Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
Çamur: Üretmek, müthiş bir direnme azmi yaratıyor
Çamur: Üretmek, müthiş bir direnme azmi yaratıyor
Türkçe rock müziğin kendine has gruplarından Çamur, 12 yıl aradan sonra 10 şarkıdan oluşan Bünye Meselesi'ni yayınladı. Albümün ilk klibi sözü ve müziği Murat Ak'a, düzenlemesi Çağatay Kadı'ya ait olan 'Gelme'ye çekildi. 10 şarkının yer aldığı ve Arpej Yapım etiketiyle dinleyicilere ulaşan albümle ilgili gruptan Murat Ak ile bir araya geldik. Grubun vokalisti de olan Ak, "Müzik dinlemek ciddi bir iş ve bunu ciddiye alan çok sayıda insan var. Üretmek, her meslekte müthiş bir direnme azmi yaratıyor. Yerel olmadan evrensel olamayız. Öbürü komplekse girer. Kendinle kavga etmeye girer. Bizim derdimiz, kendi lafımızı söylemek" dedi...
Sercan MERİÇ
Kültür Sanat 12 Ekim 2018 - 13:14

Uzun bir ara verdiniz… Sonra yeniden albüm için buluştunuz. O aranın sebebi neydi, nasıl bir araya geldiniz yeniden ve bu albüm nasıl ortaya çıktı?
Çağatay’la benim arkadaşlığım liseye kadar gidiyor. Daha sonra ‘Aşkın Izdırabını’ diye bir albüm çıkardık. Roxy Müzik günlerinde ödül almıştık. Ardından konser vermeye başladık. Biz o zaman 9-10 kişi sahneye çıkıyorduk. O koşullar çok farklıydı. Böyle bir internet ortamı yoktu. YouTube yeni başlamıştı. Ana akıma zaten oynamıyorduk. Müziğimiz de öyle değil zaten. İki sene konser verdik, ama çok yıpranmaya başladık. O zaman daha gençtik. Beklentiler daha farklıydı. O dönem durmaya karar verdik. Ondan sonra solo bir albüm yaptım ben. Hepimiz halihazırda müzisyeniz… 2-3 sene önce o zamanki ekipten Ömür Kılıçaslan’ı kaybettik.

Çok üzücü…
Gerçekten çok değerli bir isimdi bizim için. Şu anda bu laflar bile bana ilginç geliyor. Onun için yapılan bir anma gecesine bizi çağırdılar.

camur3

Soldan sağa: Güngör Uçak, Murat Ak, Erkal Öztürk, Çağatay Kadı.

Kaybıyla size ömür katmış bir nevi…
Öyle de denilebilir. 8 sene olmuştu ayrılalı. “Bu Çamur, yıllar sonra sahne alır mı?” dediklerinde, “Tabii” dedik. O sahne bizi etkiledi. Diyaloğumuz yeniden oluştu. Zaten hepimiz müzikle uğraşıyorduk, “Haydi devam” dedik. Bizim grubun dağılma aşılmasında “Ayrılamıyoruz Meliha’yla” diye bir şarkı vardı. Onu kaydetmemiştik. Ben de Ömür için bir ağıt yazmıştım. Bir single ile geri döndük.

KUŞAKLAR ARASI BÜTÜN GEÇİŞLERİ YAŞADIK

Siz hem kaset, hem plak, hem CD bastınız değil mi?
Evet, ilk albüm kasetleydi. Sonra CD ve plak çıkardık. Bünye Meselesi’ni CD olarak basmadık. Bu sefer de “Gerek yok” dedik. Kuşaklar arasında bütün geçişleri yaşadık aslında (Gülüyor).

Şimdi nasıl grubun atmosferi?
Zaten, o birleşme aşamasında nereden baksan 4-5 ayımız muhabbetle geçti. Öyle özlemişiz ki… Şenlik havası gibi oldu. Buradan o eski döneme çok sağlıklı bakabiliyoruz. O dönemki kırılganlık, şimdi bizi gülümsetebiliyor.

YEREL OLMADAN EVRENSEL OLAMAYIZ

Geleceğe nasıl bakıyorsunuz?
O konuda müthiş rahatız. Biz yapacağız, onu biliyoruz. Dağıldığımız aşamada da müzik yaptık. Başka bir işimiz yok. Bu ülkede sahiden her şeye rağmen bizi dinleyen insanlar var. Müzik dinlemek ciddi bir iş ve bunu ciddiye alan çok sayıda insan var. Üretmek, her meslekte müthiş bir direnme azmi yaratıyor. Bir yerlerden mahkum olmaktan kurtuluyorsun.

İlk çıktığınız dönemle ilgili “Bizi anlamadılar” diyorsunuz. Şimdi yeni dönemde daha çok yerel motifler ön planda… Buna katılır mısınız?
Bu bilinçli bir eylem değildi ama hissetmişiz. Yerel olmadan evrensel olamayız. Öbürü komplekse girer. Kendinle kavga etmeye girer. Şimdi, evrenseli algılayabiliyorsun. Buradaki zenginliği de görüyorsun. Bugün Carlos Santana diye bir adam varsa, Latin olduğu içindir. Pink Floyd’lar İngiliz olduğu içindir… Bunda bir gariplik yok. Batıya gidince Yunansın, doğuya gidince Arapsın, kuzeye gidince Lazsın… Öyle büyük bir zenginlik ki bu! Bunu niye müziğinde harmanlaştırmayasın? Bunu sömürenler de var, ama sahiden müzik adına kullananlar da var. Biz hep böyle durduk. Led Zeppelin dinlerken, “Ferdi Tayfur da güzel müzikler yapıyor” diyebildik. Her müziğin iyisi ve kötüsü var… Arabesk müzik bizde sınıfsal bir tanım. Ötekileştirme hareketi gibi aslında.

camur2
Son dönemlerde daha yoğun bir ilgi var arabeske de…
Çamur’un ilk albümünden daha çok istenen şarkılar belli… Biz de bir şarkı ortaya çıktığında ne istediğini, sana zaten belli ediyor. Bünye Meselesi’nde sadece davul, bas ve gitarın olduğu şarkı var. Ama kemanın olduğu da var… İlla darbuka olacak, keman olacak diye bir şey de yok. Pink Floyd’a öykünmüş şarkımız da var, Neşet Ertaş’a öykünmüş şarkımız da… Hepsinden beslenmek gerekiyor. Albümün ismi de o yüzden Bünye Meselesi.

Şimdi o ötekileştirme kırıldı mı?
Lisedeyken Çamur’u oluştururken, bu kadar arabeskten nemalanmaya çalışmıyorlardı. Biz de cover’cı değildik. Kendi bestelerimizi yapıyorduk. Buna rağmen “Arabeskçi bunlar” diye yaftalandık. Murathan Mungan ile Müslüm Gürses’in müthiş işbirliği ile bazıları “icazet” aldılar. Ondan sonra ortam rahatladı. Olumlu anlamda iyi de oldu. Bizim derdimiz, kendi lafımızı söylemek.

KENDİNİ BEĞENMEMEK LAZIM

Çamur klişeye düşmemek için ne yapıyor?
İş burada… En korktuğum şey, “Bir şeyi yakaladık, böyle devam edelim” demek. Kendini beğenmemek lazım. Bir şarkıdan bir tane olsun istiyoruz. “Gibi olmak” çok tehlikeli bir şey. Kuralsızlık aslında bizim için kural.

Çamur, bir şarkıyı nasıl yapar?
Şarkıların birçoğunu ben yazıyorum. Her şarkı, son şarkımmış gibi oluyor. Aman mutsuz olayım, acı çekeyim diye bir tribim de yok. Konsantre olunca, doğru gidince devam ediyorsun. Ondan sonra Çağatay ve Güngör’e atıyoruz şarkıyı. Yeri geliyor, “Sözlerini değiştirsen mi?” diyorlar. Her aşamada birlikteyiz. En son Çağatay oturuyor, şarkıyı bir kıvama getiriyor. Sonra biz ona düşüncelerimizi söylüyoruz. Böyle ilerliyor.

Süreç demokratik en azından…
Grup olmanın anlamı orada.

Bazen, sırf albüm çıkarmak ve festivallere katılmak için “grupmuş” gibi yapanları da görüyoruz…
Her devirde olan işler. Eskiden de vardı, bugün de var. O 90’lara git mesela, oradan iki-üç tane isim sayarız.

murat-ak

Murat Ak.

FESTİVALLER UMUDUMUZ ARTIRDI

Festivaller de arttı son dönemlerde. Ne düşünüyorsunuz?
Milyon başlattı bu işi biraz. Biz bir ara umudu kesmiştik. Barışarock dönemlerini biliyoruz. Bir ara çok kötüydü. Festival oluyordu, olaylar çıkıyordu, sürekli engelleniyordu. Her sene 10-12 festival yapmak ortamı acayip hareketlendirdi. Herkese ayrı bir motivasyon kattı. Yaz geldiğinde heyecanlanıyoruz. Kritik bir zamanda mühim bir iş yapılıyor. Biz festivale gittiğimizde, yeni jenerasyonun şarkılarımızı bağıra bağıra istemesi enteresan oluyor. Onların babalarından da istek alıyoruz. Buradan devam etmek gerekiyor.

Merakla beklenen Yılmaz Özdil'in son kitabı "Mustafa Kemal" Plus abonelerine hediye.