Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
Devrim Erbil: İnsanlık için tek umut sanatın yaygınlaşmasıdır
Devrim Erbil: İnsanlık için tek umut sanatın yaygınlaşmasıdır
Türk resminin en önemli isimlerinden Devrim Erbil, sanatını teknolojiyle buluşturdu. Muse VR’ın kavramsal sanal gerçeklik enstalasyonu 'Sanal Devrim' sergisini 42 Maslak Art!SPACE Gallery #3Gama Galeri’de açan Erbil'in bu çalışması bir ilk... Zira, henüz gelişmekte olan VR alanında şu ana kadar sadece Salvador Dali ve Van Gogh için yapılmış çalışmalar bulunuyordu. Dünyada iki yıla yakın zamandır kullanılmaya başlanan bu teknikle izleyici elindeki kontrolleri kullanarak üç boyutlu ve kuşatıcı İstanbul hikayesinin içinde dilediği gibi yürüyüp hareket edebilecek. Erbil'le teknoloji ile sanatının buluşmasını, Türk resminin gelişimini, sanatın gelecekteki serüvenini konuştuk...
Sercan MERİÇ
Kültür Sanat 18 Şubat 2018 - 04:10

Teknolojiye karşı durmak imkansız. Siz de ‘Sanal Devrim’le teknolojiyi resimle buluşturuyorsunuz. Teknoloji zihninizi, fırçanızı, tuvaliniz nasıl etkiledi?
Dünyada olup bitenleri sanatçı izlemek zorunda. Sanatın temeli yenilik üzerine kurulmuştur. Sanatçı, yeni bir şey söylemek durumunda. Yunus Emre’nin deyişiyle, “Bir söz söylemek gerek / Melekler dahi bilmez ola”. Yeni bir şey söylediğiniz zaman bir anlam taşır ya da yeni bir söz söyleyen sanatçılar kalıcıdır. Teknolojinin ilerlemesi, birtakım olanaklar sunması, sanatçıyı da bu yeniliğin dışında bırakamaz. Sanatçı, onunla ilgilenmek durumunda. Ben belli bir yaşta sanatçı olmama rağmen, bütün tekniklerin yeni boyutlarıyla ilgilendim. Bundan 5-6 yıl önce de ‘İstanbul’a Dokunmak’ diye bir videoart çalışmam vardı. Bu çalışma, bir bakıma resmi sadece görmek değil, yaşamak, içinde dolaşmak gibi bir kavramı içeriyordu. #3Gama Galeri'de açtığımız ‘Sanal Devrim’ sergisi de bunun daha ileri teknolojide, bir resmin üç boyutu içerisinde dolaşmak, her bakılan açıdan yeni bir parçasını görmek gibi kavramı getirdiği için ilgimi çekti. Resimlerim de bu tekniğe uygundu. Bir İstanbul resmini, birkaç resimle birlikte zenginleştirdik. Bunun yanında fırçamın, paletimin, boyalarımın, vitraylarımın yaşam içinde bir yeri var. Onların içinde de yenilikler var.

Teknolojinin işin içine girmesi üretim sürecinizi nasıl değiştirdi mi?
Çok fazla değiştirmedi. Bu yeniliği de tartıyor, izliyoruz. Böyle bir örnekten sonra bu durum işlerimde ne kadar öne geçebilir bilemiyorum. Ben, çağdaş sanat eserinin yaşama katılması amacıyla halı tekniğini de zenginleştiriyorum. Işıkla renkli camın birleşmesinden, yeni görüşler ortaya koymaya çalışıyorum. Bu sergide yeni bir tekniğin benim eserlerime uygulanışı hem de bilinen tekniklerdeki eserlerimin örneklerini göreceksiniz.

_dsc7818

İzleyiciler için nasıl bir deneyim olacak sizce?
İzleyenler için bir defa her yenilik bir yerde düşünme gücü demektir. Her yenilik, yeni bir estetikle beraber gelir. Yeni eserler, yeni düşünce sistemlerini getirir. Benim sergimden çıktıktan sonra, teknolojiyi, yaşamı, teknolojinin hayata getirdikleri zenginlikleri, ama alıp götürdüğü değerleri, insan ruhuna ne kadar yakın olduğu, teknolojinin belki bir gün yapay zeka ürünleriyle insanlığı bile yok edecebileceğini, hangi oranda kullanılması gerektiği izleyiciyi düşündürtücekse; bunun yanında bir sanat eseri olarak kullanıldığında teknolojinin, sanatı nereye götürebileceği hatırlanacaksa amacına ulaşmış demektir.

SAVAŞ ÇIKARACAKSA TEKNOLOJİYE KARŞIYIM

Size göre sanatta nereye kadar kullanılmalı teknoloji?
Bunu ben de bilmiyorum. Deniyoruz. Ben bir sanatçı olarak bunu deniyorum. Sonuna kadar kullanılmalı ama sanat eseri hiçbir zaman tehlikeli olmaz. Yeni duygu, düşünce ve yaratıcılığın sembolüdür. Yeni duyarlılıklar getirir. Ama teknoloji, bilimde, emperyalist güçlerin insanları yok etmesi, savaş çıkarması için kullanılacaksa teknolojiye karşıyım. Belki o zaman insan Taş Devri’ndeki gibi yaşamalı. Sevgisi olsun yüreğinde, insancıl olsun ama yakıp yıkmasın.

Yeni olan şeylerle tanışmak zordur, yadırganır. Böyle bir kaygınız oldu mu sergiyle ilgili?
Ben insanların duyarlılık tellerine dokunduğumu hissediyorum. Benim Kabataş’taki Martı Projesi’ndeki perde duvarda 40-50 kadar resmim var. İnsanlar onları görünce mutlu oluyorlar. Her zaman sanat eseriyle karşılaşmak mutluluk veriyor. Benim resimlerimin insanlar üzerinde, yaşam sevinci veren bir etkisi var. Bundan hiç kuşkum yok. Benim asıl amacım insanların resme baktıklarında yaşamı ve hayatı sorgulaması, mutluluk payı çıkarması.

devrim-erbil-2

BARIŞ VE SEVGİ SANAT YOLUYLA GERÇEKLEŞECEK

İstanbul’u eserlerinde çokça kullanan birisiniz. İstanbul’un değişimini de sorgulatan eserleriniz var. Sizi nasıl etkiliyor kentin bu dönüşümü?
Her şey belli bir zaman diliminde yavaş yavaş ilerlemiyor. Kültürler birbiri içerisinde süratle gelişiyor. Acılar, büyük dalgalar gibi insanları yutacak hale geliyor. Bu süratli gelişmenin insanoğlu adına, yaşamak adına, mutluluk adına, sevgi adına çok olumlu belirtiler olmadığını söylemek isterim. Ben, barışın, sevginin, sanat yoluyla gerçekleşeceğine inanan bir insanım.

Eserlerinizde Sarayburnu’nu çok görüyoruz. Arkasında Zeytinburnu’ndan gözüken gökdelenleri ilk kez gördüğünüzde ne hissetmiştiniz?
Öyle resimler de yaptım. Kentsel dokuyu ya da mimari yapıları, bir kente yakışmayacak ölçüde, o gökdelenlerin nasıl ezdiğini gösteren, ironik bakışı içeren resimlerim de var. Bir sanatçı, güzeli, iyiyi, doğruyu gösterdiği kadar, doğru olmayanı, çirkini, tarihi mirası yok edecek görüntüyü hazmedemez.

Özlediğiniz İstanbul var mı?
Ben İstanbul’a 1954’te geldim. O zaman İstanbul’un nüfusu 760 bin falandı. O dönemde çekilmiş filmleri görüyorum. Tophane’den Mimar Sinan Üniversitesi’ne doğru 2-3 araba gidiyordu. O zaman Mimar Sinan’ın yaptığı Fındıklı Hamamı da vardı. O yol genişletildi. Bu tarihi yapılar yok edildi. Özlediğim İstanbul’da orada. Hiç olmazsa şimdi Boğaz’a bakan bir akademi var, belki yarın o da olmayabilir.

EKOLLERİN DEVRİ BİTTİ

Da Vinci’nin bilimle, matematikle hayatının resmini yapmak için ilgilendiğini biliyoruz. Siz hayatınızın resmini yaptınız mı?
İnsan, bunu düşünüyor. Böyle bir şeyi yaparım diye. Belki bu konuşmadan sonra hayatımın resmini yapmayı düşünebilirim. Çünkü, insan hiç ölmeyecek gibi yaşıyor. Gittiğinde de hayatının resmini yapmamış olabilir. Ama ben çok geç kalmadan sizin bu söylediğinizi dikkate alıp, hayatımın resmini yapmaya çalışacağım.

Size ‘Resmin şairi’ diyorlar. Edebiyatçılarla da çok yakın dostluklarınız oldu. Eskisi kadar sanat alanlarında ekollerle karşılaşamıyoruz. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?
Dünya sanatına baktığımızda ekollerin devrinin geçtiğini söyleyebilirim. Ekol, aynı düşüncedeki birçok insanın, aynı tarz eserler vermesi demek. Tabii ki, kendi aralarında farklılıklar olabilir ama temel görüş, empresyonizm ise, ekspresyonizm ise, fovizim ise ana hedefleri var. Çağımız, 20’inci yüzyıldan itibaren, kişilikleri ön planda tutmaya başladı. Artık bir kişinin sanat dünyasına getirdiği yenilikler görülmek isteniyor. O kolektif bilinç ve kolektif eser üretme, devri kapandı. Kişilik ön planda. Bunu sanat için eksik olarak değil, zenginleşme olarak almak gerekiyor.

Bu noktada, ‘Sanat nedir?’ sorusu da yeniden tartışılıyor…
Ne kadar tartışmaya açılsa da sanatın temel ilkeleri var. Sanat yenilikçidir, yeni değerler üretir, yeni bir gün doğduğunda yeni bir cevap vermek durumundadır. Sanatın içerdiği birtakım değerler var. Estetik duyarlılığı, yaratıcı gücü, hayal gücünün ürünüdür. Sanat, bütün bunlarla hoşgörüyü, insanlar arasındaki sevgiyi ve barışı amaçlar. Sanatın temelinde sevgi ve barış vardır. Belki, insanlık için tek umut sanatın yaygınlaşmasıdır.

SAVAŞLAR SANATÇININ YOLUNU DEĞİŞTİRMEMELİ

Bu değerlerin aksine savaşların arttığı, dünyadaki sağcılığın yükseldiği bir dönemde, sanatçı olarak üretim motivasyonunuzu nereden sağlıyorsunuz?
Sanatçı, bütün dünyadaki konjonktürel gelişmelerin dışında da kalmamalı ama sanat tek başına yapılan bir şeydir. Dünya bir yere de gitse, sanatçı kendi inançları, estetik değerleri doğrultusunda yolunu bulmak durumundadır. Dünyada olup biten mutlaka onu ilgilendirir ama, bu gelişmeler sanatçının yolunu değiştirmemeli. Türk sanatında böyle bir durum yaşandı. 20’inci yüzyılın başında, Batı’ya yollanan sanatçılar Paris’in büyülü havasından kurtulamadılar. Paris, bütün dünya sanatçıları için olağanüstü bir mabetti. Bu sefer getirdikleri sanat anlayışı da Paris’in kokusuydu. Halbuki her ülkenin kokusu ve geleneği çok ayrıdır. Bu durum Türk sanatında yerel ve kültürel değerleri unutmak anlamına geldi. Bir ‘batı hayranlığı’ getirmiştir. Oysa, Anadolu çok özel bir coğrafyadır. Hiçbir coğrafyada gözükmeyen 7 kültür tabakası üst üstedir. Savaşlarla, ticari ilişkilerle, bütün kültürler Anadolu üzerinden gelip geçti. Hititliler, Makedonyalı İskender, bu topraklar üzerinden gelip geçti. O kültürler, buradaki bir yığın kültürle birleşti. Sanatçı, bireydir ama devrin dışında kalamaz. Devrin karşısında durmak, yeni bir şey üretmeli. Sanatçının tavrının, geleneklerle, yerel değerlerle birleşmesi sonucu kolektif bilinç oluşacaktır.

haydarpasa-31-aralik-2014-106-tuv-uz

Türk toplumunun resim sanatına karşı ilgisini nasıl değerlendirirsiniz? İlgi, sizi tatmin etmiyor olsa gerek…
Yöneticilerin bunda büyük payı var. Anadolu insanının sezgileriyle, o halılardaki, kilimlerdeki, minyatürlerdeki zenginliği görebiliyoruz. Cumhuriyet dönemiyle birlikte devlet eliyle çağdaşlaşma modeli oldu. O ekonomik sıkıntılı dönemde bile batıya insanlar yollandı, sanat için. O, Anadolu’nun kültürel kalkınması içindi. Oysa, sanatta geriye dönüş yoktur. Mesela bugün, yöneticilerin çağdaş sanatın dışında Osmanlı değerlerini ön planda tutmasını, sanat adına büyük bir eksik olarak görmekteyim. Sadece bir yönetici grubunun sanatı yorumlaması, halka mal edilemez. Halk sezgileriyle, sanatın her zaman yenilik taşıyan değerlerini benimser. Sanata geriye çekmek mümkün değildir. Bugün Türkiye’de gördüğüm, sanat eski değerler üzerinde buluşturulmak ve öne çıkarılmak isteniyor. Bu mümkün değildir.

İKTİDAR SANATA KARŞI DUYARSIZ

Bir sanat eğitmeni olarak akademinin sanattaki rolünü nasıl buluyorsunuz?
Sanat eğitiminde daha halka mal olacak girişimler olmuyor değil. Güzel sanatlar liseleri, fakülteleri artıyor. Ama, sanat eğitimi sadece bir okulla olmaz. O, insanın yetişmesi çok zordur. İnsanın birikime sahip olması için müze görmesi gerekiyor. Yurtdışında olup biteni izlemeli. Ama Türkiye’de çağdaş müze sayısı çok sınırlı. Türkiye, büyük bir nüfus. Valencia’da dört tane konser salonu var. 800 binlik bir nüfusu olan bir yer. Bilboa’daki müzeyi yılda 7 milyon insan geziyor. Türkiye, bir mozaik cenneti. Dünyanın en güzel halı müzesi burada kurulabilir. Bunlar yok daha. Buranın insanı hem tarihini hem kültürünü o müzelerde öğrenebilir. Bugün, bir istatistik yapılsa, ‘sanat eğitimi alan çocuklar ne yapıyor’ diye, onların sanatla yaşamasının koşulları bile ortadan kalktı. Çocuklar bir yaşam mücadelesi veriyor. Sanatçı her zaman bu mücadeleyi verir ama hiç olmazsa tutunacak bir yeri olması lazım. Mesela batı ülkelerinde müzeler genç sanatçıları destekler. Devletin, yerel yönetimlerin gençleri daha çok desteklenmesi gerekiyor. Türkiye’de sanata bu denli yatırım yapan kurumların azlığı, iktidarın duyarsızlığı gerçekten sanat için çok açık bir ufuk görmemizi engelliyor.

ʻʻ
Yeniliklere açığız
Gama Gallery olarak yeniliklere her zaman açığız, takipçisiyiz ve değişik projelere yeni platformlar oluşturmak amacımız. Bu bağlamda Devrim Bey'le ilk tanıştığımızda ben de 'Sanal Gerçeklik' tekniğiyle yeni bir Devrim Erbil eseri yapma fikri doğdu. Zaten Muse VR Talat ve Taha'yla çok ortak projelerimiz var. Devrim Erbil de oldukça yeni fikirlere açık bir insan, bir anlamda bu yeni bir beraberliğimizin başlangıcı oldu, New York ve Singapore gibi yerlere de taşıyacağız.
Şule Altıntaş - Gama Gallery Kurucusu
sanal_devrim_07
Son güncelleme: 14:57 - 18.02.2018