Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
Cenk Taner: ‘Sanatta muhafaza barikatı diye bir şey yoktur’
Cenk Taner: ‘Sanatta muhafaza barikatı diye bir şey yoktur’
Kesmeşeker, son albümü Kadıköy ile ruhunu taşıdığı semte büyük bir selam gönderdi. Kesmeşeker'le ismi özdeşleşen Cenk Taner, yeni albümü sözcü.com.tr'ye anlattı: "Kadıköy'ü taçlandıralım istedik. Bu sokaklarda büyüdük, bu sokaklarda yazdık."
Sercan MERİÇ
Kültür Sanat 21 Ocak 2018 - 07:00

“Kadıköy mü daha güzel, yoksa Beyoğlu mu?” sorusu İstanbul sakinlerinin en çok tartışığı konuların başındaydı.
Ta ki, Beyoğlu’nun yıldızının sönmesine dek.
Şimdi, birçoklarına göre İstanbul’un kültür ve sanat merkezi tartışmasız Kadıköy.
Kadıköy, binlerce yıllık geçmişi ile tarihin önemli merkezlerinden.
İstanbul’un şu anda en gözde semti.
Her semtin kendisine has özellikleri vardır.
Kadıköy’ün en önemli özelliği de müzikal üretim merkezi olması.
Kadıköy müziğinin en önde bayrak taşıyan grubu da şüphesiz Kesmeşeker.
Çeyrek asrı aşan bir serüvenle, Kadıköy’e ruhunu veren, Kadıköy’den ruhu alan Kesmeşeker, son albümü de semte ithaf etti.
Albümün ismi ‘Kadıköy’.
Kesmeşeker’in ‘kaptanı’ Cenk Taner, son albümü sözcü.com.tr‘ye anlattı.

Kadıköy mü, Beyoğlu mu tartışması çok uzun zamandır sürüyordu. Son dönemlerde Beyoğlu’yla ilgili olumlu bir şey duymak zor. Bu albüm de tartışmayla ilgili ‘Kadıköy krallığını ilan etti’ mi diyor?
Tabii zaten Kadıköy, her zaman başlı başına bir cumhuriyet. İzmirliler bunu çok kullanır ya. Kadıköy de aslında 34,5 gibi. Hep üretim merkezi bir yerdi. Beyoğlu zaten o anlamda burada yapılan şeylerin icra edildiği yerlerdi. Onun için evet. Kadıköy için krallık demeyelim de, cumhuriyet diyelim (Gülüyor). Kendi içinde de hep bağımsız bir yer olduğu için albümümüzün ismi ‘Kadıköy’.

28 yılda Kadıköy’de Kesmeşeker’le birlikte neler değişti?
Üretim bazında çok değişen bir şey yok. Yeni arkadaşlar da var. Güzel gruplar var, güzel kitaplar da çıkıyor Kadıköy’den. O açıdan Türkiye’nin en büyük ilçesinin olması yanında da, kültür tüketiminin de en fazla olduğu ilçe. Bu açıdan Türkiye Cumhuriyeti’nin örnek ilçesi diyebiliriz. Rahatlıkla bir Avrupa şehri olabilecek kapasitesi var. Kadıköy’de 1990’larda ortak üretim şekillenirken, aslında Gezi dediğimiz, ortaklaşa olayların ilk filizlendiği yerdir burası. Meşhur Akmar pasajı mesela. Ufacık bir pasaj, ülke çapında ünlü oldu. O yardımlaşma, dayanışma fikirlerinin tohumlandığı yerlerden birisidir. Değişen şey, jetonlu telefondan, akıllı telefona geçmemiz. Kesmeşeker için de tabii ki Kadıköy albümü taçlandırma oldu. Kadıköy’ü taçlandıralım istedik. Bu sokaklarda büyüdük, bu sokaklarda yazdık. Aşk şarkısı yazarken bile sokak manzarasını koyarız her zaman.

kesmeseker
GÜZEL ŞEHİRLERDE GÜZEL İNSANLAR VE İSYANLAR DEĞİŞMEDİ

Albümün ilk şarkısı ‘Değişti Zaman’da ‘Güzel şehirlerde / Güzel isyanlar var’ diyorsunuz. Gezi’yi anımsatıyor bu sözler. Cenk Taner’in isyanı neydi albüm sürecinde?
Gezi’yle ilgili biz aceleci davranmadık. Herkes Gezi’den bir ay sonra şarkı çıkardı, kitap yazdı. Bizim için demlenmesi gerekiyordu. Demlendikten sonra ilk defa Gezi lafını geçirdik bir şarkıda. ‘Değişti Zaman’da Kesmeşeker’in değişimi de var. Değişmeyen şey neydi? Güzel şehirlerde, güzel insanlar değişmedi. İsyanlar da değişmedi. Teknoloji değişir, her şey değişir ama insan olmanın özellikleri değişmiyor. Onun için bu şarkıyı açılış parçası yaptık.

2013 Haziran’ında büyük bir umut varken, bu dönemde büyük bir umutsuzluk var. Albümü yayınlarken, bu umutsuzluk hali sizi etkiledi mi?
“Umutsuzluk yasak ikinci bir emre kadar” diye bir sözümüz de var bizim. Umutsuzluğa inanmıyorum. İnsanlık, hiçbir zaman geriye gitmez. Bu doğanın anlayışına aykırı. Evrim dediğimiz, kabul etmedikleri ama, var olan bir durum var. İnsanlık ileriye gidecektir. Bunu da direnen insanlar sayesinde yapacak. Bu işler küçükten başlar ve ileriye gider. Muhafaza bariyeri hiçbir zaman insanın önünde duramamış ki, şimdi dursun! O yüzden umutsuzluk, bizim tanıdığımız bir şey değil. Biz hep umuttan yanayız. “Bu albümde hiç protest takılmamışsınız” diyorlar ama öyle değil. Bu albümde aşk var. Aşk da en devrimci durumdur. Biz de tavrımızı umuttan yana koyuyoruz.

Keçi’de ‘Beton oldu güzel memleket / Ki buna yeşillik derler’ diyorsunuz. Bu betonlaşma, grileşme hâli sizin müziğinizi nasıl etkiledi?
Müziği değil de sözleri etkiledi. Sermaye öyle güçlü bir şey ki, karşı durmak çok zor. Geçen gün bir arkadaşım “Yeşilden kastın dolar mı” dedi. O da olabilir. Ama iyi insanı ele geçiren yeşil, doğadır. Diğerlerini ise dolar yeşili ele geçiriyor. Buna karşı güzel insanlar direniyor. Eski Kızılderi’nin söylediği gibi, “Gezegeni devraldık ve çocuklarımıza da bırakacağız.” Bu kadar para hırsının bir anlamı yok. Kimse öbür tarafa dolarlarıyla gitmeyecek. Dünya iyiliği için çalışmak gerekiyor. Buralar dünyanın en verimli toprakları. Endemik olarak da, kültürel olarak da öyle. İyi korumak lazım.

BU DURUŞUN BEDELLERİ ÖDENDİ

Albüm büyük bir heyecan yarattı müzik sektöründe. Vega albüm çıkardığında da büyük bir heyecan oluşmuştu. Bunun sebebi nostaljiye yönelik özlem mi, yoksa iyi şeylerin hâlâ sürdüğüne yönelik tanıklık mı?
1990’lardan gelen gruplarda şöyle gelen bir özellik var: Endüstrinin seni şekillendirmeyeceğini dinleyiciler bilirler. Güvenirler. Böyle bir sorumluluğu da oluyor grubun. Seçebileceğin en iyi şirketi, sana karışmayacak şirketi seç, sözlerinde samimiyeti koru ve duruşu koru. O heyecan bu duruştan kaynaklanıyor. Duruş çok önemli. Söz, müzik çok güzel olsa da duruş yoksa bir anlam ifade etmez. 1990 gruplarında da bu var. Ben o kadar nostalji düşkünü değilim. Biz sürekli albüm yaptık. Üçüncü kuşak dinleyicimiz de geldi. O duruşu koruduğumuz için keşfediyorlar. İnsanlar hem tanınsın hem de gizli kalsın isterler. Başka bir kitleyi yakalamak da çok önemli. Burada 28 yıldır sözünü söyleyen bir grup var. “Hâlâ varlar, bu yeni albümde acaba ne söylediler?” merakı oluyor. Kolay işler mi, değil tabi. Bedelleri ödenmiştir her zaman. Ama birilerinin de bunu yapması gerekiyor. Mazeret üretmeden de neler yapabileceğini gösterebiliyorsun, örnek oluyorsun.

kesmeseker2
Bir şeyler üretme süreci aynı zamanda öğreticidir de. ‘Kadıköy’ albümünün öğrettikleri neydi?
Her albüm ve şiir kitabı özünde halkın ‘genel zevki’ne meydan okumaktır. Yoksa bir anlamı olmaz zaten. Aynı şeyi yapmanın gereği yok, yeni bir şeyler söylemeli. Sound’la olabilir, sözle olabilir. Zamanla alışılır. Dinleyici de sizle geliyor bir yerden sonra. Bütün gruplar için, ilk albüme “Harikaydı” denir ama ikinci albümde “Bu nasıl olur?” denir. Her zaman önceki albüm daha iyidir insanların gözünde. Ama değişir. Bu albümü insanlar hemen benimsedi. Biz Kesemeşeker’i 90’larda bırakmadık. Bir alternatif tarafımız her zaman var. Modernize bir tarafı var. Mühim olan o nabzı tutmak ve hâlâ bu işi yapıyor olmak.

Kesmeşeker denilince ‘Her Şey Sermaye İçin Sevgilim’, ‘Metin Kurt Yalnızlığı’ gibi kült parçalar akla geliyor. ‘Kadıköy’ albümünde bu parçalar gibi öne çıkacak şarkı sizce hangisi olur?
Ben çok kestiremiyorum. Ben de baktım internetten. Her şarkıyla ilgili başka başka durumlar var. Albüm sizden çıktıktan sonra onu dinleyici sahipleniyor. Herkesin ‘Kadıköy’ü kendisine. 2018 itibarıyla ürün bu. Mühim olan bir Kesmeşeker albümü olması ortada. Bunlar bir sosyallik de sağlar, Gezi’deki olayların ardından sağladığı gibi. O zaman da bütün duvarlara ‘Metin Kurt yalnız değildir’, ‘Her şey sermaye için sevgilim’ yazıldı. Bu doğal olarak gelişti. Bu bizim için PR dedikleri şeyden çok daha önemli. Şarkının yaşadığını gösterir.

Yeni bir şeyler demlenmeye başladı mı şimdiden?
Yazma süreci uzun bir süreç olduğu için eskizler var tabii. Şarkıya dönüşmesi nereden baksan bir yıl alır. Grupla çalınması da iki yıl sürer. ‘Kadıköy’ albümü için final mi, diyenler var. Öyle bir şey yok. Ama belki CD formatındaki son albümümüz olabilir. Biz eski kuşak olduğu için evde tutmayı seviyoruz. Bundan sonra format ne olur bilmiyoruz. LP olacak her zaman. CD sürerse o da olacak. Biz elimize CD aldığımızda, bir şey yaptığımızı hissediyoruz, dijital çağın çocukları değiliz çünkü (Gülüyor).

RADARLARI HEP AÇIK TUTUYORUZ

Kesmeşeker, tekrara düşmemeyi nasıl başardı?
Normal bir rock grubunun ömrü 10 senedir. Biz çok lüks yaşıyoruz. Kendini tekrar etme riskin çok fazladır. Bu tehlikelerden kaçınmak için kendini kollaman lazım. Biz radarları hep açık tuttuk. Okumayı sürdürdük. Edebiyat, şiir… Genç şairler ne yazıyorlar, genç romancılar ne yazıyor, Japonya’da ne yazılıyor takip ediyoruz. Ben daha çok edebiyattan besleniyorum.

Alternatif müzikte başarılı olan yeni isimlerin de hep edebiyatla ilişkili olduğunu görüyoruz…
Olmazsa olmaz zaten. Müzisyenlerin çoğu zaman şöyle bir hatası var: İyi ekipman, pahalı anfi ve her şey iyi olacak sanrısı. Nitelik mi nicelik mi orada ortaya çıkıyor. İçerik çok önemli. Eski püskü gitarla da öyle bir içerik çıkarırsın ki, kimse sana gitarı sormaz. O içtenliği dinleyiciye geçirmek önemli. İçerik iyiyse 5-0 önde başlarsın maça. İçerik de okumakla, iyi film seyretmekle, sokaktaki muhabbetlere kulak kesilmekle oluyor.

cenktaner
SANAT GENEL ZEVKE MEYDAN OKUMAKTIR

Muhafazakar cenahın sanatla ilgili yürüttüğü tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sanat, yapı olarak içinde muhalefeti de barındırır. Sen sosyalist bir sanatçısındır, sosyalizm gelir ve ona da muhalif olursun. Muhafazakar bir yapın olmaz. Sanatta muhafaza barikatı diye bir şey yoktur. İdeolojik olarak, çıplaklık olarak… Sen her şeyi savunabilmelisin ki, gerçek bir sanattan bahsedebilelim. O taraf, bu taraf meselesi de değil aslında. Sanatın neden beslendiği, nereye gideceğiyle ilgili bir durum. Sanat her zaman ileri gider. İnsanları zorlar hatta. Genel zevke meydan okumaktır. Yoksa bir anlamı olmaz.

Kesmeşeker’le ilgili ‘Zarfın İçindeki Adam Bendim’ belgeseli vardı. Akıbeti nedir o projenin?
Gökçe Kaan Demirkıran, çok sevdiğimiz bir arkadaşımız. O uğraşıyor. Eninde sonunda biterecek diye tahmin ediyoruz, bekliyoruz biz de.

Son güncelleme: 15:56 - 20.01.2018