Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
Geleceğimiz hoşgörü zemini üzerine oturtulmalı
Geleceğimiz hoşgörü zemini üzerine oturtulmalı
Milli Türk Talebe Birliği Başkanlığı’ndan Demokrat Parti kurucu üyeliğine, pek çok önemli görevde bulunan Rasim Cinisli, engin tecrübelerini ‘Bir Devrin Hafızası’ adlı kitapta topladı. Geçmişe ayna tutan kitapta Cinisli, geleceğin ancak ortak akılla ve din, dil gibi ortak değerlere sahip çıkılarak aydınlanabileceğinin altını çiziyor…
Kültür Sanat 12 Kasım 2017 - 04:36

Birgan BİLEKE

‘Bir Devrin Hafızası' kitabını okuyanlara vermek istediğiniz temel mesaj ne?
Karınca kararınca üç temel üzerinde mesaj vermek istedim:
1-Devlet yönetimi ve demokrasi anlayışımızın ne olduğu, ne olması lazım geldiği… Çok partili 80 yıllık uygulamada gördüğüm aksaklıklara işaret etmek istedim.
2-Gençliğin önemini vurguladım. Devletin bir gençlik politikası oluşturmasını önerdim.
3-Siyasi emanetini taşıdığım Erzurum ve Erzurumluya elli yıl sonra da olsa hesap vermek istedim.

Tarihin bizlere sunduğu imkanları iyi kullanamadık

– Bugün yaşadıklarımızın ışığı altında bizi nasıl bir gelecek bekliyor?

Tarihin ve coğrafyanın bizlere sunduğu imkanları iyi kullanamadığımızı tarih sorgulayacaktır. Yıkılan imparatorluk sonrası kurulan Cumhuriyetimizin 1940 yılına kadar olan dönemini kuruluş ve kendi şartları içinde doğru kabul edip eleştirilerden uzak tutmak lazım. Ama 1940'dan sonra devlet kurumları oluşmuş, gelişme süreci başlamıştır. Özellikle 1946 yılında çok partili hayata geçişimiz hukukun ve demokrasinin istediği sağlıklı bir zemin üzerine kurulmadı. Ayıplı bir seçim kanunu ile alelacele seçime gidildi. Açık oy, gizli tasnif ile seçim yapanların niyeti çok parti olsun ama iktidar devamlı bende kalsın diye okundu. Bu tutum gerilim politikasını davet etti. O günden bugüne siyasi çekişmeler ve demokrasi anlayışımız anlaşma-konuşma yerine dövüşme-çekişme şeklinde sürgit devam etti.

– Bu durum ne tür sonuçlara yol açtı?

Bu durum, millet hayatımızın geleceğini ve gelişmesini engelleyen önemli sebeplerden birisidir. Demokrasi anlayışımızı sağlıklı bir zemin üzerine oturtamayışımız sebebiyle gelecek kuşaklar sorumluları sorgulama hakkına sahiptir. 70 senelik uygulamayı gördükten sonra bu yanlış gidişin düzeltilmesi gerektiği inancındayım. Devlet ve millet hayatımızın geleceği dövüşerek değil, ciddi demokrasilerde olması gerektiği gibi diyalog ve hoşgörü zemini üzerine oturtulmalı. Bunun için eski alışkanlıklardan vazgeçip bütün parti liderlerimiz bir araya gelerek bir centilmenlik anlaşması yapabilirler. Ülkedeki ahlak ve kültür erozyonu son yıllarda tehlikeli bir aşama kaydetmiştir. Çocuklarımızın yetişmesinde aile kurumu etkisini kaybetmiş, çevre ve iletişim teknolojisi gençlerimizi bağımlı hale getirmiştir.

bir_devrin_hafizasi_kapak_k

– 50 yıl sonra bugünler nasıl anılacak?

Yine bana göre 50 yıl sonra bugünü yorumlayanlar; tarihin ve coğrafyanın ülkemize kazandırdığı imkanları iyi kullanamadığımızı söz konusu edeceklerdir diye düşünüyorum. 1990 yılında Sovyet Bloku'nun çöküşü, Türk milletinin ve Türk Devletlerinin önüne 500 yılda elde edemeyecekleri bir imkanı sunmuştu. Fakat bu değişen siyasi coğrafya iyi algılanamamıştır: Günışığına çıkan Türk dünyasıyla buluşulamamış, bir dayanışma sağlanamamıştır. NATO vari bir oluşum olabilirdi Türk dünyası. Bu imkanı iyi değerlendiremedik.

– Kitabınızda yer alan süreç içerisinde, Türkiye'nin gelişimini negatif anlamda etkileyen en önemli olayın hangisi olduğunu düşünüyorsunuz?

Bana göre Cumhuriyet tarihimizin en talihsiz olayı 27 Mayıs Darbesi'dir. Ve onun açmış olduğu yolda yapılan darbeler ve muhtıralar dönemi ülkenin geleceğini engellemiştir. Toplumun huzurunu bozmuş, milli birliğimize zarar vermiştir. Devlet yönetimimizi felce uğratmıştır. Verdiği zararlar konusunda detaylı bir incelemeyi kitapta yapıyorum.

12 Mart muhtırasının arka planı okuyuculara ilginç gelebilir

– Kitaptaki tarihi gerçeklerden hangisinin okurları en çok etkileyeceğini düşünüyorsunuz?

Pek bilinmeyen 12 Mart muhtırasının arka planı okuyucular için ilginç gelebilir. Düşünün ki bir başbakan: “Başarı kazansalardı Türkleri Sibirya'ya süreceklerdi” diyor. Cumhurbaşkanı “12 Mart muhtırası devletin derin ve sonu karanlık bir tehlikeye girmesini önlemiştir” diyor… Ayrıca milli hedeflere kilitlenmesi gereken gençliğin sağcı-solcu diye cephelere nasıl bölündüğü, günlük siyasete acımasızca nasıl alet edildiği, bu yüzden geleceğimizin nasıl baltalandığı, tüm bu olayların arkasında hangi güçlerin olduğu okuyucularımızın merakını uyandıracağını düşündüğüm konular.