabuların kalktığını ve daha paylaşımcı bir ilişki kurulduğunu görüyorum. Çevremde gördüğüm; babalar ve anneler tahtlarını çocuklarına devretmiş durumdalar.
Sizin kızınız değil, oğlunuz var… Yağmur artık delikanlı sayılır… Ana oğul olarak neler yaşıyorsunuz?
Oğlumun okulu dışında her gün antremanları var. İki yıldan beri Adalar Su Sporları Kulübü'nde su topu oynuyor. Ergenlik kapıya dayanmadan onun son çocukluk günlerinin tadını çıkarıyorum. Eğlenceli, esprili, hareketli ve çok iştahlı bir çocuk, benim gibi.

Size göre sinemaya giden seyirci filme nasıl bir tepki verecek?

Duygu yoğunluğu çok yüksek bir film. Herkesi bir şekilde yakalayacak bir teması var. Pek çok insanı derinden etkilemesini bekliyorum.

Seyirci annem filmini izlemeye neden gitsin?

Her filme neden gidiyorsa aynı sebeplerden dolayı. Sinema, hayatı getirir ayaklarınıza, yeni ufuklar açar. Ayrıca fısıltı gazetesine inananlardanım. Kulaktan kulağa etkisiyle meraklısı daha da çoğalacaktır.

Tiyatro sezonu açılıyor. Sizi hangi oyunlarda, hangi rollerde izleyeceğiz?

Yoğun bir şekilde oyun arayışım sürüyor. Yeni sezonda yeni bir eserle seyirciyi selamlamayı sabırsızlıkla bekliyorum.

Meslek yaşınızı ve oyunculuğun sizde bıraktığı izleri öğrenebilir miyim?

Oyunculuk serüvenim başlayalı 37 yıl olmuş, ne mutlu bana. Yıllar boyunca sevgi ve alkış biriktirdim. Düştüğümde mesleğimle ayağa kalktım. Oyunculuk bana hep iyi geldi. Hani acı çekmeden hep bir şeylerin eksik kaldığını düşünürüz ya, ben de bunu fazlasıyla yaşadım. Çok küçük yaşlarda başlayan bu yolculukta mesleğime olan tutkumla, inancımla çok sınandım. Acılarım, utançlarım, öfkelerim, çaresizliklerim oldu elbette. Fakat ne olursa olsun “iyi ki de olmuş” dediğim bir işim var.


Oyunculuğa geçişiniz bir tesadüfle mi başladı?

Ortaokul son sınıfta, yıl sonu gösterisi için bir oyun çalıştık. Film konservatuarda geçiyordu ve oradaki dünyayı çok sevmiştim. Sahnede yaşadığım o anların mutluluğunu yeniden yaşamak için harekete geçtim ve dünyam değişti

Sağır ve dilsizlerin kullandığı bir işaret dili olan Gestuno’ya hakim bir oyuncusunuz… Bu sessiz dünyayla ilgili yaptığınız çalışmalar devam ediyor mu?

Ne yazık ki devam edemiyor. İşitme engellilerle çalışmam, mesleki anlamda benim ikinci okulum olmuştu. Yurt dışında ödüller alan “Kurban” ve “Susuz Yaz” başarısından dolayı repertuvara alınarak bir yıl boyunca Devlet Tiyatroları’nda sahnelendi. Bu arada Devlet Tiyatrosu'nda rollerim ağırlaşmaya başlamıştı. Bu nedenle ekiple yollarımızı ayırmak zorunda kaldık. Sessiz tiyatroyu çalıştıracak bir gönüllü bulamayınca da dünya Pandomim birincisi olmuş 35 kişilik bir topluluk dağılmak zorunda kaldı. Bir gün belki tekrar yollarımız birleşir.

Yabancı Damat ve Fatmagül’ün Suçu Ne? dizileri unutulmadı… Yeni projeler var mı?

Yabancı Damat geniş kitlelere ulaşmamı sağladı. O nedenle oyunculuk hayatımda özel bir yere sahip. Fatmagül'ün Suçu Ne dizisi ise, televizyon seyircisiyle kurulan bu bağı daha da sağlamlaştırdı. Son çalıştığım dizi NO:309 beni çocuk seyircilerle buluşturdu. Yeni senaryolar okuyorum, umarım heyecan duyduğum bir proje ile tekrar buluşuruz. Beni özleyenleri Annem filmine bekliyorum.