Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
Güven Kıraç: İnsanlar birine bir şey anlatmaya ne kadar açlar
Güven Kıraç: İnsanlar birine bir şey anlatmaya ne kadar açlar
Geçtiğimiz hafta vizyona giren Beginner'da, 60 yaşından sonra torunu için İngilizce öğrenmeye çalışan Faruk'u canlandıran usta oyuncu Güven Kıraç, “Hayatın insanı nereye götüreceğini bilmiyorsun, son ana kadar sürprizlerle dolu” diyor. Yurtdışına göç edenlerle ilgili “Bir ihtiyaçtan, bir sıkıntıdan, kaygıdan doğuyor olabilir” ifadelerini kullanan Kıraç, “Uzun zamandır ülke olarak sıkıntılı günler yaşıyoruz. Gerçi her zaman böyleydi bu ülke. Ben 50 yaşına geldim ve bu ülkenin çok refah ve ferah hayat sürdüğünü büyüklerimden duymadım” açıklamasını yapıyor.
Sercan MERİÇ
Kültür Sanat 25 Kasım 2017 - 08:12

Yeni vizyona giren Beginner’de Faruk’u canlandırıyorsunuz. Faruk, 60 yaşından sonra, önemli bir amaç doğrultusunda İngilizce öğrenmeye çalışan bir karakter. Sizin için nasıl bir karakter Faruk?
Ben Burçak’ın senaryosunu okuduğum zaman hikayesi çok ilginç geldi. Hayatın insanı nereye götüreceğini bilmiyorsun, son ana kadar sürprizlerle dolu. Sevgili Yavuz Turgul’un Gönül Yarası’nda yazdığı bir replik vardır: “Hayat gerçekten son ana kadar sürprizlerle dolu”. Faruk 60 yaşından sonra kendisini İngilizce öğrenmek zorunluluğu içerisinde buluyor. Başa gelir çekilir durumu. Amacı torununa kavuşmak. Bunun için de İngiliz hükümetinin koyduğu kuralı yerine getirmek için mücadele veriyor. Bu hikaye, bana ilginç geldi. Bir de ilk filmini yapan bir yönetmen Burçak. Böyle hassas olunan bir nokta oyuncular açısından. Mümkün olduğunca, ilk film yapan yönetmenlere destek olmaya gayret ediyoruz.

Faruk, yalnız bir adam. Taksi şoförü. Başına gelmeyen de kalmıyor. Ama tebessüm ettirici bir yönü de var…
Film bu ya! Zaman zaman yaşadığı durumlar onu trajikomik yapıyor.

guvenkirac4
Sizin için de taksi şoförlüğü yabancı değil. Yıllar önce fenomen olan bir reklamda taksiciydiniz, ardından taksi şoförlüğüyle ilgili bir program yaptınız.
Tabii taksicilik mesleği, bütün taksiciler için geçerli olmasa da genelde belli bir yaşın üzerindeki insanların, içselleştirmeden, mecburiyetten icra ettikleri bir meslek. Faruk için de aslında böyle. Faruk, yaşını başını almış, çok da taksiye çıkmak istemeyen bir insan. Ama mecburiyetten, para kazanmak için çıkıyor. Orada da birtakım sıkıntılar yaşıyor. Orada biraz sıkıntıya düşüyor, plaka sahibiyle.

O da baskın ve maço bir karakter. Faruk üzerinde yoğun bir baskı kuruyor…
Bütün bunlar, çatışmayı artıran ögeler olarak senaryoya dahil edilmiş. Ama gerçek hayatta da karşılığı var.

Oyunculuk ve taksi şoförlüğü arasında gözlem bağlamında bir paralellik var mı?
Biraz psikolog gibiler onlar. Araca binersin, bir şeyler anlatırsın ve inersin. Bir daha onu görmeme durumu olduğu için, “Nasıl olsa başıma bir şey gelmez” diye düşünürsün. Taksicilerin öyle bir tarafı var. Benim yaptığım taksi programında gizli kameralar vardı. O programın çekimleri sırasında ne konuşmalara şahit oldum! İnsanlar birine bir şey anlatmaya ne kadar açlar. Birine bir şey anlatmak ve paylaşmak büyük bir ihtiyaç. Bu yüzden insanlar avuç dolusu paralar döküp psikoloğa gidiyorlar.

Tanımadıklarımıza bir şey anlatmak daha kolay herhalde, katılır mısınız?
Tabii ki. Psikoloğu da tanımıyorsun. Sana “anlat” diyor. Anlatıyorsun ve oradan çıktıktan sonra seninle ilgili onda fazla bir şey kalmıyor. Anlamak, dinlemek çok kıymetli. Taksiciliğin burada oyunculuğa benzer bir tarafı var.

ÇOCUKLARI TV KARŞISINA OTURTMAMAK GEREKİYOR

Faruk torunuyla karşı karşıya otururken bir bebek hediye ediyor, ancak torunu, “Ben bilgisayar seviyorum” diyor. Teknolojinin getirdiği bu makas farkını nasıl dengeleyebiliriz?
Eğitim ailede başlıyor. İmkan varsa çocukları TV’nin karşısına oturtmamak gerekiyor. Çocukların sinir sistemleri orada gördükleri görüntülerle baş etmek için henüz hazır değil. Zararlı şeyler olabiliyor. Benim de küçük bir kızım var, biz şimdiye kadar onu hiç TV ile ilişkilendirmedik.

guvenkirac
Faruk’un İngilizce öğrenme serüveni diğer karakterlerce “Bu yaştan sonra ne gereği var?” tepkisiyle karşılanıyor. Bizim ülkede yaşlılara tabiri caizse ‘antika’, gençlere ise ‘sen anlamazsın’ derler. Bir konuyla ilgilenmek, bilgi aktarmak, öğrenmek sizce de bu kadar zor mu?
Bir de şey kalıbı var, Burçak onu çok kullanırdı: “Bu yaştan sonra…” Böyle bir şey var hakikatten. Bu anlayışa da karşı çıkıyor film. Eğer, doğuştan beyin fonksiyonlarıyla ilgili sıkıntı yoksa, insanlar meraklı ya da meraksız olarak ayrılıyor.

Biz meraklı mıyız?
Bilmiyorum, bir genelleme yapmak haksızlık içerir. Çevremizde meraklı insanlar da var, meraksız insanlar da var. Merak araştırma gerektirir, araştırma da bilgiye ulaşmanın tek kaynağıdır. Dolayısıyla, meraklı olan insan, meraksız insandan öndedir. Onun için merak kıymetli bir şeydir. Merak eden insan soru sorar, soru soran insan güdülmez, soru sorana insanı bir yere çekip götüremezsin, çünkü öğrenmek ister. Her şeyin kökünde merak var.

BİR TANE HAYAT VAR, HERKES İSTEDİĞİ GİBİ YAŞAMALI

Filmde İngilizce öğreten kişi, “İngiltere’ye gideceğim” diyor, Faruk da “Gitme!” diye karşılık veriyor. Son dönemlerde Türkiye’den ayrılan çok kişi var. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben hiç formüllerle yaşayan bir insan değilim. Gitme gerekçeleri olan insanlara da hoşgörü ile bakarım. Gitme sebepleri çok sağlamdır. Kalan insanların da kalma nedenleri sağlamdır. Herkesin kendi kişisel hayatı. Bir tane hayat var. Herkes istediği gibi yaşamalı. Klişe hoş değil.

İstanbul dahi göç verdi. Bu sağlıklı mı sizce?
Bir ihtiyaçtan, bir sıkıntıdan, kaygıdan doğuyor olabilir.

O sıkıntıya gelmek istiyorum…
Anladım, hepimiz o sıkıntıyı biliyoruz. Uzun zamandır ülke olarak sıkıntılı günler yaşıyoruz. Çeşitli badirelerden geçiyoruz. Gerçi her zaman böyleydi bu ülke. Ben 50 yaşına geldim ve bu ülkenin çok refah ve ferah hayat sürdüğünü büyüklerimden duymadım. Küçüklerimin göreceğini zannetmiyorum. Ben refah bir zaman yaşamadım. Bazı toplumların ve ülkelerin kaderleri ne yazık ki böyle oluyor. Şu anda Avrupa’ya da bakıyorum, gidiyorum, seyahat ediyorum, genel anlamda her tarafta bir sıkışmışlık var, ama dertler farklı.

guvenkirac2
BAKANLIK, BEYOĞLU SİNEMASI GİBİ YERLERİ DESTEKLEMELİ

İçinde bulunduğumuz Atlas Sineması ve karşısındaki Beyoğlu Sineması son dönemlerde festivallere daha fazla ev sahipliği yapıyor. Eski, canlı Beyoğlu ruhunu hala muhafaza etmeye çalışıyor. Siz de destek veriyorsunuz bu çalışmalara…
Beyoğlu Sineması’nın hareketinin içindeyim. Şimdi küçük bir grup oluşturduk yönetim kurulu gibi. Çeşitli toplantılarla orayı nasıl geliştiririz mesaisini yapıyoruz.

Bir örnek de teşkil ediyor bu çalışmalar değil mi?
Arthouse dediğimiz, ayrı bir yerde konumlanmış filmlerin salon bulma zorlukları var. Bu yeni bir şey değil. Uzun yıllardır vardı. Beyoğlu Sineması, sadece bir sinema değil, bir kültür merkezi. Çok zamandır orada bir sürü önemli iş yapıldı. Hiç kimsenin yayınlamadığı filmleri orası yayınladı batmak pahasına. Nitekim en sonunda batma aşamasına geldi. Artık Cem (Altınsaray), orayı makyajlayıp, yeni projeler üretip, hayatın içine uygun bir hale gelmesi için mücadele vermeye başladı. Kan kaybediyor tabii. Gelişmiş ülkelerde Kültür Bakanlığı’nın bu tip yerleri sinematek yapmak gibi uygulamaları var. Oraları sübvanse etmek gibi görevleri var. Bunları yapsalar aslında, kişisel mesailere gerek kalmayacak.


Son dönemlerde sanatçılar da bazı yerlerin yaşaması için elini taşın altına koyuyor, işletmeciliğe soyunuyor.
Ne yazık ki. Çünkü bizim ürettiğimiz filmlerin bir yerlerde oynaması için buralar tek tük kalmış yerler. Beyoğlu Sineması, kapısı sokağa açılan son sinema belki de. Hepsi AVM’lerde çünkü. Burası son kale gibi gördüğümüz bir yer. Birtakım popüler işlerin içinde de yer alıyoruz, ama kendi adıma söylemem gerekirsek, bütün sinematografim arthouse filmlerden oluşuyor. Benim yapmaktan zevk aldığım işlerin oynaması için de mücadele veriyorum.KÜBA’DA DEVRİMİ ANLADIKKüba gezisi nasıldı? Nasıl hikayeler biriktirdiniz?
Çok güzeldi. Değişikti. Erkan Can’ı anlatıyorum hep. Ben kendisiyle 30 senedir falan dostum. Çok renkli bir karakter. Erkan abi ile Küba’da olmak çok keyifliydi. Onun bir Amerikan arabası hayranlığı var, orası da onun düştüğü cennet gibiydi. Kendimizi tamirhanelerde bulduk. Bütün araçların bana künyelerini okudu. Oradaki devrimi anladık. Devrimle ilgili yorumları dinledik. Önemli temaslarda bulunduk. Biraz da amiyane tabirle mavra yaptık.

Son güncelleme: 14:15 - 25.11.2017