Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
Bağış toplama geceleri gibiydi!
Bağış toplama geceleri gibiydi!
90. Akademi Ödülleri’nde “Kapan” (Get Out) filminin senaryosunun kazandığı ödül hariç çok büyük sürprizler yaşanmadı. Tören de genel anlamda ‘eğlencesiz’di...
Burak GÖRAL
Kültür Sanat 5 Mart 2018 - 15:49

“Üç Billboard Ebbing Çıkışı, Missouri” (Three Billboards Outside Ebbing, Missouri) ırkçı ve ayrımcı bir film değil. Ama politik doğrucu bir film de değil. Karakterleri defolu, tek bir tanesi bile ‘örnek film kahramanı' değil. Kanımca birkaç ufak tefek hatasına rağmen bu senenin en akıcı, kusursuza en yakın senaryosuna; anlatılan bütün duygulara sakince eşlik eden güzel müziklere sahip, tertemiz bir yapımdı. Ama Akademi, yazar yönetmen Martin McDonagh'ın İngiltere'den gelip de ABD'nin bu kadar içinden bir öykü anlatmasına pek ödül vermek istemedi anlaşılan. Yönetmeni aday bile yapmamasından belliydi bu. Senaryosunun başarısını ise yadsıyamazdılar, en azından aday yaptılar. Akademi ırkçılığa daha net ve eğlenceli bir tavır gösteren ve bunu daha ‘zıpırca' bir parlak fikirle yapan “Kapan”ın (Get Out) senaryosuna prim vermeyi tercih etti. Gecenin en büyük sürprizi buydu bence. Diğer tüm ödüller hep konuşulan isimlere gitti.

“Suyun Sesi”nin (The Shape of Water) yönetmenlikle beraber film ödülünü de alıp götüreceği bence çok aşikardı. Çünkü istediği kadar bir sürü eski filme benzesin, o eski filmler de Hollywood'un altın dönemini işaret etmekteydi zaten. Şöyle düşünün; biz nasıl şimdi bazı komedilerde o eski Arzu Film komedilerini bekliyoruz ve biraz yakınını bulunca, ‘aynı o filmlerdeki gibi' diyerek sempati gösteriyorsak, Akademi üyelerinde de öyle bir sempati yaratmış olmalı “Suyun Sesi”nin bütün bu tanıdıklık hissi.

Zaten “Suyun Sesi” kötü bir film de değil, ama yönetmeninin daha önce çok daha iyi filmlere imza atmış olmasına rağmen o topraklarda en çok bu ‘kolaj' filmle takdir alması sinemaseverlerde itiraz hakkı doğuruyor. Guiller Del Toro'nın “Pan'ın Labirenti” ve “Şeytanın Belkemiği” gibi çok daha özgün, başyapıt denebilecek filmleri var.

Gecenin en sevinçle karşılanan ödülü pek çok sinemasever gibi benim için de “Blade Runner 2049”daki şahane görüntülere imzasını atan, yılların ustası Roger Deakins'ın sonunda hakettiği Oscar'a kavuşmasıydı. Deakins bu ödülü 20 yıldır hak ediyordu.

Ödül töreni ise genel anlamda sıkıcıydı doğrusu. Ödüllerin kolay tahmin edilebilirilliğinin de etkili olduğunu söylemek mümkün. Ama bunun dışında Jimmy Kimmel'in sunuşu fazla ölçülüydü. Harvey Weinstein'ın taciz haberleriyle başlayan kadın hareketi de bütün endüstriyi biraz daha ağırbaşlı olmaya zorluyordu. Bu yüzden ödül töreni iyice ‘hepimiz kardeş' olalım temasına doğru evrildi. Aman kontrollü olalım derken, endüstrinin içindeki siyahlara, kadınlara en ufak bir yamuğumuz olmasın kaygısının çok görünür olduğu; halka da inelim yandaki sinema salonuna girip onların hayatlarını ışıltımızla renklendirirken onlara fındık fıstık, çikolata atalım (!) ve evet Trump'a karşı tepkiliyiz belki ama askerlerimize de selam gönderelim gibi ne yapacaklarını şaşırdıkları bir şova dönüştürdüler geceyi.