Sözcü Plus Giriş

‘Bir anda yedi yaş seviyesine inmek her seferinde sarsıcı oldu benim için’

Üç yıl aradan sonra “Ayrılığın İlk Günü” adını verdiği romanıyla okurunu selamlayan Aslı Perker ile hikâyenin doğuşunu ve ayrılıkların hissiyatını konuştuk…

Güncellenme: 01:23, 19/03/2021
‘Bir anda yedi yaş seviyesine inmek her seferinde sarsıcı oldu benim için’

Deniz GÜZELCE

Etrafında dönüp duran hikâyeye karşı koyamayan Perker, onu yazmaya başladığında pandemi henüz başlamamış. Yani bu kitap pandemi sürecinde yazıldı. Ayrılık gibi sancılı bir sürecin hikâyesi, belki de böylesine zor bir süreçle bütünleşti. Perker'e göre ayrılık acısı terk edilmekle başlıyor ve değersizlik duygusundan kurtulmanın bir yolunu bulmak gerekiyor.

● “Ayrılığın İlk Günü” adlı romanınızla karşımızdasınız. Pandemi süreci bu romanı ne kadar etkiledi? Yazım sürecini anlatır mısınız?

Bu romana pandemiden önce başlamıştım. Kızım anaokuluna gidiyordu, dolayısıyla o gelene kadar çalışıyordum. Çok güzel bir ritim tutturmuştum. Yazmak disiplin gerektirir. Her gün oturup çalışırsınız. İlham gelsin diye beklemezsiniz.

Pandemiyle birlikte birden çalışma düzenim bıçak gibi kesildi. Üç ay sürecek zannediyorduk öyle olmadı. Sonra bu kaosun içinde bir çalışma düzeni oluşturdum kendime ve normalden çok daha uzun bir sürede bitirdim. Ancak yazarken başka bir dünyaya giriyor insan, oranın ruh haline bürünüyor. Evdeki ortamda bu çok zor oldu. Aynı zamanda psikolojik olarak da zorladı. Kitabın özünde varoluşçuluk ve gerçekçilik var. Son derece yetişkin işi bir edebiyat. Bir anda yedi yaş seviyesine inmek her seferinde sarsıcı oldu benim için.

“BU HİKÂYEYİ ES GEÇEMEZDİM”

● “Ayrılığın İlk Günü”nün hikâyesinden bahseder misiniz? Bu hikâye nasıl doğdu?

Verdiğim yaratıcı yazarlık derslerinde bir çalışma uyguluyorum. Bir karakter oluşturulmasını istiyorum. Yediği yemek türünden ilk sevgilisiyle nerede buluştuya kadar pek çok detay istiyorum hakkında. Sonra bu karakterden nasıl bir kurgu çıkacağına bakıyoruz. Benim de aklımda 35 yaşında yalnız bir kadın vardı. Karakterin detaylarını yazınca ortaya bu hikâye çıktı. Aslında konu şu: Hangimizin hayatına berbat bir erkek girmedi ki? Kıymet bilmeyen, aldatan, kadına kendini değersiz hissettiren. Başka herkese nezaket gösterirken ondan bunu esirgeyen. Etrafımda dönüp duran bu hikâyeyi es geçemezdim.

● Kahramanımız nasıl bir karakter?

Karakterimin en önemli özelliği gerçekçi oluşu. En çok da kendine karşı acımasız. Sürekli bir iç hesaplaşma hâlinde. Kendini yerden yere vuruyor. Bu varoluşçu edebiyatın bir örneği ve bir kurgunun olmazsa olmazı çatışma karakterin kendisiyle yaşanıyor.

“DERDİMİZ KENDİMİZLE OLUYOR”

● Ayrılığın ilk gününü anlatıyorsunuz. Bu konuda roman yazmış bir yazar olarak sizce ayrılıkların bu kadar can yakmasının sebebi nedir?

İşin doğrusu birini terk ettiğimizde üzülmüyoruz. Mecbur bırakılmadıysak tabii. Hatta olabildiğince hızlı kaçıyoruz. Ama terk edilmek? İşte ayrılık acısı burada başlıyor. Bu da aslında çoğu zaman o adamın ya da kadının yeri doldurulamayacağı için değil, egomuz incindiği için… Derdimiz kendimizle oluyor. Beni neden sevmedi, neden beni istemedi, neden ben değil bir başkası! Değersizlik duygusu fena bir şey. Bundan kurtulmanın yolunu bulmak lazım.