Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
Banu Bozdemir: ‘Çocuklar için yazma büyükler için yazmaktan daha keyifli’
Banu Bozdemir: ‘Çocuklar için yazma büyükler için yazmaktan daha keyifli’
Banu Bozdemir, medyaya yıllarca emek verdi, vermeyi de sürdürüyor. Sinemaseverlerin yakından tanıdığı Bozdemir, çocukların da ilgiyle okuduğu bir isim. Çocuk edebiyatının Türkiye'deki önemli isimlerinden olan Bozdemir, "Çocuk edebiyatının sınırları yazarın kendi içinde çizildiği için sınırlı gibi görünse de aslında sınırsızdır. Çocukların dünyalarının sınırsızlığı da naiflik içeriyor. Hep çocuk kitabı yazmanın sorumluluk işi olduğu söylenir, çok doğru ama bir yandan da büyükler için yazmaktan daha keyifli" diyor...
Sercan MERİÇ
Kültür Sanat 31 Aralık 2017 - 14:12

Çocuklara yönelik kitaplar yazma fikri nasıl doğdu?
Çocukken kağıt kalemin, üniversitede daktilomun başında sıkça yazma denemeleri yapan biriydim. Ama büyükler için yazan ve bir yazar olarak değil yazma eyleminin içinde olduğumu varsayarak. Bir yandan da gazetecilik yaptığım, bolca film eleştirisi yazdığım dönemlerde bir arkadaşım çocuklar için kitaplar basan bir yayınevi açacağını söyledi ve benden örnekler istedi. Kalemimi o yöne çevirerek, yeni bulduğum bu alanda çocukluğumun kapısını sıkça çalarak denemeler yapmaya başladım. Ve ortaya çocuklar için yazılmış kitaplar çıktı… Tesadüfen de olsa yazma yolumu bulmuş oldum.

Çocukluğunuzda hangi kitaplar size okuma sevgisini aşılamıştı?
Çocukluğumda çok okuyan ve kitapların dünyasında kaybolmayı seven bir çocuktum. Dünya naif, keyifli, aynı zamanda küçüktü ve onu biraz büyütmek için kitaplar harika bir yoldu. Ablamlar ve ağbeyimle kütüphanemiz ortak olduğu için bazı yazarları erken okuduğumu söyleyebilirim. Muzaffer İzgü, Aziz Nesin, Kemalettin Tuğcu, Ömer Seyfettin, fazlaca Stephen King, Hewingway, Jules Verne, Fakir Baykurt, Yaşar Kemal, Orhan Kemal gibi yazarları okumaktan gerçekten keyif alırdım…

banubozdemir2
Çocuk edebiyatının, gelişkinler için çıkan edebiyattan temel farkını nasıl tanımlarsınız?
Çocuk edebiyatının sınırları yazarın kendi içinde çizildiği için sınırlı gibi görünse de aslında sınırsızdır. Çocukların dünyalarının sınırsızlığı da naiflik içeriyor. Hep çocuk kitabı yazmanın sorumluluk işi olduğu söylenir, çok doğru ama bir yandan da büyükler için yazmaktan daha keyifli. Çünkü saçmalama hakkınız var bunu yaptığınız için karşınızdakiler yani çocuklar yadırgamıyor, yargılamıyor. Ben çocuk kitabı yazarken evreni istediğim gibi adımladığımı düşünüyorum ve küçük adımların beni takip ettiğinin. Karşınızda küçük insanlar var, temel farkı bu bence.

‘YAZARKEN ÇOCUKLUĞUMUN KAPISINI ÇALIYORUM’

Çocuk kitaplarını kaleme almak daha rafine bir üslup gerektiriyor. Sizin üslubunuzu etkileyen nedir?
Benim üslubum biraz daha fantastik, kıyıda köşede kalmış, akla gelmeyecek nesneleri kahramanlaştırmayı seviyorum. Her şeyin bir değeri olduğunu, herkesin işe yaracağı bir yer ve zaman dilimi olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Karmaşık, çok kahramanlı ve katmanlı bir dünyayı olabildiğince sade, akıcı ve aynı zamanda ilgi çekici anlatabilmek önemli. Bunu başarabildiğimi düşünüyorum. Dediğim gibi yazarken çocukluğumun kapısını çalıyorum ama günümüz çocuklarını da gözlemliyorum.

Kitaplarınızda çocuk karakterlere yer veriyorsunuz ve onlar, anlattığınız, yetişkinlerin kirlettiği, kötücülleştirdiği evreni güzelleştirmek için çabalıyorlar. Çocuklara yönelik yüklediğiniz anlam nedir?
Evet genelde çocuklara ve doğanın içindeki diğer canlılara yer veriyorum. Şimdiki çocuklar doğanın kaynaklarını kullanmak açısından biraz daha şanssız. Bunun sorumlusu da büyükler bana göre. Yani ucundan bucağından hepimiz. Çocuklara yeterince tanıyamadıkları, içinde olamadıkları doğayı tanıma ve koruma sorumluluğu sunmaya çalışıyorum. İçgüdülerinde var olan doğa sevgisini ortam olarak yeşertemediğimiz için kitaplarda onları birer doğa neferi, doğa savaşçısı ilan ediyorum. Onlarla umutlarımı yeşertmek istiyorum.

dumancetesi
‘DAYANIŞMA VE VİCDAN İKİ ANA DUYGUM’

Eserlerinizde muhakkak çevre kirliliğine dair vurgular ve bu kirliliği yok etmeye yönelik mesajlar var. Sizin için çocukların geleceğini tehdit eden ana unsur bu mu?
Evet, ileride doğayı yok etmenin sonuçlarının en büyük savaş nedeni olacağını düşünüyorum. Şu an yaşadığımız zaman diliminde bile bunun acısını hissediyorken, ileride bunu kanlı canlı yaşayacak bir kuşaktan bahsediyoruz. İnsanların içecek su bulamamasının yaratacağı sıkıntı her şeyin, bütün ideolojilerin önüne geçer gibi geliyor. Şimdi bile insanlar doğa için savaş veriyor, çünkü doğaya verilen zararın geri dönüşü yok. Buzullar her geçen gün erirken, bazı hayvan türleri bu değişim sonucu yok olurken, insanoğlunun bu har vurup haran savurma hali çok bencilce, sinir bozucu ve bunun bedelini gelecek kuşaklar ödeyecek ne yazık ki…

Hikayelerinizde dayanışma unsuru da muhakkak yer alıyor. Bu vurgunun önemi nedir? 
Dayanışma ve vicdan benim iki ana duygumdan biri. Dayanışma bencillikten uzak tutar ve insanın toplumsal konularda tek başına çabası yetersiz kalır. Kitaplarımda da kişisel meselelerden çok herkesi ve her şeyi ilgilendiren durumlara yer veriyorum. Hele doğayı korumak, kollamak herkesin bilincinde yeşil ışık gibi yakması gereken bir konu. O yüzden dünyada tek başına kalmış bir kurşunkalemden, kitabın arasına sıkışıp kalmış kuru bir yaprağa ve buzullardaki bir penguene kadar herkese ihtiyacımız olabilir. Bir kuşun gagasında taşıdığı bir dal tanesine, doğaya düşen bir tohuma… Dayanışma güzeldir.

Kitaplarınızda birçok çizerle çalışmışsınız. Görsellik çocuk kitaplarında çok önemli bir yer tutuyor. O dengeyi nasıl tesis ediyorsunuz?
Çocuk kitabının ana sunum kaynağının resimleri ve ismi olduğunu düşünüyorum öncelikle. Çocuğun kitapla ilk bakışması oradan başlıyor. Çoğu zaman çizerlerle yazdığım esere ayrı dünyalardan baktığımızı düşünsem de, onların yaratıcı çizimlerinin kitaba ikinci bir güç kattığını hissediyorum. Beni anlayan, detayları fark edip kafa yoran çizerlerin kitaba katkısı tartışılmaz tabii. Denge yazmak ve sonrasında yazılanı resimlemek üzerinden gelişiyor.

renklipenguencik
Aynı zamanda sinema eleştirmenisiniz ve çocuklara sinema aşkını da aşılamaya çalışıyorsunuz. Bununla ilgili de kitabınız var. Çocuk-sinema ilişkisini nasıl görüyorsunuz? 
Çocuk sinema ilişkisinin hala bir illüzyon / büyü düzleminde olduğunu görüyorum. Çünkü hala arka plana dair kafaları çok karışık. Sinema çok popüler ve bütün sanatların toplamından oluşan çok güçlü bir sanat dalı. O yüzden çok seviliyor, ilgi görüyor. Çocukların ilgisi de bu bağlamda çok yüksek. Onlarla sinemaya dair bir yolculuğa çıktığımızda hepsi çok keyif alıyor. Küçük Sinemacılar'ı da biraz bu yüzden yazdım. Geleceğin yönetmenleri, sanat yönetmenleri, görüntü yönetmenleri bu çocuklar arasından çıkabilir, çıkmalı. Sinemanın arka planını keşfetmeleri, ilgi duymaları ve ileride bir meslek olarak seçmeleri için yazılmış bir kitaptır Küçük Sinemacılar. Mesleki olarak baktığımda film izlemekten ve yorumlamaktan çok büyük keyif alıyorum, sanırım bitmeyecek tutkulardan biri de bu!

kucuksinemacilar
Öğrenme, iletişim tek taraflı değil. Genellikle yetişkinler çocuklara verdikleri direktiflerle onları şekillendirmeye, bir şeyleri öğretmeye çalışıyorlar. Bir de ters yönde bir öğrenme süreci var. Çocuklardan neyi öğrendiniz? 
Çocuklarla birlikteyken yaptığınız, yazdığınız şeylerin değerini ölçme fırsatı buluyorsunuz. İfadeleri büyüklere göre daha net! Sevdikleri ya da sevmedikleri şeyi pat diye söylüyorlar. Bu anlamda kendinizi ölçüp tartmayı, onların gözünden turnayı vurmayı öğreniyorsunuz. Sonuçta ben onlar için yazan birisiyim ve kendimi koşulsuz şartsız onların dünyasına ve yargısına teslim ediyorum. Onların küçük dünyalarının hiç de küçük olmadığını, yazdığınız her şeyin onlarda bir ifade, karşılık yarattığını görünce hem mutlu oluyorsunuz, hem de doğru bir iş yaptığınıza her anlamda ikna oluyorsunuz…

Çocukları eğitmek yönündeki tartışmalar eskiye dayanıyor. Sizin için eğitimin niteliği ve formu nasıl olmalı?
Bir eğitimci değilim ama çocuğu hayata hazırlayan, teorik olduğu kadar pratik bilgileri de depolayabilecekleri, özgür, fikirlerini rahatça söyleyebilecekleri, özgüvenli, dostça, akılcı ve bilimsel bir eğitimin doğru olduğuna inanıyorum.

kivirciklardunyasi
‘ÇOCUĞUN DÜNYASINI DAYANIŞMAYA SEVK ETMELİYİZ’

Çocuk kitaplarında kimi zaman korkutucu, çocukları kötü alışkanlıklara sevk eden metinlerle de karşılaşıyoruz. Bunlara yönelik değerlendirmeniz nedir? 
Bu tarz metinlere iyi gözle bakmam asla mümkün değil. Çocuğa mümkün olduğunca iyi olanı anlatmak durumundayız. Bu onlara süper tozpembe bir dünya sunmamız gerektiği anlamına gelmiyor ama genel olarak ‘iyi' kavramı bile işe yarar. Ama çocuğu sürekli baskılayan, büyükmüş gibi davranmaya zorlayan, ondan yaşının üstünde beklentileri olan yazım tarzı çok yanlış ve kabul edilemez. Çocuğun dünyasını mümkün olduğunca barışçıl, özgür, naif ve dayanışmaya sevk etmeliyiz, çünkü sağlıklı olanı bu! Diğerlerinin yazılmış ve basılmış olması bile dehşet verici!

Son güncelleme: 19:13 - 31.12.2017