Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
“Ben senden güçlüyüm’ diyecek bir hikayeye ihtiyacımız var”
“Ben senden güçlüyüm’ diyecek bir hikayeye ihtiyacımız var”
Cevat Şakir, nam-ı diğer Halikarnas Balıkçısı, Mavi Sürgün isimli kitabında, İstanbul-Üsküdar'da yaşarken nasıl bir anda kendisini Ankara'da İstiklal Mahkemesi'nde bulduğunu ve oradan da sürgüne Bodrum'a nasıl vardığını anlatır. İronilerle dolu bir metindir Mavi Sürgün. İsmiyle müsemma, sürgün olsa da, mavidir, özgürlüğe doğrudur. Cevat Şakir, Bodrum'da bambaşka bir insana dönüşür. Artık Halikarnas Balıkçısı'dır. Deniz ve Bodrum onu bambaşka yapmıştır. Okuyan herkese dokunabilen ve ilham olan bu eser, şimdi sahneye uyarlandı. Eser beş bölümden oluşuyor. Beyti Engin'in yöneteceği eserin müzikleri Sabri Tuluğ Tırpan'a ait. Sahnede anlatıcı olarak Yetkin Dikincileri göreceğiz. Kardeş Türküler'in solistlerinden Feryal Öney de vokaliyle gösteriyi zenginleştirecek. 15 Mart Cuma akşamı saat 20:30'da İş Sanat'ta ilk kez sahnelenecek olan gösteriyi, kahramanlarıyla konuştuk...
Sercan MERİÇ
Kültür Sanat 3 Mart 2019 - 13:52

Mavi Sürgün ismi çok ironik. Cevat Şakir, sürgündeyken Bodrum’u Bodrum yapıyor. Kendisini de bir anlamda yeniden yaratıyor. “Müzik ne büyük varlıktır” da diyor. Nasıl bir Cevat Şakir’le karşılaşacağız bu gösteride?
Sabri Tuluğ Tırpan: Sürgün seyahati dönemi daha ağırlıklı olacak. Bodrum dönemine biz pek girmedik. Ellerini kuma sokup “Cevat Şakir, burada kumların içinde kaldı, içinden bir Halikarnas Balıkçısı yükseldi” dediği yerde öyküyü bitirdi. Ondan sonraki bölüme hiç girmedik. Yol hikayesi oldu.

İronilerle dolu bir yol aslında Cevat Şakir’inki… Biz dram mı göreceğiz, gülüp eğlenecek miyiz?
S.T.T.: İlk başta çalışmaya başladığımda Beyti de öyle hissetti… Karanlık, İstanbul, İngilizler, mahkeme… “Ya adam her şeyle dalga geçiyor” dedik. Başına ne gelirse gelsin, öyle bir cümle kuruyor ki, gülmeye başlıyorsun. Kendi kişiliğiyle ilgili güzel ipuçları da veriyor.
Yetkin Dikinciler: Hafife almaktan kasıt, basitleştirmek veya bayağılaştırmak değil. Ağır şey hafife alınır. Ben trajedi sözcüğünü çok severim. Trajik olanın komik tarafı da vardır zaten. Gerçek çatışkılar da oradan trajediyi doğurur. Dolayısıyla bunu okuyabilmek, bunu görebilmek, bununla yüzleşebilmek ve bunu sözle edebiyatlaştırmak büyük bir maharet. Çok cazip benim için.

Yetkin Dikinciler, anlatıcı olarak izleyicilerin karşısında…

İstiklal Mahkemesi’nde yargılanmasına vesile olan öyküdeki hikayeyi kendisi yaşıyor diyebilir miyiz? Bugünle ilgili durumunu benzeştirebiliyor muyuz?
Y.D.: Bence çoğunlukla benzeştiriyoruz. Zaten bir okuyucu, anlatıcı olarak sahneye çıkan, başka kimliklere, kişiliklere yaklaşmaya çalışan bir meslek yapıyorum. Beni en çok ilgilendiren, dünden bahsediyorken, bugünü anlamak aslında. Dünde kalmamış olduğunu görmek… Bu son derece suyun dibine vurmuş, kendi soluğunu almaya çıkmış bir hikaye. Dediğin ironik kısımla ilgili sürgüne, “mavi” demek de böyle bir şey. Bu da bir maharet. Binlerce sürgün tanımlayabilirsin ama bunun mavisi çok güzel bir şey.
S.T.T.: Doğru, kara sürgün de diyebilirsin.

100 YIL ÖNCESİ BUGÜNÜ ÇAĞRIŞTIRIYOR

Feryal Hanım, siz yıllardır Kardeş Türküler ile Anadolu’daki kültürel güzellikleri ortaya çıkarmak için müzik yapıyorsunuz. Cevat Şakir de Mavi Anadolu akımının kurucusu. O da Bodrum’da bambaşka bir kültür doğuruyor. Sizin sanat serüveninizle, Cevat Şakir’in yaptıkları ne şekilde benzer?
Feryal Öney: Oradan bakmamıştım ama sürgünlük hikayesi üzerinden düşündüğümde, Kardeş Türküler’in içinde yer aldığı projelerdeki hikayeler böyle. Hep bir sürgünlük var. Ailelerimizde var, geçmişte var, etrafımızda var. Şu anda hâlâ sürgünlük yaşayan arkadaşlarımız var.
S.T.T.: Benim ailem de Selanik’ten gelmiş buraya. Herkes bir yer değiştirmiş.
F. Ö.: Bunlar da güle oynaya yapılmış şeyler değil. Mecbur kalıyorsun, her şeyini bırakıyorsun ve gidiyorsun. Sevdiklerini bırakıyorsun arkanda… Hikayenin burası beni çarptı, cezbetti. Ben de şarkı söylerken hikaye anlatıcılığı yapıyorum ve hep aynı şeyi hissediyorum. 100 yıl önce yapılmış bir şey, bana bugünkü yaşadıklarımızı çağrıştırıyor. Bugünü yaşayan birisi olarak onu kafamda canlandırıyorum, öyle anlatıyorum…

Mavi Sürgün’ün müzikleri Sabri Tuluğ Tırpan’a ait.

Cevat Şakir bize sürgün edilinen yerde karanlıklaşmayıp, yeniden doğmayı da gösteriyor değil mi?
Beyti Engin: Kendi içimizde de yaşadığımız farklı sürgünler var. Ama o dönüşümü tamamlayabilirsek, sonrasında onun neye yaradığını ve bizde neyi değiştiğini ve neleri yaratmamıza sebep olduğunu görebilirsek, ona daha olumlu bir yerden bakabiliyoruz. Genelde teknolojinin de etkisiyle algımız o kadar dağınık ki… Ne yaşadığımızın farkında olmadan o rutinin içerisinde yaşamaya devam ediyoruz ki, çok tamamlayamıyoruz, tamamlamamız gerekenleri…

Tamamlamamız adına nasıl bir pusula Cevat Şakir?
B. E.: Çok doğru bir pusula. Biz Tuluğ ile çalışırken 10-15 gün tamamen kapandığımız, tamamen Balıkçı’yla geçirdiğimiz bir süre yaşadık. Çok acayipti. Benim hayatımda çok ender anlardan birisiydi o süreç. Belki bizim sürgünümüz de oydu. Onun bize kattığıyla biz de başka birilerine dönüştük. O yüzden de ben ilk günden beri aynı şeyi söylüyorum. Bence bu eser dinlendiğinde de, birçok insanın hayatında birçok şeye sebep olacak. Kitabı okuduğunuzda bile kendinizle özdeşlik kurduğunuz birçok alan var. Herkesin hayatında bir yere dokunuyor. Dibe vurup, hava aldığınız yere getiriyor.

Soldan sağa: Sabri Tuluğ Tırpan, Yetkin Dikinciler, Feryal Öney, Beyti Engin ve Sercan Meriç

Çok güçlü insan portreleri de var Mavi Sürgün eserinde. Dünya genelinde süregelen kutuplaşmada tanışmanın, el sıkışmanın ne kadar önemli olduğunu da gösteriyor… Biz neden artık eskisinden daha zor “merhaba” diyoruz sizce?
Y. D.: Herhalde korunaklı alanlar arıyoruz. Daha kendi dokumuza uygun… Oturduğumuz yerleri de öyle seçmeye çalışıyoruz. Çevremizde değdimiz insanlar, hakim ses, hakim renk bize uygun olsun istiyoruz. Bu aynı zamanda istemediğimiz şeyin de tuzağına düşmek… Biz de ötekileştirmeye karşı çıkarken, ötekini oluşturmaya çalışıyoruz. Joshua Sobol’da da var bu, getto oluşturduğun zaman bunu onaylıyorsunuz demektir. Bundan kurtulabilmek lazım. Müşfik (Kenter) Hoca da söylerdi: Bir yere gidiyorsanız, kendi soluğunuzu götürün… Orada öyle olmaya çalışmak yerine, bir varoluşunuz olduğunu gösterin. Hayat denilen şey ömürlerden uzun. Hayatlar yaşanmış gelmiş, bir hayata değmiş ve o hayat bitecekti ki, bitti… Ama başka hayatlara değiyor şimdi. Biz onu alıp sahneliyoruz. Karşımızdaki insanlara bu seyirlikte kalbe doğru bir yolculuk yapıyoruz. Bir anlamda da tekrar “merhaba” demiş oluyoruz. 9 yıldır Profesyonel’i oynuyoruz. Gelen seyirci, “Bir Sırp yazarın oyunu bu. Bizi çok anlatıyor, siz doğaçlama mı yapıyorsunuz?” diyor. Zaten sanat, tiyatro, resim, müzik sınırları aşan şeyler… Bir de yaşadığımız coğrafya ve içinden geçtiğimiz zaman itibarıyla Türkiye o kadar doğaçlama yaşıyor ki, sağlam bir metin, kendisiyle yüzleşmiş, samimi bir edebiyat eseri, geliyor hayatın bugününe bir şey söylüyor. Mesela 650 oyun oynadık. Sıkılmıyoruz. Çünkü o anda, oyunun başka bir cümlesinin neye karşılık geldiğini yeniden keşfediyoruz. Bunu o gün gelen seyirci de keşfediyor. Eminim bu oyunun oynandığı gece de herkes kendi sürgününü sorgulayacak. Belki de aile içindeki sürgünleri sorgulayacak. Bırakalım sadece siyasi, toplumsal, kanuni sürgünleri… Nereye doğru zorlanıyoruz, nereye doğru gitmemiz isteniyor, nerede dışarıda kalmaya bizi zorluyorlar? Bunlarla yüzleşen ve bunlara “Ben senden güçlüyüm” diyecek bir hikayeye ihtiyacımız var. İşte, Cevat Şakir, “Ben senden güçlüyüm” diyor sürgüne…

Mavi Sürgün’ün rejisörlüğünü Beyti Engin üstleniyor.

‘SENLİ-BENLİ OLMA YOLCULUĞU’

Cevat Şakir, İstiklal Mahkemesi’ne çıktığında arkadaşı Zekeriya Sertel’in kendi öyküsüne yaptığı bir ekleme yüzünden sürgüne mahkum oluyor, ancak arkadaşını mahkemede satmıyor. Bugünü düşündüğümüzde eşler birbirlerini ihbar eder halde… Bu değişim sizi korkutuyor mu?
Y. D.: Korkunun ecele faydası yok. Bunlar yaşanıyor, yaşanacak. Biz ön görmüyoruz ki, kısa vadede bunlar bitecek. Bitmediğinden belki ilhamla söylüyoruz bunları. İnsan, gücü ele geçirince, kendi gibi olmayana haddini bildirmeye çalışıyor, kıvama getirmeye uğraşıyor. Diyor ki, “Öyle deme, öyle hareket etme.” Biraz aksini yaparsan önce susturmaya çalışıyor, devam edince uzaklaştırmaya çalışıyor, daha da devam edersen yok etmeye çalışıyor. Bu insanlık tarihinin hikayesi. Birey ve sistem sorunsalı… Kısa vadede biteceğini ön görmüyoruz. Kendi yaşam alanlarımızı açabilmek için zaten buradayız. Bunun mümkün olduğunu gösterebilmek için de…
B. E.: Bir dönem değişiyor. Kitabın başladığı zamanın 100 yıl sonrasındayız neredeyse. O dönem sahiden dünya tarihi tamamen değiştiği bir dönem. Şu anda da dünyanın genelinde sancılı bir dönem var. Her şey yerine oturuyor, başka kimlikler ediniliyor. Teknolojinin de hayatımıza bu kadar girmesiyle, biz “ben” olmaktan uzaklaştık. Tamamen “bizler” olduk. Sosyal medyada geliştirdikleri algoritmalarla falan… Tamamen siyaset de bize aynı şeyi söylüyor: Siz “sizsiniz”, biz “biziz”. O yüzden mavi bir sürgün bu. O karanlık hikayenin içerisinde kendisini ve gerçek “ben”ini bulduğu, etiketlerden sığındığı anda aydınlık bir yere varıyor Cevat Şakir… Hepimize de bunu söylüyor. Biz de kendi karanlığımızdan çıkabildiğimizde o aydınlığa varacağız.
Y. D.: Derler ya bazen, “Ne güzel bir mesafe katettik, bırakalım sizli-bizli olmayı. Senli-benli olalım” diye… Oraya doğru yolculuk. Senli-benli olma yolculuğu…
F. Ö.: Tamamen ön yargılarla büyüyoruz. Dilimiz ön yargılarla dolu. Birbirimize bakışımız da öyle… Her seferinde yeniden tanışma ihtiyacımız var. Birisyle tanışıyorsunuz, farklı kimlikler barındırıyor içerisinde. Çeşitli klişeler oluşabiliyor kafanızda. Ama öyle değil aslında hayat… İnsan da öyle değil. Sürekli değişen, iklime göre kendini yenileyen bir şey… Kitap da onu öğretiyor. Yaklaştığında ön yargılardan arınıyorsun.

 Kardeş Türküler'in solistlerinden Feryal Öney, etnik-atmosferik vokalleri ile Mavi Sürgün’de yer alacak.