Demokrasi yolculuğunda umut, dostluk ve aşk…

İpek S. Burnett’in yeni Romanı Hayran Gözlü Çocuklar, Alfa Yayınları etiketiyle okurlarıyla buluştu.

Demokrasi yolculuğunda umut, dostluk ve aşk…

Demokrasi bir yolculuk. İnişli çıkışlı, sarsıntılı, ağır aksak olsa da zaman zaman sabrımızı, inancımızı zorlasa da, günün sonunda umutlu olduğuna güvenmek istediğimiz bir yolculuk. Bu yolculukta bazen öyle duyarlı bir kitap çıkar ki karşımıza, bize geçip gittiğimiz yolları hatırlatırken, şu an tırmanmakta olduğumuz yokuşu da ustalıkla gösterir. Düşündürür bizi, duygulandırır. İpek S. Burnett'in kaleminden çıkan “Hayran Gözlü Çocuklar” da böyle özel, dikkate değer bir eser. Topluma ve siyasete olduğu kadar aşka, dostluğa, sadakata dair dokunaklı bir roman. Esrarengiz bir mektupla başlar her şey: “Yaş oldu altmış dört. Merak ediyorum Hacı Cavcav, tuttun mu sözünü? Seviyor musun beni hâlâ?”

BUGÜNLERE DE AYNA TUTUYOR

Mektupta anlatılan, birbirini 45 yıldır görmeyen Hacivat ve Deli Kız lakaplı iki üniversite arkadaşının yarıda kalıp yaşanmamış ama yaşanamadığı için ölümsüzleşmiş aşkının hikâyesidir ilk bakışta. Özünde ise düşünce özgürlüğünden demokratik üniversite taleplerine geçmişe olduğu kadar bugünlerin mücadelelerine de ayna tutan yorumsal bir anlatı.

Çok okur, az konuşurdun. Eşitsizliğe, sınıf kavgasına nokta koyabileceğimizden. Kürt'ü Rum'u, kadını erkeği, işçisi köylüsü el ele, taptaze bir Türkiye kurabileceğimizden. Hatta ve hatta yeni bir dünya. Tarihe geçeceğimizden… Biz bir ağızdan tartışırken çatılırdı kaşların, dalgalanırdı yüzün. Kederli, iç çekerdin. “Ne kötümsersin bre Hacivat,” der kızardım sana. Oysa seninki kötümserlik, karamsarlık değildi. Gerçekçiydin sen. Sistemlerin bu kadar çabuk değişmeyeceğinin, değişemeyeceğinin, bölük pürçük mücadelelerin kolayca toparlanıp bir olamayacağının, gücü eline geçirenlerin çoğunlukla çirkinleşeceğinin, bencilleşeceğinin farkındaydın. Ve şiddetin, beraberinde hep şiddet getireceğinin…

Edebiyat tutkunu olan Hacivat'ı en üzen konu ise Nâzım Hikmet'in hapiste oluşudur: “Niye hapis yatar ki bir insan kaleme aldığı şiirler, dile getirdiği düşünceler yüzünden, bunca soyguncu, tecavüzcü elini kollunu sallayarak dolaşırken?” Bu konu dokunurdu sana. Çok dokunurdu. “On üç, on beş, otuz yıl ağır hapis… Hatta neredeyse idam. Ne o, sözüyle Türk ordusunu, Türk donanmasını isyana teşvik etmiş! İnkılap askerini. Keşke şiir dediğini o kadar ciddiye alsa insanlar. Keşke şairlerin öyle bir ağırlığı olsa bizim memlekette.” Kurşun kalemini sımsıkı tutardın, yumruk olurdu titrek elin. “Karıyı kızı dövmek serbest, düşünmek yasak.” Başın önüne düşer, kasketin gözlerini gölgelerdi.

YAZARI MEÇHUL BİR MEKTUP

Artık altmış dört yaşında olan Deli Kız, “Keşke bir fotoğrafını çekmiş olsaydım o halinle, sınıfın kapı eşiğine yaslanmış, hayatı beklerken,” derken Hacivat'a başucunda Nâzım Hikmet'in Piraye'ye Mektuplar adlı kitabıyla yattığını, uykusu kaçarsa açıp sayfalarını karıştırıp, gelişigüzel satırlar okuduğunu da itiraf eder. Zira sen Nâzım olacaktın, ben Piraye. Konu açılmışken, kulağıma gelmedi zannetme: Kızının adını Piraye koymuşsun. Buruk, gülümsedim. Bu yazarı meçhul mektubu, Piraye adlı genç kadın babasının ölümünden sonra odasını boşaltırken bir çekmecede bulur. Gizlice okur.

RUHANİ GEVŞEME

Piraye, Gezi olaylarından kalma tomalarının yanından geçerek her gün iletişim ajansındaki işine gidip gelirken de bir yandan kendi hayatından usulca kayıp giden ilk aşkını ve geride kalan solgun hayatını sorgulayacak, bir yandan da babasının yitirdiği ümitler, hayallerle yüzleşecektir.

Belki de günün birinde yazar olmak için bu kadar cesaretin, direnişin icap etmediği, şairlerin düşünürlerin gördüklerini bildiklerini hiç korkmadan yazabildiği bir toplumda yaşama imkânı. Azar azar da olsa, ağır aheste de olsa hem hükmün hem hayatın iyiye gitmesi ihtimali. Toplumsal kalkınma değilse de bir çeşit ruhani gevşeme, hafifleme. Huzur. Mektuptaki ipuçlarından yola çıkarak amatör bir dedektif gibi babasının gençlik aşkının izini sürmeye başlayan Piraye, romanın sonunda yazarın hakiki kimliğine ulaşınca bambaşka bir uyanış yaşayacaktır. Nazım Hikmet'in şiirleriyle yankılanan “Hayran Gözlü Çocuklar”, oya gibi işlenmiş duru ve akıcı diliyle merak uyandıran, hayranlıkla okunulacak bir kitap.