Sözcü Plus Giriş

Haftanın Kitapları

Özkan Saçkan'dan Haftanın Kitapları...

Özkan SAÇKAN
Güncellenme: 07:26, 30/05/2021
Haftanın Kitapları

Güncel ekonomi sorunlara yanıtlar

Asaf Savaş Akat'tan Vitaminli Ekonomiks. Ege Cansen ve Asaf Savaş Akat'ın ekonomiye dair güncel tespitlerini toplayan bu kitap; Cari açık meselesinden büyümeye, kamu borcundan işsizliğe kadar Türkiye ekonomisine dair birçok temel ekonomik kavramı ele alıyor. Enflasyon-faiz sarmalı ile döviz kuruna ilişkin gelişmelere ve Türkiye ekonomisindeki çıkmazlara dair yanıtlara yer veriyor. Salgın sürecindeki küresel gelişmelerin Türkiye ekonomisine etkileri ve ekonomi yönetimindeki görev değişimlerinin sonuçları üzerinden tarihi bir döneme tanıklık ediyor. Dr. Barış Esen'in editörlüğünde hazırlanan bu kitaba Asaf Savaş Akat'ın akademik, teorik birikimiyle Ege Cansen'in tecrübeleri ve esprili anlatımı eşlik ediyor. (Remzi Kitabevi)

Azap çekmeyi gerektirmeyen günahlar

Dante Alighieri'den İlahi Komedya – Araf. Kitap, Dante’nin Araf’a yaptığı yolculuğun öyküsüdür. Araf, Cennet ile Cehennem arasında, her katında yedi ölümcül günahı işleyenlerin arınarak Cennet’e gitmek için ıstırap çektikleri yedi katlı bir dağdır. Bu günahlar Cehennem’de azap çekmeyi gerektirmeyen günahlardır ve yukarıya çıkıldıkça çekilen ıstırabın derecesi azalırken, uhrevi arınma bir kerte daha artarak gerçekleşir. Dante’ye bu yolculuğunda Vergilius’un yanında büyük Latin şairi Statius da eşlik eder. Araf aydınlık bir yerdir ve umudu, pişmanlığı, kefareti ve en önemlisi ise metamorfozu temsil eder. O sebepledir ki Dante sürekli olarak Vergilius’un Metamorfoz’undan alıntılar yaparak eserinin mistik dokusunu lirik ve mitolojik öğelerle besler. Alıntı yaptığı her dize düşülen bir ikilemin açıklamasıdır ve Araf’ın her katında bir muamma vardır. Çözümü ise analitik bir zekânın edebi dehayla dokuduğu örüntünün altında saklıdır. (Alfa  Yayınları)

Heyecan, gizem ve psikolojik gerilim dozunda

Clare Mackintosh'tan Seni Görüyorum. Her gün aynı şeyi yapıyorsun. Nereye gittiğini çok iyi biliyorsun. Ama unutma, bunu bilen sadece sen değilsin. Zoe Walker bir gazetenin ilanlar bölümünde kendi fotoğrafını görünce çok şaşırır ve fotoğrafının nasıl olup da orada yayınlandığını bulmak için araştırmaya başlar. İlanda hiçbir açıklama yoktur; sadece çözünürlüğü düşük bir fotoğraf, bir internet adresi ve bir telefon numarası. Zoe gazeteyi ailesine gösterir, ancak onlar fotoğrafın Zoe’ya benzeyen başka birine ait olduğunu düşünürler. Fakat ertesi gün ilanda başka bir kadının fotoğrafı yayınlanır, ertesi gün ise bir başkasının. Bu bir yanlışlık mıdır? Belki de bir tesadüf? Yoksa attıkları her adımı izleyen birileri mi vardır? Seni Görüyorum, heyecan, gizem ve psikolojik gerilimin dozunun büyük bir hassasiyetle dengelendiği soluk soluğa bir roman… (Altın Kitaplar)

Sevgi dolu bir masal

Mevisel Yener'den Havlamak İsteyen Köpekbalığı. Havhav adlı bir köpekbalığı yaşıyormuş derin denizlerin birinde. Adıyla başı dertte. Korkunç geliyormuş herkese. Bakınca görünüşüne, uğramıyorlarmış yanına yöresine. Havhav’ın hayali gerçek olsa… Diğer balıklar onunla oynasa… Çocuk edebiyatımızın usta kalemi yazardan sevgi dolu bir masal. (Bilgi Yayınevi)

Bu fidan onun sırdaşı olacak

Jose Mauro De Vasconcelos'dan Şeker Portakalı. Çevresindeki yoksulluğa hayalleriyle meydan okuyan afacan Zezé, ailesi maddi imkânsızlıklar nedeniyle yeni bir eve taşındığı zaman orada karşılaştığı ilk canlıyı bir şeker portakalı fidanını arkadaş edinmeyi başarır. Bu fidan onun sırdaşı ve yoldaşı olacaktır. Brezilyalı yazarın, “Yirmi yıl içimde taşıdım” dediği ve on iki günde yazdığı kitap, okuyan herkese saflık, şefkat ve acı konusunda dersler vermeye devam eden bir klasik, gençlik edebiyatının yapıtaşlarından biri. (Can Yayınları)

Kadınla erkeğin doğası birbirine hiç benzemez

Esra Ezmeci'den Kadınlar Sıcak Erkekler Soğuk Sever. İlişkilerin doğası karmaşıktır. İnişleri çıkışları vardır. Kadınla erkek arasında işler her zaman yolunda gitmeyebilir, tıpkı hayat gibi… İlişkiler bazen sıcaktır, içinizi ısıtır, bazen soğuktur ürpertir. Her ilişkinin kendince bir ritmi vardır ve hep değişkendir. Kadınla erkeğin doğası birbirine hiç benzemez. Problem çözme becerileri, yalnızlıkla başa çıkma yolları, ilişkiden beklentileri, iletişim modelleri, cinselliğe bakışları ve motivasyonları çok farklıdır. Bir kadını elde etmenin yolu ondan uzak durmak yerine ona ilgi göstermekken, bir erkeği elde etmek için dozu iyi ayarlanmış mesafelere ihtiyaç vardır. (Destek Yayınları)

Bir yapbozun, acıyan bir ülkenin gerçeği

İrfan Saruhan'dan Herkesin Bir Hikâyesi Vardır! 2020 Everest İlk Roman Ödülü'nü kazanan romanda olaylar 1980 yılı mayıs ayının üç gününde geçmesine karşın 80'li yılların panoraması tüm siyah beyaz renkleriyle ve karmaşasıyla gözler önüne seriliyor. Yazar, İstanbul genelevi ile Sinop Kapalı Cezaevi'nde özgürlükleri kısıtlanmış insanları dönüşümlü olarak anlatırken onların hikâyelerini de bir kesişme noktasına doğru, her adımda tempoyu artırarak yaklaştırıyor. Ustalıkla kurgulanmış karakterlerin son derece canlı ve doğal çizildiği romanda Güzelce ve Artiz’in zor aşkına, Şükrü Efendi ile Bilal’in baba-oğul ilişkisine, Ali’nin, Binnaz’ın ve Hamza’nın birbirinden çetin hayatlarına şahit olacaksınız. Kitap, tamamlanamayacağı bilinen bir yapbozun, acıyan bir ülkenin gerçeği. (Everest Yayınları)

Biyologların bilimsel başarıları ve yaşam öyküleri

Ioan James'tan Büyük Biyologlar Ray’den Hamilton’a – Bilim 5. Oxford Üniversitesi matematik profesörlüğünden emekli olan Ioan James bu önemli çalışmasında, günümüzden 400 yıl geriye uzanarak otuz sekiz büyük biyoloğun biyografilerini kaleme alıyor. Kitap, biyologların bilimsel başarılarının yanı sıra her biri oldukça merak uyandırıcı yaşam öyküleri üzerinde de titizlikle duruyor. Kronolojik olarak düzenlenmiş biyografilerle, biyolojinin yıllar içinde hangi toplumsal koşullarda geliştiğine dair çarpıcı bir tablo sunuluyor. Bilimsel ve biyolojik teknik ayrıntıları asgaride tutan kitap, konuya ilgi duyan bütün okurları modern gelişmeleri kolayca izlemeye davet ediyor. (İş Bankası Kültür Yayınları)

Bir efsanenin eşsiz biyografisi

Andrew Downie'den Doktor Socrates – Futbolcu Filizof Efsane. Sócrates her zaman farklı biriydi. Ortalamanın çok üzerinde, nadir görülen bir zekâya sahipti, bu özelliğiyle hem oldukça özveri gerektiren bir bölümde okudu ve doktor olarak çalıştı hem de futbolun en önemli isimlerinden biri oldu. Saha dışında ise benzeri yoktu. Siyaset ve toplumsal davalarda tarihte onun kadar öne çıkan bir futbolcu hiç olmadı. Corinthians Demokrasisi adını verdiği projesiyle malzemecisinden başkanına herkesin eşit söz sahibi olduğu bir yönetim biçimi sunmuştu kulübüne. Brezilya o dönemde diktayla yönetilirken Sócrates'in attığı her adım tam manasıyla devrimciydi. Sócrates'in ailesi, yakın çevresi ve eski takım arkadaşlarıyla yapılan röportajların çekirdeğini oluşturduğu kitap, bedeli ne olursa olsun her zaman inandıklarının arkasında duran bir efsanenin eşsiz biyografisi. (İthaki Yayınları)

Bazen olaylar içinden çıkılamaz bir hale geliyor

Hamdi Akyol'dan Kurt Gölgesi. 1968 yılının soğuk kış günlerinde, görevi Bulgaristan’daki gizli askeri tesisleri belirleyip fotoğraflarını çekmek olan bir Türk casusu… Kahramanımızın, kendisinden istendiği gibi sessizce hareket etmesi, varlığını kimseye sezdirmemesi gerekiyor ama gelişen kimi olaylar onu silahlı çarpışmaların, cinayetlerin, polis soruşturmalarının tam ortasına atıyor. O hem görevini yerine getirmeli hem de karşılaştığı bu beklenmedik olaylardan bir şekilde sıyrılmalı. Öte yandan bütün bu olayların aktörleri, yakın tarihin derinliklerine kadar uzanan bir bağ ile birbirine bağlı. Okur, romanda sadece bir casusluk savaşını değil, romandaki karakterlerin bulundukları noktaya nasıl geldiklerini anlatan geçmiş hikâyelerini de okuyor; bazen olaylar içinden çıkılamaz bir hale geliyor, bazen çözülüyor. (Kapı Yayınları)

Dayanma gücü veren aşk öyküsü

Dursun Akçam'dan Ucu Ucuna Yaşam. Yurtdışına çıkmak zorunda kalan bir aydının iç çatışmasını, sürgündeki yalnızlığını ve yabancılaşmasını, ülkede kalan yakınlarının faşizm koşullarındaki güç durumunu okuruz. Öte yandan, tüm güçlüklerin yanı sıra dayanma gücü veren bir aşk öyküsü de romanın eksentemasıdır. Tek sözcük Sevgi ile sesleniyorum sana. Pekiştirme sıfatları cılız kalır bendeki sevgi yanında, Sevgi'nin sevgisi uzun. İşin oyanı, sonraya kalsın! Ben burada yalnız sevgi ve sevda üstünde dolaşmak istiyorum. Bir yaban ülkede beni sevgiye, sevdaya götüren etkenler var doğal ki. İçinde yaşadığımız çağdaş uygarlık, bir yanıyla kuru, çorak ve katı bir acımasızlık içinde. Sözde insan için yaratılmış bu uygarlık, insanı insan eden kimi değerleri de gözünü kırpmadan öğütmektedir. (…) (Literatür Yayıncılık)

Stresle başa çıkmanın yolu

Ulrich Sollmann'dan Beden Yönetimi. Elinizdeki kitap stresle başa çıkmanın yolu olan biyoenerjetiği konu alıyor. Biyoenerjetik sayesinde bedensel hislerimiz ile eylemlerimiz arasında gerçekleşen etkileşim anlaşılır hale gelir. Kişisel stres profili, bireyi stresle başa çıkmanın çözümünü aramaya iter. Bireyin çözüm olarak gittiği yol ise bireyin iç dünyası hakkında birtakım ipuçları sunar. Kitapta stres yaratan faktörlerin nedenleri ve bunların nasıl dönüştürüleceği yazar tarafından inceden inceye hazırlanmış bir eğitim konsepti ve somut egzersiz yönergeleri ile gösteriliyor. Bu şekilde hepimiz sükûnet dolu bir günlük yaşamın kapılarını aralayabiliriz. (Maltepe Üniversitesi Kitapları)

Yaşadığımız değişimi anlatmaya çalışıyor

Alessandro Baricco'dan The Game – Oyun. Yazar, 21. yüzyılın dijital koşullarını, bugün yaşadığımız muazzam değişimi haritalamaya ve bize anlatmaya çalışıyor: 20. yüzyılın yıkımlarına şahit olanların torunlarının yarattığı, dünyadaki hemen her şeyin maddesellikten arınıp bilgi olarak başka bir dünyaya aktarıldığı, elimizdeki cihazlarla ulaşıp çifte dünyada yaşamaya başladığımız andan sonra en sıradan kişinin bile hiper insana dönüştüğü bir devrim bu. Baricco korkularımızın izini sürüp, bize olup biteni açıkladıkça, biz de kum saatinin darboğazından geçip yeni dünyayı kabullenip kucaklayabiliriz. “Baricco, The Game ile 21. yüzyılda insanın başarısı üzerine bahis oynuyor. Tezleri oldukça cesur ve parlak. Açık açık tartışılmayı hak ediyor.” La Repubblica. (Sia Kitap)

Ortaçağın mistik ve şiirsel bir sentezi

Dante Alighieri'den İlahi Komedya–Cehennem. Kitap, Dante’nin Cehennem’e yaptığı yolculuğun öyküsüdür.

Cehennem, iç içe geçmiş ve gittikçe daralan dokuz sarmal daireden oluşmaktadır. Bu dairelerde, günahkârlıklarıyla nam salmış olan pek çok tarihi kişiliğin yanı sıra, sıradan insanların çektikleri azap görülmemiş bir gerçeklikle, Dante’den önce örneğine rastlanmamış alegorik bir dille betimlenirken, aynı zamanda ortaçağın mistik ve şiirsel bir sentezi gözler önüne serilir. Özellikle ünlü Latin şairi Vergilius’un rehberliğinde ve ölüler diyarının kayıkçısı Kharon’un kılavuzluğunda yeraltı ırmağı Akheron’un kapkara sularında yapılan, bütün kutsal metinlerde bahsi geçen ama asla tam olarak tarif edilmemiş olan yolculuk çoğu eleştirmence edebiyat tarihinin en etkileyici tasviri ve sınırsız bir hayal gücünün insanlığa sunduğu en yetkin edebi armağan olarak kabul edilir. (Alfa Yayınları)

Karakolda günlerce masumiyetini haykırır

Melih Esen Cengiz'den Bir Kadın Bir Cinayet. 1977 Mayıs’ı… İstanbul kâbuslar içinde bir cehennemden diğerine geçmektedir. 1 Mayıs katliamı sonrası şehir gençlerin ölümleriyle sarsılırken Kralların Treni Orient Ekspress tarihinde son defa Sirkeci Garı’na gelir. İki gün sonra bir Orient Ekspress yolcusu Gülhane Parkı’nda ölü bulunurken bir başka yolcu, yaşlı Alman kadın Gisela cinayet zanlısı olarak Sultanahmet Karakolu’nda gözaltına alınır. İttihat ve Terakki’nin güçlü önderi Talat Paşa’nın eski konağı olan karakolda günlerce masumiyetini haykırır Gisela. Onun mu acısı ve pişmanlığı büyüktür, kuruntu ve düşlerin sık sık yokladığı komiser Attila’nın mı yoksa gencecik bedenlerle dolup taşan morgun müdürü Taylan’ın mı? (Altın Kitaplar)

Tek bir şey düşünüyor milyoner olmak!

Charlotte Habersack'tan Sakın Açma Yapışır! Nemo'ya gelen gizemli paketin üzerinde Sakın Açma! yazıyordur. Ama Nemo elbette paketi açar… Nemo'nun kapısının önünde yeni bir paket vardır. Paketi açar açmaz Nemo'yla arkadaşları şunları görürler: 1. İçinde hemencecik gıdıklanı veren, yeşil renkli ve konuşan bir slime vardır. 2. Dışarıda yağmur –hem de vıcık vıcık bir yağmur!– yağmaya başlamıştır. 3. Eğer Cıvıkçık'ın slime'ını cildinize sürerseniz mucizevi şeyler olur… Çok geçmeden Nemo'yla Fred artık tek bir şey düşünmektedir: Cıvıkçık'ın yardımıyla milyoner olmak! Ama o zaman Cıvıkçık evine nasıl dönebilir ki? (Bilgi Yayınevi)

Genç bir şairin ilk kitabı

Cemal Süreya'dan Üvercinka. Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek. İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar. Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar. Zaten bizi her gün sabahtan akşama kurşuna diziyorlar. Bütün kara parçalarında. Afrika dahil. Üvercinka, Türkiye’de modern şiirin ifadesine yeni bir soluk getirecek olan genç bir şairin 1958 tarihli ilk kitabı; İkinci Yeni’nin kırılma noktalarından biri. (Can Yayınları)

Genç bir kızın içine düştüğü bir yolculuk

Fikret Yıldırım'dan Kendine Yabancılaşan İnsan. Herkes kendi yarattığı hapishanenin anahtarı elinde yaşar. Kalabalıkların içinde yalnız, kendi hayatına yabancı, olan biten her şeyden huzursuz bir insan için zamanla her şeyi unutmaya başlamak, belki de bir lütuftu aslında… Gittikçe hafızasını kaybeden yaşlı bir adamla, aralarındaki derin yalnızlığı aşk sanan genç bir kızın içine düştüğü bir yolculuk, toplumun dayattığı düşünce ve inanç biçimleri yüzünden kocaman bir yalnızlığa ve yabancılaşmaya dönüşür giderek. (Destek Yayınları)

Değerlerini unutabilecek insanların panoraması

Gulam Hüseyin Saedi'den Korku ve Titreme. Yazar bütünü gözeterek parça parça kurduğu, birbirini doğrusal akışla takip eden öykülerden oluşturduğu bir roman.

Yabancılaşmanın o soğuk ateşi ve hurafelerin katlanılması güç yaptırımları yer yer tüyler ürpertirken karakterlerin basit ve gündelik kaygıları da bir o kadar tebessüm ettiriyor. Saedi'nin metne mesafesi, duygu durumları ortadan kaldırması ve roman kişilerini okurlarla tanıştırırken diyalogları araç olarak kullanması romanı bir belgeselin atmosferine sürüklüyor. Kitap, geçimini denizle ve balık avlayarak sağlayan köylülerin, yoksullukla ve açlıkla sınandığında her türlü kötülüğü, gaddarlığı yapabilecek, değerlerini kolayca unutabilecek insanların panoramasını çiziyor. (Everest Yayınları)

Nasırlaşmış önyargıları sorgulayan bir proje

Zafer Toprak'tan Cumhuriyet ve Antropoloji. Kitap, Tanzimat sonrası yüz yılı kapsayan bir bilim tarihi. 1930’lu yıllarda gerçekleştirilen bilimsel ve kültürel devrimin geri planında yer alan birikime odaklanıyor. Tarihçilerce katastrofik ve karanlık bir evre diye nitelenen iki dünya savaşı arası dönem, Türkiye’nin kendi yeni insanını inşa ettiği yıllar oldu. Çağdaş bilim ve eğitim anlayışının temelleri uluslaşmanın ilk evrelerine özgü romantik özlemlerle 1930’lu yıllarda atıldı. Harf devrimi ertesi 1928-1938 evresi bilim anlayışında milat sayıldı. İlköğretimden yükseköğretime antropolojik verilerle yüklü bir geçmiş vurgulandı. Süreç tarih, coğrafya, dilbilim, mantık, jeoloji, biyoloji başta olmak üzere geniş bir bilim yelpazesini kuşattı. Kültür devrimi ise Anadolu insanı üzerine Batı’daki nasırlaşmış önyargıları sorgulayan bir projeye dönüştü. (İş Bankası Kültür Yayınları)

Distopya edebiyatının en önemli klasikleri

Kara Dörtleme: Biz – Cesur Yeni Dünya-1984 Fahrenheit 451. Distopya edebiyatının en önemli klasikleri bu setle bir araya geliyor. Zamyatin’in Tek Devlet’çi Biz’i, Huxley’nin mutluluğu zorunlu tutan Cesur Yeni Dünya’sı, Orwell’in totaliter 1984’ü ve Bradbury’nin kitap yakılan anlatısı Fahrenheit 451’i bu yeni setle birlikte distopyanın kare asını tamamlıyor. (İthaki Yayınları)

Şaşırtıcı gerçek açığa çıkıyor

Jean-Claude Schmitt'ten Doğum Gününün İcadı. Doğum gününü ne zamandan beri kutluyoruz? Bu çalışma, uzun süre yanıtsız bırakılan bu soruya yanıt verirken şaşırtıcı bir gerçeği açığa çıkarıyor: Bugün kutladığımız şekliyle doğum günü doğrusu çok yeni bir buluş. Gelgelelim oluşumu uzun bir süreye yayılıyor. Yazar, Goethe'nin 1802'de kutladığı 53. yaş günü kutlamasını varış noktası olarak kabul ederken, çapasını geçmişe doğru fırlattığında çok ilginç bir yapıtla karşılaşıyor: 16. yüzyılın başında, bir ticaret şirketinin maliye müdürü olan Augsburglu burjuva Matthäus Schwarz'ın 23. doğum gününden itibaren tutmaya başladığı resimli Kıyafetname. (Kırmızı Kedi Yayınları)

İçimde karışık bir duygu

Dursun Akçam'dan Ölü Ekmeği. Açlıktan ölmemek için ot yemek zorunda kalan çocuklar, kadınlar… İçimde karışık bir duygu. İyi olurdu Ali'nin ölmesi, ben de istiyordum! Başsağlığına gelen komşular ekmek getirirlerdi, yumuşak yumuşak buğday ekmeği! Bir yutuşta inerdi boğazımdan aşağı. Pişi de getirirlerdi, ortası delik kırmızı pişiler. Fatmanın kızı Güsi görürdü, ona hiçbir lokma vermeyecektim, inadına gözünün önünde yiyecektim! O da bana vermemişti. Anası öldüğü zaman onlara da pişi getirmişlerdi. Güsi pişiyi eline alarak çöplüğün başına çıkmıştı, sevincinden hopur hopur oynuyordu, Anam öldü bize pişi getirdiler! diyor, bize inat olsun diye gözümüzün önünde yiyordu. (Literatür Yayıncılık)

Nörobilim, medya psikolojisi

Christophe Morin'den Beyindeki İkna Kodu. Bilim insanları, akademisyenler ve araştırmacılar bugüne dek ikna başlığında sayısız teori geliştirdi. Ancak dikkat çekemeyen, insanları harekete geçiremeyen, tüketiciyi motive edemeyen reklam kampanyalarına hâlâ büyük kaynaklar harcanıyor. Yazar ve Patrick Renvoise, elinizdeki kitapta nörobilim, medya psikolojisi ve davranış ekonomisi alanlarındaki en yeni araştırmalara dayalı ilk kapsamlı ikna modelini sunuyor. Nobel ödüllü iktisatçılar Daniel Kahneman ve Richard Thaler'in açtığı yolda ilerleyen yazarlar, insanlara verdiğimiz mesajların ikna sürecinde hâkim rol oynayan ilkel beyne ulaşması gerektiğini ortaya koyuyor. (Maltepe Üniversitesi Kitapları)

Kendim için yazmak zorundayım

Harold Pinter'dan Seçme Oyunlar. “Eğer dünyaya söyleyecek bir şeyiniz varsa, o halde oyununuzu sadece birkaç bin kişinin izleyebilecek olması sizi üzer. Öyleyse başka bir şey yapmalısınız. Bir din öğretmeni olmalısınız, ya da belki bir siyasetçi. Fakat eğer dünyaya belli bir mesajı doğrudan ve açık seçik biçimde vermek istemiyorsanız, sadece yazmaya devam edersiniz ve bu size pekâlâ yeter. Birinin sırf benim oyunlarımı izlemek için kalkıp gelmesi beni hep şaşırttı, çünkü o oyunları yazmak çok öznel bir işti. Kendi yararıma yazdım ve yazmaya da devam ediyorum; bir başkasının gelip dahil olması tamamen bir tesadüf. İlk ve son olarak, en başından beri, yazıyorum çünkü yazmak istediğim, yazmak zorunda olduğum bir şey var. Kendim için.” Harold Pinter. (Kırmızı Kedi Yayınları)

Hiç dinmeyen New York tutkusu

Henry James'dan Bir Başyapıtın Öyküsü. 19. yüzyıl Amerikan edebiyatının en seçkin yazarlarından, uzun yıllar Avrupa'nın çeşitli kentlerinde yaşamış, sonra İngiliz uyruğuna geçmiş olmasına karşın, çocukluk ve ilk gençlik çağlarının geçtiği New York kentini her zaman belleğinde ve yapıtlarında yaşatmıştır. Sunduğumuz dört öyküsü de, James'in hiç dinmeyen New York tutkusuyla doludur. New York, Henry James'in bambaşka duygularla dile getirdiği bir kenttir. Bu duyguların en baskını da öfkedir. Çocukluğunu geçirdiği kenti yok eden ve elinden alan ticaretin ve maddeci yaşam tarzının gelişimine duyulan öfke. Yalnızca güzelliklerin ve anılarda yaşayan bildik dünyanın yok edilmesine değil, aynı zamanda bir yaşam tarzının altüst edilmesine duyulan öfke. (Can Yayınları)

 

Yayınlanma Tarihi:00:00,