Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
Ece Temelkuran: ‘Daha iyisini yapabilmek için hayal etmeliyiz’
Ece Temelkuran: ‘Daha iyisini yapabilmek için hayal etmeliyiz’
İstanbul-Zagrep arasında yaşayan ve son kitabı Olmayan Kuşlar Ansiklopedisi'yle gündemde olan gazeteci-yazar Ece Temelkuran SÖZCÜ'ye konuştu...
Yüksel ŞENGÜL
Kültür Sanat 29 Ocak 2018 - 12:02

Doğrusu uzun zamandan beri Ece Temelkuran’la röportaj yapmak istiyordum. Sonunda, Kargakarga Yayınları’ndan çıkan Olmayan Kuşlar Ansiklopedisi adlı son kitabı beklediğim bu fırsatı verdi bana. İki yıla yakındır Hırvatistan’ın başkentinde yaşayan Temelkuran’la temas kurmam konusunda yayınevi yardımcı olunca da, İstanbul-Zagrep arasında kurulan soru cevap köprüsüyle bu röportaj gerçekleşmiş oldu.

Olmayan kuşları anlatmak ve bir kitapta toplamak fikri nereden geldi aklınıza?
Hayal etmeye ihtiyacım vardı. Sanırım hepimizin buna ihtiyacımız var, hayal edebildiğimizi hatırlamaya. Hem ruhlarımızı sağlıklı tutabilmek için hem de umutsuz görünen gerçeği değiştirebileceğimizi kendimize hatırlatmak için. Kuşlar, hayvanlar ise benim hep yazı arkadaşım oldular. ‘Bütün Kadınların Kafası Karışıktır'dan bu yana hep hayvanlar ve kuşlar vardır kitaplarda.

Hayal ettiğiniz bu kuşların çizimi için M. Kutlukhan Perker’le yollarınız nasıl kesişti, çizimler nasıl yapıldı?
Ben sabahları çok erken saatte kalkıp, tıpkı çocukların kalkar kalkmaz resim çizmesi gibi bir kuş hayal ettim. Her sabah bir kuş. Sonra yazdıkça Kutlukhan'a gönderdim. Oscar Wilde'ın dediği gibi ‘entelektüel eğlence’ gibisi yok. Sanırım o da yaparken epey eğlendi. Kutlukhan dünyanın en önemli dergi ve gazetelerinde çizmiş bir çizer ama sanırım ikimiz de önemli olanın kariyerler değil, bizi ayakta tutan güzellik yaratma isteği olduğunu biliyoruz, böyle de yaşıyoruz. Yollar olsa olsa orada kesişmiştir.

ecetemelkuranİstediğimiz berrak gökyüzü ve neşeli topraklara gelecekte bir gün kavuşabilmek için yeterince hayal mi etmeliyiz?
Keşke bu yeterli olsaydı. Ama ne yapılacaksa önce hayal edilerek başlanacak. Hayal etmek ile hayallere dalmak arasında fark var. Hayal etmek, tasarlayabilmek için zorunlu bir başlangıç. Hayallere dalmak ise tasarlamamak, yapmamak için bir bahane. Sadece Türkiye'de değil, bütün dünyada bizim artık hayal etmemize gerek olmadığını söyleyen bir düzen var. “Mutlu son” diyorlar dünyanın bugünkü hali için, insanın kurabileceği en iyi düzenin bu olduğunu söylüyorlar. Daha iyisini yapabilmek için bir dünya hayal etmek zorundayız elbette.

‘KEŞKE TEK BİR KUŞ OLABİLSEYDİM’

Ece Temelkuran, size göre kuşlar ansiklopedisindeki hangi kuş türüne giriyor, rica etsem bunu kitabınızdaki gibi tanımlayabilir misiniz?
Bu kuşların hepsi benim koynumda yaşıyor. Keşke tek bir kuş olabilsem, hayat daha kolay olurdu (Gülüyor). Maalesef ben bir sürü kuşum. Hepimiz öyleyiz bir bakıma. Baktıkça çoğalır kuşlar insanın içinde. Tıpkı baktıkça çoğaldığı gibi yıldızlar gecede.

Neden Zagrep?
Neden olmasın!

Bir söyleşide “Ben kendimin eviyim ve benim başka bir evim yok. Yurdum da Türkçe” demişsiniz… Bu evle ve yurtla mutlu musunuz?
Mutluluk fazla ihtiraslı bir hedef. İnsan hayatındaki imkansıza en yakın mümkün hedef kendini tam anlamıyla gerçekleştirebilmek olabilir. Sevebileceğin kadar sevmek, yazabileceğin kadar yazmak, gülebileceğin kadar gülmek, anlayabileceğin kadar anlamak, öğrenebileceğin kadar öğrenmek, heyecanlanabileceğin… diye gider bu. Öyle mi şu anda benim için? Bilmiyorum. Sanırım o hale en yakın zamanlarımı yaşıyorum.

GURBETTE SEVGİ VE KIRGINLIK BERRAKLAŞIYOR

Zagrep’ten Türkiye nasıl görünüyor?
Münir Özkul'u kaybettiğimizde “Hep birlikte sevmeyi becerebildiğimiz son adam da gitti” diye düşündüm. Bir ülkede kimse birbirini sevmek zorunda değil ama bir ülkede yaşayan insanlar beraber aynı sınırların içinde yaşayabilmek için en azından bir kaç şeyi hep birlikte sevmeyi becermek zorunda. Bunların ne kadar azaldığını görünce bizi önümüzdeki on yılda ne bir arada tutacak diye kaygılanıyorum. Bunun dışında da orada ne hissediyorsanız ben de burada onu hissediyorum. Gurbet insanı başka bir insan yapmıyor. Sadece sevginiz ve kırgınlığınız berraklaşıyor.

ecetemelkurann
EN KAHRAMAN HALKIZ

Gazeteciler ve muhalif kesimler üzerindeki baskılar size göre nasıl kalkar?
Kalkmaz, reddedilir. Türkiye'nin yaşadığı şey, bunun adına her ne diyeceksek, çok spesifik bir durum. Bugün dünyada benzer süreçler yaşanan ülkelerde yazılan kitaplarda Türkiye önemli bir başlık olarak ele alınıyor. Biz az buz şey yaşamadık ve direncimiz olağanüstü. Amerika Trump'la bir yıl geçirdi ve akıllarını yitirmek üzereler mesela. Biz bunu 15 yıldır misliyle yaşıyoruz. Ve hala vazgeçmedik. Sanırım her şeyden önce bunun için övünerek başlamalıyız işe. Bununla övünmek bize lazım olan enerjiyi ve moral gücü verecektir. Türkiye'yi dünya ile birlikte görmek bu sebeple önemli. Çünkü o zaman anlıyorsunuz ki –ve bunu şaka olsun diye söylemiyorum, son derece ciddiyim- en kahraman halkız. Çok iyi dayandık ve kaybetmiş olabiliriz ama asla ezilmedik. Bence böyle bir manşet atmalısınız: ‘İyi dayandık!’… ‘Yok yok güzel dayandık’ da alt başlık olabilir. Ben bugün gazete yapsam AKP'nin iktidara gelişinin yıl dönümünde böyle bir toparlama haber yapardım.

Yazıştığınız, haberleştiğiniz tutuklu gazeteciler var mı?
Benim ne mektupları ne de kitapları veriyorlar içeri. Maalesef öyle bir durum var.

Sözcü gazetesinin “Fetöcü” iddiasıyla yargılanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? 
Şöyle değerlendiriyorum: Hadi oradan!

‘HUKUK ORTADAN KALKINCA TOPLUM MERHAMETLİ DEĞİLDİR’

Sizin her zaman duyarlı olduğunuz konulardan birisi de kadınlarımızın şiddete, tacize, tecavüze uğramasıdır… Geçen yıl öldürülen kadın sayısı 409 oldu… Bu katliam neyin göstergesidir?
Büyük erkeklik krizi ve hukukun yok oluşu. Çocukların gördüğü zulüm de bununla ilgili. Herkes “”Niye yapıyorlar?” diye soruyor. Cevabı basit: Çünkü yapabiliyorlar. Çünkü hukuk artık zayıf olanı korumuyor. Daha önce yapamadıkları için yapmıyorlardı. Hukuk ortadan kalkınca ahlakın merhametine kalır toplumlar ve bu her zaman çok merhametli değildir.

Birbirini seven, sayan ve dayanışma içinde olan bir toplum, birbirine nefretle bakan bir topluma dönüştü… Bu durum kendiliğinden ya da tesadüfen olmadı mutlaka…
Biz de herhangi bir toplum gibi bir toplumduk. Ama sonra insanın doğasına zarar verecek şiddette sosyal ve siyasal dönüşümler topluma dayatıldı ve insanlar insanlık dışı bir düzene uyum sağlamaya zorlandı. Bu da öfke ve nefret doğuruyor. Bunun tek dermanı dayanışma ağını yeniden kurmak. En ciddi politik düşünürler bile şu soruya cevap bulmaya çalışıyor: İnsanlar arası siyasal ilişkilerde sevgi kavramını nasıl yeniden tarif edebiliriz? Sevgiyi politikaya nasıl entegre edebiliriz? Biz de bunun deneylerini küçük çevrelerimizden başlayarak yapmaya başlamalıyız.

Kin, nefret ve şiddetin büyümesi ve büyümeye devam etmesi ülkeyi nerelere götürür?
Bunu söyleyince korkuyorum çünkü bazı cahiller temenni ile kaygılandıran öngörü arasındaki farkı bilmiyor. Ama iç savaş denen bela sanırım hepimizin korktuğu şey. Lafı bile korkunç.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu Ece Temelkuran, Türkiye’deki hak, hukuk ve adaletle ilgili neler söylemek ister?
Bu ülkeyi hukuksuz bırakanlar bir gün adil bir mahkemede yargılanacak ve sadece cezalandırılmayacak aynı zamanda utandırılacaklar. Ceza çekilir biter, utanç bitmez. Ve bitmeyecek de.

sapsal

ʻʻ
BU KUŞLARIN HEPSİ BENİM KOYNUMDA YAŞIYOR
Olmayan Kuşlar Ansiklopedisi kitabında yer alan 35 kuş içinde Ece Temelkuran'ı yazarken en çok eğlendiren iki kuştan birisi Şapşal Serçesi diğeri ise Pasaklı Ördek olmuş. Temelkuran, “Bu kuşların hepsi benim koynumda yaşıyor. Keşke tek bir kuş olabilsem, hayat daha kolay olurdu” diyor.