Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
Baran Akbulut: Sırların olmadığı yerde birey olmak daha kolay olmaz mıydı?
Baran Akbulut: Sırların olmadığı yerde birey olmak daha kolay olmaz mıydı?
Yönetmenliğini Ahmet Karaman'ın üstlendiği Baba Nerdesin Kayboldum izleyicilerle buluştu. Daha vizyona girmeden birçok festivalden ödül alan filmin başrolünde Baran Akbulut yer alıyor. Aşkın karakterini konuştuğumuz Akbulut, çevremizdekilerin gizemli hallerini keşfettiğimizde yaşadığımız şaşkınlığa dair çarpıcı bir yorumda bulunuyor: "Sırların olmadığı yerde birey olmak daha kolay olmaz mıydı? Kendi farklılıklarımızdan kendimiz de korktuğumuz için yalancı olmayı, herkesin de yalancı olmasını doğal karşılıyor, buna alışıyoruz, yalancı olarak yaşamayı öğrenirken sevdiklerimizle aramıza bu yalanlar giriyor. Kendin olamamak, dışlanma korkusu, suçluluk hissi, dedikodu, cinnet..."
Sercan MERİÇ
Kültür Sanat 9 Eylül 2018 - 11:48

Nasıl hazırlandınız role?
Aşkın rolü, senaristin kendi hayat öyküsünden yola çıkarak yazıldığı ve gerçek mekanlarda çekildiği için, canlandıracağım rol kişisinin evine girmek, ailesiyle tanışmak, sandalyesinde oturmak, yatağında yatmak gibi ilginç deneyimlerle başladı filmin hazırlık süreci… Arkadaşları, komşularıyla çevrelenmiştik… Aklıma bir şey takılsa, etrafımda ilk gördüğüm insana sorabilirdim yani.

Hikayeyi ilk okuduğunuzda kafanızda neler canlandı?
Kendi halinde yaşayan bir insanın röntgen sonuçlarına bakıyor gibi hissettim ilk okuduğumda. Fakat röntgenini kendi çeken bir insan. Çünkü sinemacı ve kendini bir senaryoya dönüştürecek.

Set ortamı nasıldı?
Set, ev, kahve ve yakın çevresi olarak konumlanmıştı. Kahvedekiler gerçekten Ahmet’in rahmetli babasının arkadaşlarıydı. Filmde kullanılan ev, balkon, kahve, parklar hemen her şey Bornova’da.. Ben de mahallenin havasına alıştım, sık sık kostümüm üstümde kayboldum çevreyi turladım.. Yeni bir park bulduğumda sevinip oturdum, dinlendim sahne aralarında. Aşkın’ın da gerçekten gezindiği yerler olması bu gezileri daha ilginç yaptı.
baranakbulut
“ÖZE DÖNME ZORUNLU BİR ÜTOPYA GİBİ”

Aşkın, şehir dışında yaşayan, sinemacı olmaya çalışan ve babasının vefatı üzerine doğduğu yere geri dönen bir karakter. Hesabı babasıyla ve keşfettiği çevresiyle. Babaya dönmek, öze dönmek, yaşadığın yerdeki insanlara dönmek bizim kaderimiz mi sizce?
Aşkın babasına döner gibi görünse de, baba ölmüş, annesine dönüyor aslında. Ama eşini kaybetmiş bu kadını da ilk kez görüyor sayılır, ilk kez yalnız bir kadın görüyor. Öze dönme, özün eksikliğinin hissedildiği, genellikle büyük kayıplardan veya umutsuzluklardan sonra akla gelen zorunlu bir ütopya gibi…

Aşkın, filmin başında, babasıyla hesaplaşıyor. “Ne çok benzemişim sana” diyor. Bu bizim toplumumuzun ortalama karakterini yansıtıyor mu sizce?
Belki babasına benzemekten kaçmayı becerememekten ziyade, dediğiniz gibi toplumun ortalama alışkanlıklarını edinmekten kaçamadığını itiraf ediyor orada. Babası da kaçamamış, Aşkın da kaçamamış ve tüm yalansız sevemeyenler gibi birer yalana dönüşmüşler sevdikleriyle tanışamadan.

“AŞKIN MI BAŞARISIZ, SİNEMA SEKTÖRÜ MÜ?”

Aşkın başarısız bir sinemacı ve sinema sektöründeki yaşadıkları da filmde bol bol geçiyor. Sinema sektörüne yönelik de bir eleştiri var değil mi? Sizin temel eleştirileriniz neler sektöre dair?
Aşkın mı başarısız bir sinemacı sinema sektörü mü başarısız bir sektör belli olmuyor tam. Benim gözüme takılan bir sorundan bahsedeyim. Yardımcı oyunculuk denilen müessese pek halledilememiş durumda ülkemizde. Bir filmde kralın kral olduğuna inanmamız için kralı canlandıran kişinin tavırlarından daha önemli olan, tebaanın ona karşı tavırları değil midir? Herkesin tek tek bir tablo gibi, büyük tek bir oyunculuk oluşturması ve dokuyu canlı kılmaları gerekiyor ama film setlerinde, başroller dışındaki yüzlerce insanın tek tek oyunculuklarıyla ilgilenmek kimsenin görev tanımında yokmuş gibi davranıldığını hissediyorum sık sık, sevdiğim filmlerde bile. Yardımcı yönetmenin megafondan amca, teyze diye bağırmasıyla hallediliyor iş, çoğu zaman. Seyirciyi yakalayan şeylerden biri, tek sahnesi tek diyaloğu olan hatta olmayan oyuncular ve figüranların filme kattıklarıdır halbuki.

babanerdesinkayboldum

Baba Nerdesin Kayboldum, bugüne kadar Amsterdam Film Festivali’nde En İyi Film, Polonya European Cinematograpy Ödülleri'nde En İyi Film, Hollywood Film Festivali’nde En İyi Yönetmen, London Independent Film Award’da En İyi Film, Los Angeles Independent Film Festivali’nde En İyi Film, 5. Hollywood International Moving Pictures Film Festivali’nde En İyi Yabancı Film ödülünü aldı.

Aşkın karakteri aynı zamanda kişinin çevreye adapte olmak zorunda olduğunu ve toplumsal bir varlık olduğumuz da anlatıyor. Sizin değerlendirmeniz nedir?
Evet. Çevreye adapte olmak, bir bilinçli mesai olmaktan daha çok, toplumun bilinçsiz mesaisiyle gerçekleşiyor.. Çevrenizde gördüğünüz insanlar, bunu sizin yerinize halleder, sizi adapte ederler.

“DÖNÜP DÖNÜP GEÇMİŞİ HATIRLAYAN BİR ADAM DEĞİL”

Aşkın sık sık geçmişini hatırlıyor. Geçmişi hatırlamak, onu aşamamak, geleceğe dair umutsuzluğumuz olarak tarif edilebilir mi?
Sadece geçmişi değil, sürekli geleceği hatırlamak, onu aşamamak da şimdiye dair umutsuzluk olarak tarif edilebilir. Aşkın’ın şimdiye dair umutsuzluğu yok diyebiliriz, şimdide kalmayı ve onu ele geçirmeyi biliyor. Geçmişi bunca hatırlaması da babayı kaybetmenin akla çocukluğu sık sık getiriyor oluşundandır diyebilirim. Yoksa dönüp dönüp geçmişi, hatalarını, pişmanlıklarını hatırlayan bir adam değil.

Aşkın’ın Oya ile yaşadığı aşk hem yapıcı hem de yıkıcı. Şaşkınlık yaratan bir kurgu var. Burada Oya’nın söylediği “Sevdiğimizi incitmemek için yalan mı söyleyeceğiz?” cümlesi devreye giriyor sanırım. Ne dersiniz?

Film başladığında Oya çoktan kafaya koymuş Aşkın’la yaşayacaklarını bence. Ama yalansız kendin olabileceğin yere gelemeden bir kaza yaşanıyor. Belki daha sonra çözmüşlerdir, filmde görmesek de…

baranakbulut2

Baran Akbulut, filmde Yıldız Çağrı Atiksoy ile birlikte rol alıyor.

“YALAN SÖYLEYE SÖYLEYE İNATLA BİR ARADA KALMAK…”

Aşkın çevresini keşfettikçe, onların gizlerine denk geldikçe şaşkınlık yaşıyor ama suskunluğu seçiyor. Bu birey olmama halimize bir atıf mı?
Birbirine yalan söyleye söyleye inatla bir arada kalmak, babalıkta, oğullukta, annelikte, komşulukta, kahvede, sevgililikte, arkadaşlıkta… Asıl niyetlerin çok özgün sırlarmış gibi hep saklandığı ortamlar. Sırların olmadığı yerde birey olmak daha kolay olmaz mıydı? Kendi farklılıklarımızdan kendimiz de korktuğumuz için yalancı olmayı, herkesin de yalancı olmasını doğal karşılıyor, buna alışıyoruz, yalancı olarak yaşamayı öğrenirken sevdiklerimizle aramıza bu yalanlar giriyor. Kendin olamamak, dışlanma korkusu, suçluluk hissi, dedikodu, cinnet…

Sizce “Herkes çocukluğunda kaybettiğini aynı yerde mi arıyor?”
Herkes çocukluğunda kaybettiğini aynı yerde arıyor diyebiliriz, çocuklukta kaybolan en önemli şey de çocukluk. O yüzden insanlar çocukluklarını aynı yerde, yani çocuk yaparak arıyorlar belki biraz da.

Merakla beklenen Yılmaz Özdil'in son kitabı "Mustafa Kemal" Plus abonelerine hediye.