Sözcü Plus Giriş

Çıldırtıcı gürültünün ortasında…

ECE Temelkuran’ın 2017-2020 yılları arasında yurt içi ve yurt dışındaki çeşitli mecralarda yayımlanmış yazılarını bir araya getirdiği yeni kitabı “Bu da Geçer”, Everest Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı.

Güncellenme: 10:39, 16/01/2021
Çıldırtıcı gürültünün ortasında…

“Gürültüde” ve “Sıradanlığın Kötülüğü” adlı iki bölümden oluşan kitap toplam 38 yazı içeriyor. İlk bölüm, daha önce Kafka, Okur ve Ot dergisinde yayımlanmış yazıları bir araya getirirken yazarın yurt dışındaki çeşitli yayınlar için İngilizce olarak kaleme aldığı ve Çağatay Yavuz tarafından Türkçeleştirilmiş yazılar da kitabın ikinci bölümünü oluşturuyor.

HANGİ ÜLKEYDİ ORASI?
Temelkuran'ın “Bu da Geçer”i okuruna bir mektupla başlıyor. “Ne zaman adını söylesem ‘Hangi ülkeydi orası?' sorusuyla karşılanan bir şehirden” yazılmış bu mektupta, “Ama ben inatçıyım, derdimi söyleyeceğim sana. Ey okur, senin nerede olduğunu biliyorum. Sen şimdi gürültünün kıyısında bir yerdesin. Kendinden başka bir yerde değilsin. Ben de öyleyim. Diller haritasında aynı yerde, güzel Türkçemizdeyiz, seninle ikimiz tam olarak burada, bu satırdayız. Bu noktada. (.)” diye sesleniyor okuruna. Sonraki yazılar boyunca hemen her satırda derinden hissedilen Türkçe'ye özlem ve sevgiyi açıklıyor bu biraz da. İnsanın dilinde bir memleket buluşunu…

UMUDA OLAN İNANCIMIZ
Yine kitabın en başında, hatta belki mektuba bile gelmeden daha, kitabın adını okur okumaz bir şey daha söylüyor okuruna yazar: Bu kitapta kızacağız, üzüleceğiz hatta belki çaresiz hissedeceğiz kendimizi zaman zaman ama umutsuzluğa düşmeyeceğiz. İyiliğe ve umuda olan inancımızı kaybetmeyeceğiz. Kitap boyunca yazıların peşinden ilerlerken iyilikten, umuttan bahsediyor Ece Temelkuran. Ama hayata toz pembe gözlüklerle bakan satırlar değil bunlar. Olmayanlardan, olamayanlardan, adaletsizlikten, haksızlıktan, zulümden de bahsediyor elbette. Yaşananlardan, inanamadıklarımızdan ve tüm bunların insana hissettirdiklerinden. Nihayetinden bu ülkeden bahsederken mümkün mü bunlara değinmemek?

UMUTTAN UZAKLAŞMADAN
Yazıların tarihleriyle birlikte ele alındığında müthiş bir hızla değişen gündemin, her biri bir öncekini aratan gelişmelerin bize hissettirdiklerini hatırlatıyor hatırlatmasına ama bunu umuttan da iyilikten de uzaklaşmadan, bunlar hiç gözden kaybetmeden yapıyor. Biliyor çünkü, geçecek olan umut da değil, iyilik de… Onlar demirbaşları, insanın binlerce yıllık tarihinin… Bazen iki bin yıl önce bir sürahinin üzerine işlenmiş bir desende, bazen bir kilime eklenmiş bir motifte, bazen de bir çay bardağına konan kır çiçeklerinde, şekil değiştire değiştire belki ama kalıcı olanın bir güzellik umudu olduğunu hatırlatıyor okuruna.

TOPLUMSAL MESELELER
Farklı zamanlarda kaleme alınmış yazılar bir araya getirildiğinden, zaman zaman tekrara düştüğü de oluyor tabii. Farklı bağlamda kullanılan aynı alıntılara yahut aynı anının benzer cümlelerle tekrarına denk gelebiliyorsunuz.
Ancak yazarın okuruyla sohbet eden üslubu bu durumu edebi bir olmaktan çıkarıyor, tanıdığımız, anılarını bildiğimiz, okuduğu kitapları belki birlikte aldığımız bir arkadaşımızla konuşuyormuşuz ve aşina olduğumuz bir ortak geçmişten bahsediyormuşuz hissine dönüştürüyor. Ortak duygulardan bahsedilen yazılarda yazarın bir fısıltının sükûnetini hissettiren sesi, ilerleyen yazılarda toplumsal meselelerin ön plana çıkmasıyla birlikte bir tık yükseliyor. Fısıltıdan gitgide öfkeli, zaman zaman çaresiz bir yakarışa dönüşüyor. Yazarın düşüncelerine sesini, duygularını katması da o biraz önce bahsettiğimiz çoktandır tanıdığımız biriyle sohbet ediyormuşuz hissini pekiştiriyor. Nihayetinde birbirimizi sakinleştiriyor, “Bu da geçer” diyoruz.