Haftanın Kitapları

Özkan Saçkan'dan Haftanın Kitapları...

Haftanın Kitapları

Avusturya prensesinin evinde ne arıyordum?

Serdar Akınan'dan Hayatımın Haberi. Erdoğan boynumu sıktı ve “Sen benim ne demek istediğimi iyi anladın!” dedi. Cihangir'de bir kafede Erdoğan’ın iki adamı ile gergin toplantı… Erdoğan ile ABD’de nasıl tanıştım; gerilimli ilişkimiz nasıl sonlandı? Avusturya prensesinin evinde ne arıyordum? Köprüye nasıl bomba koyduk?

PKK kampına nasıl ulaştım? Cizre MİT binasında o gece neler konuşuldu? Uzun namlulu silahlarla arabamız niçin tarandı? Kamyonun içine saklanarak sınırı neden geçtim?

Gizli toplantıda Abdullah Gül'den şaşırtıcı sözler… Cinayetlerin, silahlı çatışmaların, işgallerin, öğrenci hareketlerinin, akıl almaz faciaların, devasa eylemlerin ve savaşların haber haline gelip size ulaşması sırasında bir gazetecinin arka planda neler yaşadığına tanıklık edeceksiniz. (Kırmızı Kedi Yayınları)

Eski aşklar, kıskançlıklar, ihanetler ve intikamlar

Lütfiye Pekcan'dan İmtihan… Salgın milyonlarca can alarak bizi sarsmıştı ama sarsarak hatırlattıkları öyle çoktu ki… Bize yaşadığımız hayatın, sağlığın ve özgürlüğün ne kadar değerli olduğunu, Aşk’ın, sevginin gücünü, Aslında mutluluğun ne kadar basit olduğunu, Problem sandığımız şeylerin ne kadar anlamsız olduğunu gözler önüne serdi. Meşguliyet içinde nasıl kaybolduğumuzu, sevdiklerimizle yeterince vakit geçiremediğimizi gösterdi. Sanki sahip olduklarımız hiç gitmeyecek sanmanın yanılgısını öğretti. Bu bir imtihan mıydı? 2020 herkesin hakikat aynasında kendisi ile yüzleşip, hayatının altüst olduğu bir yıl olacaktı. Tıpkı Gölcük’teki depremin yıkıntıları arasından çıkıp İstanbul’da zengin bir hayat süren Meral, Fikret, Can ve Sıla’nın hayatlarının altüst olması gibi. Yirmi yıl birbirini görmeyen dört lise arkadaşı, eşleri ile birlikte aynı yalıda karantina altında kalınca Pandora’nın kutusu açılacak; eski aşklar, kıskançlıklar, ihanetler, intikamlar, pişmanlıklar ve çocukluk travmaları tek tek ortaya saçılacaktı. (Alfa Yayıncılık)

Çocukları doğru düşünmeye yönlendiriyor

Anooshirvan Miandji'den Ben Yanılabilirim. Neden her şey merakla başlar? Sorular ne için var? Düşünmek nedir? Düşünce nedir? Neden herkes yanılabilir? Yanıldığımızda ne yapmalıyız? Bilmediğimizde ne yapmalıyız? Anlamadığımızda ne yapmalıyız? Kendimizi geliştirmek için nasıl düşünmeliyiz? Efecan Sezer’in renkli resimleriyle süslediği kitapta yazar yine çocukları doğru düşünmeye yönlendiren eğlenceli bir hikâye anlatıyor. (Bilgi Yayınevi)

Yaptıkları işten para kazanırlar

Roberto Bolano'dan 2666. Meksikalı entelektüellerin güçle ilişkisi bilinen hikâyedir. Hepsi aynıdır demiyorum. Kayda değer istisnalar var. Güce teslim olanların kötü niyetli olduklarını da söylemiyorum. Hatta tamamen teslim olduklarını bile iddia etmiyorum. Sadece bir iş deyip geçebiliriz ama devlet için çalışmaktan bahsediyoruz. Avrupa’da entelektüeller yayınevleri veya gazeteler için çalışır, karıları onlara bakar veya aileleri zengindir ve kendilerine aylık ödenek bağlatmıştır veya işçidirler ya da suçludurlar ve yaptıkları işten dürüstçe para kazanırlar. Meksika’da ve bu söylediğim Arjantin hariç bütün Latin Amerika için de geçerli, entelektüeller devlet için çalışır. (Can Yayınları)

Hastalıklar kaderiniz değil hepsini önlemek mümkün

Erkan Sarıyıldız'dan Fonksiyonel Yaşam Modeli. Günümüzde gittikçe artan sayı ve çeşitleriyle kronik hastalıklar, birçoklarının hayatlarında kara bir damga gibi yerini almış durumda. Belki sizler de diyabet, demans, kalp damar hastalıkları, haşimato hastalığı, romatizmal hastalıklar ve bunlar gibi daha birçok hastalıktan birisine veya birkaçına sahip olarak yaşamınızı ilaçlara mahkûm bir şekilde sürdürmeye çalışıyorsunuz. Peki, size bu hastalıklar kaderiniz değil ve aslında hepsini önlemek mümkün desem? Bu hastalıkların, günlük yaşamınızda yaptığınız ve bugüne kadar önemini fark etmediğiniz yanlış alışkanlıklarınızdan, soluduğunuz, sürdüğünüz, sofranıza koyduklarınız, bardağınıza doldurduklarınızdan, kendinizi yoran bakış açılarından, koltuklara mahkûm yaşamlarınızdan kaynaklanabileceğini hiç düşündünüz mü? (Destek Yayınları)

Eğlenceli ve kışkırtıcı

Geoff Dyer'den Beyaz Kumlar-Dış Dünyadan Deneyimler. Yazar kitabında Fransız Polinezyası'ndan New Mexico'ya, Svalbard'dan Los Angeles'a uzanan bir yolculukta, sanatın ve hayatın izlerini sürüyor. Pekin, Yasak Şehir'de, işi rehberlik olmayan bir rehberin peşinde; New Mexico'da, bir otostopçuyla; Los Angeles'taki Watts Kuleleri'nde Don Cherry'nin eşliğinde, gerçekliğin görüntülerini, imgeleminden yükselen hayaletlerle harmanlıyor. Kalıcılığın peşinden gidenin yazgısı, vahalara kavuşamadan kum denizinde kaybolmaktır. Geoff Dyer'a göre bunun bir önemi yoktur, çünkü hayat tam da aradığımızı bulamadığımızda olagelendir, yolda olmaktır. Yazar, dünyanın her yerinde Gauguin'in Nereden Geliyoruz? Neyiz? Nereye Gidiyoruz? isimli başyapıtındaki soruların cevaplarını arıyor. (Everest Yayınları)

Hayat hem gülmektir, hem de ağlamak!

Sibel K. Türker'den Kış Güneşi. Dağılmış bir ailenin umut yaratmak uğruna ödediği bedelleri genç Ekin'in gözünden anlatan roman, zorlu bir Ankara kışında yaşananları resmediyor. Birbirini anlamanın, yüzleşmelerin ve sevginin sınırlarında gerçekçi bir hikâye anlatıyor. O kış Ekin için her şey zordur. Ayrılmış anne babası, kardeşi Can'ın uğruna yıllar sonra bir araya gelmiştir. Çalışan annesi zorunlu gebeliğiyle baş etmeye, yeniden eve dönen babası ise tasarım pastalar yaparak hem Can'a, hem aileye yetmeye, kendini sağaltmaya çabalar. Ekin, ebeveyninin koşullara gösterdiği uyumdan etkilense de, bir türlü kardeşini ziyarete cesaret edemez. Lise arkadaşları Gizem ve Özgür olmasa kış sanki hiç bitmeyecek gibidir… (Günışığı Kitaplığı)

Bir dönemin bütün aksaklıkları

Hüseyin Rahmi Gürpınar'dan Hakka Sığındık-Türk Edebiyatı Klasikleri 55. İspanyol gribinin dünyayı kasıp kavurduğu yıllarda İstanbul bir yandan yangınlarla, bir yandan da salgın hastalıkla kavrulmaktadır. Zengin fakir ayırt etmeyen hastalık, yoksul evlerine de zenginlerin köşklerine de sıçrar, girdiği hanelerden birkaç can almadan çıkmaz. Haksız kazançla zengin olanların batıl inançlarından ve korkularından faydalanmak isteyenlerse evliyalık iddiasıyla bir düzen kurup çıkar sağlamanın peşindedir. Yazar, çelişkilerle ördüğü romanında bir dönemin bütün aksaklıklarını göz önüne sererken okuru nefes nefese bir polisiyeyle baş başa bırakıyor. (İş Bankası Kültür Yayınları)

Depresyondan kurtulamaya çalışmak

Eva Meijer'den Dilimin Sınırları-Depresyonla ilgili Küçük Felsefi Bir Araştırma. Yazar ömrü boyunca cebelleştiği depresyonla ilgili tefekkürünü yalın ve canlı bir dille bu kitaba damıtıyor. Şikayet etmiyor, kendini veya bir başkasını suçlamıyor, pozitif bir bakış açısı edinmek için çabalayarak depresyondan kurtulamayacağını biliyor. Kitap, yola çıkmak isteyenlerin yanlarına alması gereken bir pusula değil, düştükleri yerden kalkmak isteyenler için bir yâren. (Kaplumbaa Kitap)

Kıbrıs sorunları özlü bir şekilde özetlemiş

Cem Gürdeniz'den Anavatandan Mavi Vatan’a. Bir Türk deniz subayının kaderi, Yunanistan/Kıbrıs konusu ve bu konunun yarattığı deniz sorunları ile uğraşmakla şekillenmiştir denirse, doğru bir tespit yapılmış olur. Yazar, bu kitabın girişinde, doğumundan günümüze kadar kendi yaşamı ile Yunanistan/Kıbrıs sorunları arasındaki kader bağlantısını özlü bir şekilde özetlemiş… Ben de bir deniz subayı olarak, mesleğe başladığım günden veda ettiğim güne kadar kendimi, yazardan neredeyse 15 yıl önceden başlayarak benzer sorunlar ile ilgili mücadelenin içinde buldum. Yani, deniz subaylarının ortak paydası, bu iki konu ile ilgili anılarıdır. Genelde meslek bizi bir yerlerde buluşturur. Ancak ben, meslek hayatım boyunca Cem Gürdeniz ile hiç yakın mekân/görevde çalışmadım. Kendisini, Silivri’deki Balyoz Kumpas Davasında savunmasını yaparken tanıdım. Mustafa Özbey (E) Amiral. (Kırmızı Kedi Yayınları)

Kendimi sevmek için çok nedenim var!

Gülçin Karadeniz'den Kendini Seven Çocuk Yetiştirmek. Kitabın adına bakıp da sakın aklınıza bencil ya da narsist kelimeleri gelmesin! Kendini sevme, insanın kendisi ile ilgili olumlu duygular taşıdığını ifade eden bir kavramdır. Unutmamak gerekir ki birçok psikolojik problemin kökeninde kişinin kendini yeterince sevmiyor olması yatmaktadır. Bakın kendini sevmek neden önemli? Kendisini seven birey, olumlu ve olumsuz bütün özelliklerini kabul eder. Bu farkındalıkla kendine kendisinden gelecek zararları engeller. Kendini seven insan, hangi konuda ne kadar yeterli olduğunu bilir ve kendine güvenir. Kendini seven insan, hatalar yapsa da, zorluklar yaşasa da yolundan vazgeçmez. Hata yapabileceğini kabul eder, ancak bu onu yolundan alıkoymaz. Problem çözme stratejileri gelişmiştir, baş etme becerilerini kullanır ve psikolojik sağlamlığını sürdürür. Elbette kendini seven başkalarını da sever. (Maltepe Üniversitesi Kitapları)

Yitip gidemeyen anlar ve biriken duygular

Ramazan Güngör'den Gökçukuru. Geçmişte kalmaya direnen çocukluklar, Avrupa’nın ortasında bir yerde kendini, kimliğini, aidiyetini sorgulayan karakterler; travmalar, yitip gidemeyen anlar ve biriktikçe biriken duygular. Farklı zaman dilimlerine, farklı yaş dönümlerine ait, büyükşehirden taşraya, farklı dünyalarda yaşanan ve bir hayata gölgesini vuran deneyimler… Yazar kitabında öykülerinde kimi zaman karakterlerini farklı diyarlar ve kültürlerde yaşadıkları yabancılaşmanın kimi zaman da gelip geçen zamanın dolayımın da resmediyor. Varoluşumuzda büyük yarılmalar yaratan anları ustalıkla yakalayıp, arka planı asla ihmal etmediği fotoğraf karelerinde kristalleştiriyor. (Can Yayınları)

Küçük mahallede yine akıl almaz şeyler oluyor

Nazlı Eray'dan Mırmır Osman. Kuledibi'ndeki Aztek Galerisi'nde meşhur tablolar sergilenmektedir. Sergiyi gezen Osman Mona Lisa'ya, Şişko Efe ise Marilyn Monroe'ya ilk görüşte âşık olur. Üstelik Mona da Osman'a karşı boş değildir! Osman'ın geçmişe Nazlı'nın ise geleceğe yolculuk yaptığı Şişhane Yokuşu'ndaki küçük mahallede yine akıl almaz şeyler oluyor. “Elimden tut, atla çerçeveden aşağıya” dedi Mona Lisa. O an galeri tenhaydı. Kimseler yoktu etrafta. Osman tablodan aşağıya atladı. Mona Lisa'yı iki elinden tutup dışarıya çekti. O da tablodan çıkmıştı. (Everest Yayınları)

Korkmuştu, neler oluyordu küçük kızına?

Haluk Özdil'den Seçilmişler. Başka bir dünya daha vardı hayatımızın tam ortasında; karanlık ve bilinmeyenlerle dolu… Oda boştu, telaşla açık bırakılmış dış kapıdan bahçeye doğru koştu. Küçük kızı bahçe duvarının kenarında hareketsiz duruyordu. Bu kadarı fazlaydı, kızının yanına yaklaşıp omzundan hafifçe sarstı:

“Gizem ne yapıyorsun gecenin bu vaktinde dışarıda?”

Küçük kız aniden sıçradı. Tuhaf, donuk bir bakış vardı gözlerinde. “Sakın…” diye fısıldadı. “Onunla konuşurken bana dokunma.” Korkmuştu, neler oluyordu küçük kızına? “Neye üzüldün, hadi anlat annene?” diye sordu, korkuyla dolu bir ses tonuyla. “Benim annem değilsin. Taşıyıcımsın.”

Beş yaşındaki Gizem de diğer benzerleri gibi aynı yanıtı vermişti. Gerçekte seçilmiş kristal çocuklardı onlar: Ve bir gün aniden ortadan yok oldular. (Destek Yayınları)

İyileşmeyen yaralar ve hayat üzerine

Aygen Yenigün'den Çöl. Küçük hayallerin peşi sıra yürüyen genç bir kızın dramıyla başlayan kitap, kaderin cilvesiyle yolları keşişsen Ayşegül ve Cenk üzerinden insan olmak, büyümek, iyileşmeyen yaralar ve hayat üzerine bir hikâye anlatıyor. Yazar, kitabında aşkın bilinmezliğine, yolların getirdiklerine ve çocukluk izlerinin etkisine dair okuyucuya yeni bir pencere açarken birini sevmenin ne demek olduğunu sorguluyor. (Mona Kitap)

İnsanın insana yönelik eziyetini

Cumhur Ertekin'den Zulmün Tarihi. İnsanlık tarihinin çeşitli aşamalarında yaşanan zulümler elinizdeki kitabın konusu. Tarih boyunca insanın insana yönelik eziyetini çok farklı örneklerle gözler önüne seriyor: Çin Seddi gibi çılgın projelerden Roma'nın deli imparatorlarına, piramitleri inşa eden tarih öncesi Mısır'dan 1 Mayıs'ta kanı dökülen endüstri çağının işçilerine, Hristiyan engizisyonlarından İslam'daki mezhep kavgalarına, Galileo'dan Hallac-ı Mansur'a eza çektirilen bilim insanları ve düşünürlere, cinselliğin cezalandırılmasından köleliğin yaratılmasına, isyanlarıyla İngiltere'den Rusya'ya, Osmanlı'dan Amerika'ya 20. yüzyıl öncesini katediyor. (Sia Kitap)

Başka çağın insanlarının bugüne de miras kalan dertleri

Henry James'tan Londra Kuşatması – Kazım Taşkent Klasik Yapıtlar Dizisi. Geç kalmışlığın bir ressamın tuvalinde bıraktığı izleri konu ala GeleceğinMadonnası; masumiyetin nasıl hayal kırıklıklarının üstesinden geldiğini anlatan Dört Karşılaşma; dogmatik düşünce ve sanat arasındaki uçurumun verebileceği zararları gözler önüne seren Beltraffio'nun Yazarı; zamanı tükenen başarılı bir yazarın kaygılarını gösteren Orta Yaşlar; genç bir kızın babasının evliliğine mâni olmaya çalışırken yaşadığı çaresizliklerle dolu Evlilikler; bir öğretmen ile öğrencisi arasındaki tuhaf ilişkiyi irdeleyen Öğrenci ve bir kadının toplumda kendine yer edinme macerası. Londra Kuşatması yazarın hayatı boyunca yazdığı yüzü aşkın hikâye arasından Ünal Aytür tarafından özenle seçilip çevrilen bu yedi öykü, başka çağın insanlarının bugüne de miras kalan dertlerini konu alıyor. (Yapı Kredi Yayınları)

Akçakoca’da başlayan çekici bir ömrün hikâyesi

İşte Hayatım… Prof. Dr. Baki Kuru Akçakoca’da bir orman memuruyken arkadaşlarının teşvikiyle liseyi dışarıdan okudu. Ankara Hukuk Fakültesi’ne girdi, birincilikle bitirdi. Sonrasında aldığı bursla doktora eğitimini Almanya’da tamamladı. Hiç durmadan çalıştı, kanun komisyonlarına katıldı, makaleler yazdı, öğrenciler yetiştirdi… Bugüne değin hukuk çalışmalarıyla hafızalara kazınan hocaların hocası, samimiyetle anlattığı anılarını bu kitapta bir araya getirdi. Yazarın doksan yıla yayılan hatıralarının fonunda, Türkiye’nin geçirdiği ekonomik, sosyal ve siyasi dönüşümler de okura eşlik ediyor. 1928 yılında, Akçakoca’da başlayan her yönüyle ilgi çekici bir ömrün hikâyesi… (Alfa Yayıncılık)

Dört karakter üzerinden anlatılan hikâyeler

Murat Uyurkulak'tan Hoca-Baba-Amca–Ben. Bir sabah, uykunun en tatlı yerindeyken, kapı zili acı acı öttü. Bülbül zillerdendi, bana çocukluğumun geçtiği Aydın’daki aile evini, o evdeki mutsuzluğu ve yoksulluğu hatırlattığı için sevmezdim, ama değiştirmeye de cesaret edemiyordum, maziyle iyi kötü bir bağdı neticede. Kalktım. Dedim herhalde ev arkadaşlarımdan biridir. Anahtarını falan unutmuştur. Açtım kapıyı, hoca, babam ve amcam karşımda duruyordu. Sabahın daha o saatinde sallanıyorlardı içkiden. Babamın elinde büyükçe bir bavul vardı. Kitap yazarın 2017-2020 arası yazdığı öyküleri bir araya getiriyor. Kitaba adını veren ilk bölümde dört karakter üzerinden anlatılan hikâyeler var. Bu karakterlerden üçü, anarşistlikten komünistliğe uzanan muhtelif muhalif tonları olan üç alkolik. (Can Yayınları)

Derin bir içsel yolculuğa sürükleneceksiniz

Metin Hara'dan Rüzgar ile Karahindiba. Karanlıktan korkan kırgın bir rüzgâr ile dünyanın en yüksek dağından göğe uçma hayalleri kuran cılız bir karahindiba… Birbirlerine yol arkadaşlığı etmeye karar verdikleri gün, önlerinde uzanan uzun yolun onlara ne vereceğinden ya da onlardan ne alacağından habersizdiler. İkisinin bu hayal dolu macerasını okuyan her ruhun içinde, hem bir rüzgârın umudu hem de bir karahindibanın masumiyeti uyanışa geçecek… Derin bir içsel yolculuğa sürükleneceğin bu romanda aşkın en masum haline tanık olacaksın. Sen de kendi Güneşi Batmayan Ülke'ni aramaya hazır mısın? O halde gönlünü al da gel. Müthiş bir yolculuk başlıyor… (Destek Yayınları)

Ağıtçı kadının hikâyesi

Kemal Varol'dan Ucunda Ölüm Var. Kitap memleketin dört bir yanını dolaşan, hevesini gönlünden bir an olsun eksik etmeyen, yarım asırlık sevdasının peşinde dünyadan çağıra çağıra geçen Ağıtçı Kadın'ın hikâyesi. Yazar, ayrılığın ve ölümün bilgisiyle ilmek ilmek kurduğu romanda, bir geleneğin son temsilciyle düşüyor yollara. Konya, Bursa, İstanbul, Erzurum, Arkanya ve Arguvan… Uğradığı tüm şehirlerde Heves Ali'den bir iz, bir koku arayan Ağıtçı Kadın, yüzünü görmediği ölülerin hikâyelerinden ipuçları topluyor; saz âşığı Heves Ali'nin ölmediğine mi seviniyor yoksa onu bulamadığına mı üzülüyor? (Everest Yayınları)

Öksüz yetim bir çocuğun erişkinliğe geçişi

Charles Dickens'ten Büyük Umutlar-Hasan Ali Yücel Klasikler. Charles Dickens (1812-1870): Viktorya Dönemi İngilteresi’nin en önemli romancısı kabul edilen Dickens orta sınıf bir ailenin çocuğuydu. On iki yaşındayken ailesinin dara düşmesi sonucu bir fabrikada çalışmaya başladı ve romanlarında büyük bir isabetle aktardığı işçi sınıfının hayatını gözlemleme fırsatını elde etti. Yazarın en sevilen romanlarından kitap, yoksulluk içinde büyüyen öksüz yetim bir çocuğun erişkinliğe geçişini anlatır. 1861 yılında yayımlanmış, atmosferi, sürükleyici olay örgüsü, unutulmaz karakterleri, komik ve trajik öğelerinin dengesiyle hem eleştirmenlerin hem de okurların beğenisini kazanmıştır. (İş Bankası Kültür Yayınları)

Teri soğumadan yazılmış şiirler

Sırrı Can Kara'dan Bende Bir Leke. “Ben bu arka kapak notunu yazana kadar sırrı neredeyse ikinci kitabı yazdı. Biz mi biraz cimriyiz, Sırrı mı biraz savruk bilemiyorum. Bol giymiş, hızlı hızlı yürüyen, teri soğumadan yazılmış şiirler hepsi. Pardon, böyle yazmıyorduk değil mi bu tarz şeyleri, olsun. Bir dahakine iki bin onların ilk yarısı falan yaparız o kısmı. Birinci kitap için bile çok genç ama yapalım şimdilik burasını, çok geç kalmış gibi yazılmış şiirler halbuki. Kirli bir havada, bir otoban kenarında, nefes nefese bir rüzgar gibi. Bu seferlik böyle olsun, yine böyle bir seferlik değil ama bir seferberlik kitabı olur da…” -Barış Özgür (Kaplumbaa Kitap)

Dilimize kazandırdığı tiyatro eserleri

Orhan Veli Kanık'tan Çeviri Tiyatrolar. Külliyatın bu cildi yazarın dilimize kazandırdığı tiyatro eserlerini içeriyor. Necati Tonga ve Tahsin Yıldırım'ın hazırladığı kitapta üçü Molière'den, ikisi Alfred de Musset'den, diğeri ise Lesage'dan çevirdiği altı tiyatro eseri yer alıyor ve bu kitapla birlikte Orhan Veli'nin tiyatro çevirileri, ilk defa toplu bir halde yayımlanıyor. (Kırmızı Kedi Yayınları)


 
Ahlak ve adalete dair düşünceler

Dag Solstad'ta Profesör Andersen’in Gecesi. Elli beş yaşındaki saygın edebiyat profesörü Pal Andersen, evinde yalnız başına geçirdiği bir Noel akşamı pencereden dışarıyı seyrederken karşı binada işlenen bir cinayete tanık olur. Cinayeti polise ihbar etme konusunda yaşadığı ve nedenini bir türlü açıklayamadığı kararsızlık Profesör Andersen'i inandığını sandığı birçok şeyi sorgulamaya itecektir: Kendisinin toplum içindeki rolünden edebiyat ve sanatın önemine, alışageldiği inançsızlığından ahlak ve adalete dair düşüncelerine, artık hiçbir şey eskisi kadar kesin görünmemektedir. Kitap, yazardan varoluşçu bir cinayet romanı. (Yapı Kredi Yayınları)

Türk sosyolojisinin geleceğine ilişkin değerlendirme

Yücel Bulut'tan Türk Sosyolojisinin Kısa Tarihi. Sosyolojinin Türkiye'deki 150 yıla ulaşan serüvenini ana hatlarıyla ele alma çabasındaki kitap sosyolojinin Avrupa'nın modernleşmekte olan ülkelerinde kurumlaşmasının hikâyesinden ve temel kabullerinin oluşumundan kısaca bahsederek başlıyor. Sonra, sosyolojiyi Osmanlı Devleti'nin sorunlarının çözümü için elverişli bir araç olarak kullanmaya başlayan Sabahaddin Bey'in çalışmalarını ele alıyor. Osmanlı devletinin kurtuluşu için Durkheim'ın sosyolojik yaklaşımından mülhem yeni bir millî kimlik üretme çabasına girişen Ziya Gökalp'in kavramlarını ve toplum kuramını irdeliyor. Kitap, Türk sosyolojisinin 1980'lerden sonraki serüvenine ve geleceğine ilişkin genel bir değerlendirmeyle son buluyor.  (Alfa Yayıncılık)