Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
Benzersiz bir piyes: Duvarların İçinde
Benzersiz bir piyes: Duvarların İçinde
Her hikaye başka hikayeler doğuruyor ve böyle devam ediyor, sonra makara boşalmaya, geri sarmaya başlıyor ve taşlar yerli yerine oturmaya başlıyor. Yine kaydeden bir kamera, bir sayfayı çevirme hızında değiştirilen kostümler ve peruklarla Alexis Mihalik, kendi türünde benzersiz bir piyes ortaya çıkarmış.
Tilda TEZMAN
Kültür Sanat 5 Kasım 2017 - 11:38

Paris’te Pepiniere Tiyatrosu’nda, dahi çocuk Alexis Michalik’in son eseri ‘Duvarların İçinde’ kapalı gişe oynanıyor.

Alexis Michalik’in serüveni yalnızca beş yıl önce başladı. ‘Tarih Taşıyıcısı’ oyununu yazıp sahneye koydu ve anında iki Molieres ödülü aldı. Ardından ‘Sihirbazlar Çemberi’ ve ‘Edmond’ gösterileriyle, tiyatro dünyasının en önemli yazar ve yönetmenlerinden biri olduğunu kanıtladı. Yazıp sahnelediği eserlerdeki metot hep aynı: Yönetilen doğaçlamalar etrafında, provalar esnasında aldığı notlarla tekstini derliyor, eserine bu yöntemle hayat veriyor.

Projeler değişse de onun metodu değişmiyor: Basit bir dekor, dört beyaz bantla sınırlanmış neredeyse boş bir sahne. (Peter Brook etkisi hemen göze çarpıyor.) ‘Duvarların İçinde’ projesinde, Michalik, bir tiyatro yönetmeni ile hapisteki tutukluların karşılaşmasını, çekmeceli hikayelerle kurgulamış ve şaşkına dönmüş seyirciyle, bir kez daha, gırgır geçmiş.

KENDİ TÜRÜNDE BENZERSİZ BİR PİYES

Oyun, Michalik’in sormaya vakit bulamadığı sorular, bu sorulara verilmiş hayali cevaplar; güncellik ve zaman üstüne kurgulanmış tartışmalar; filmlerden esinlenmiş sohbetler; mahkumiyetin sebepleri hepsi bir arada oyunun tekstini oluşturmuş. ‘Duvarların İçinde’, özgür dünyadan uzak bu mahkumların, tiyatro dersi vermeye gelmiş bir yönetmenle karşılaşmasını soğuk bir ışığın aydınlattığı kapalı bir alanda anlatıyor.

Yönetmen Richard (Paul Jeanson), tiyatro atölyesine gelmeyi kabul etmiş iki mahkum ile yakınlaşmaya çalışır; kursa ilgi az da olsa, yönetmen ve ekibi, bu iki öğrenciyle yetinmek zorunda… Birinci mahkum Kevin, söz hakkı alıyor… Keşke bir çocukluk hikayesini anlatsa; ama bu zor olur. Ve Michalik’in ünlü flash-backleri sinematografik bir biçimde peş peşe gelmeye başlıyor. Delice bir enerjiyle, izleyici karakterlerle tanışıyor. Sonrasında her karakterin kendi hikayesini öğreniyor. Her hikaye başka hikayeler doğuruyor ve böyle devam ediyor, sonra makara boşalmaya, geri sarmaya başlıyor ve taşlar yerli yerine oturmaya başlıyor. Yine kaydeden bir kamera, bir sayfayı çevirme hızında değiştirilen kostümler ve peruklarla Alexis Mihalik, kendi türünde benzersiz bir piyes ortaya çıkarmış.

KESİŞEN HAYATLAR 

Yönetmen Richard, sosyal hizmetlerde çalışan bir kızın hapishanede bir tiyatro atölyesi kurma fikrinden yola çıkarak, yalnızca ağır cezalara çarptırılmış mahkumların bulunduğu hapishaneye, bir tiyatro atölyesi kurmaya gider. Yanında asistan olarak, iyi bir oyuncu olan eski eşi Jeanne ve sosyal hizmetler uzmanı bu genç kız gelir. Amaçları bu cezaevinde bir tiyatro atölyesi kurmak ve drama dersi vermek… Ama işler hayal ettikleri gibi gelişmez. Yalnızca iki tutuklu derslere katılmaya gönüllü olur. Bunlardan biri Kevin’dir. Kevin, Kuzey Afrika kökenli asi bir delikanlı; diğeri ise Ange isimli elli yaşlarında Korsikalı, hiç konuşmayan, iri kıyım, sırf Kevin’i yalnız bırakmamak için atölyeye katılmış, müebbete çarptırılmış bir tutuklu.

Drama çalışmaları başlar. Richard, mutlu bir çocukluk anısı anlatılmasını ister. Kevin’in bunun neye benzeyebileceği hakkında bir fikri yoktur. Onun anımsadığı şiddet uygulayan öfkeli bir baba, alkolik bir anne, yetimhaneye gönderilen küçük kardeşleri, ergin çağında bir başına kalmışlık ve suç işlemeye yönelmesi. Farklı karakterlerin sahnede kendilerini anlatmaya başlamasıyla, şaşırtıcı ve acılı hayatlar kesişmeye, kaderlerle müşterek bir hikaye, tek bir hayat romanı ortaya çıkıyor.

TİYATRO VE YAŞAM SAHNEDE

Biz seyirciler duygu seli içinde, kafamız karmakarışık, kahkahadan gözyaşlarına geçiyoruz. İç içe geçmiş, birbirinden ayrılmaz ikili ‘Tiyatro’ ile ‘Yaşam’ sahnede…

Bu oyunda, hapishane aslında bir bahane. Bu muhteşem romanesk macerada aşk, umut, haysiyet, intikam iç içe geçerken, tiyatro, gerçekten kurguya geçişlerle bunları sıraya ve düzene koyuyor. Tiyatro atölyesi dersleri büyük bir komediyle start alıyor: Yönetmen, tiyatro hakkında sert eleştiriler, taşlamalar yapıyor. Bu didaktik hicivlerin, iki tutuklu tarafından anlaşılabilme oranı tabii ki sıfır. Absürt tiyatro egzersizleri devam ederken, seyirci gülmeye başlıyor. Ama olaylar öyle farklı gelişiyor ki… Tiyatro bilgisi olmayan, sosyal hizmetlerde görevli genç kızın bu tiyatro atölyesinin yapılması için yönetmeni zorlamasının sebebi bambaşka. Bu genç kızın çok büyük bir sırrı var. Yıllar boyunca yaptığı derin araştırmalar sonucu, ağzından tek kelime çıkmayan tutuklu Ange’nin babası olduğunu keşfetmiş.

RUS BEBEKLERİ MİSALİ

Annesini sevgilisiyle birlikte öldürmüş olan Ange’nin hikayesi daha bir dokunaklı. Aşkı uğruna, ağzını açmadan, her şeyi sineye çekerek hapishanede çürümeye kararlı…

Hikayeler, aynı Rus bebekleri misali iç içe geçmiş, Kevin ve Ange’nin fırtınalı yaşamları teker teker ortaya dökülürken , her karakterin geçmişi de gözler önüne seriliyor ve maskeler düşüyor. Dekor çok basite indirgenmiş. Hücreyi temsil eden sahneye girip çıkan tekerlekli demirden bir yatak, ortaya serilmiş açık renk bir halı, tiyatro atölyesi için bir kaç sandalye… Demir panolar oyuncuların kostüm değiştirmesine yarıyor… Böylece beş oyuncu bir çok değişik karakteri canlandırabiliyor. Ve Michalik, azıcık eşyayla epik tiyatro yapılabileceğini kanıtlıyor.

RİTMİ YÜKSEK, REJİSİ AKILLI, FLASHBACKLER AKICI…

Jeanne Arenes, Bernard Blancan, Alice de Tencquessing , Paul Jeanson, Faycal Safi ve canlı müziğiyle Raphael Charpentier harikalar yaratıyorlar. Yaratıcılıkları, yorumları muhteşem. Oyunun ritmi yüksek , rejisi akıllı, flashbackler çok akıcı, canlı müzik duygu dozunu yükseltiyor, bir buçuk saatlik oyunda seyirci bir an bile sıkılmıyor. Dumas romanları temposunda, Lelouche filmlerindeki gibi kaynayan bu oyun saf bir tiyatro gösterisi.

Alexis Michalik, bu çarpıcı ve sarsıcı oyunla seyirciyi tiyatroyla yaşamın arasındaki sınırlara götürürken, aşılması imkansız gibi görünen duvarları yararken, bildik işaretleri de alt üst ediyor