Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
Işık Şimşek beşinci single’ı Ben Aşka İnanırım’ı çıkardı
Işık Şimşek beşinci single’ı Ben Aşka İnanırım’ı çıkardı
Ben Aşka İnanırım single'ıyla büyük beğeni kazanan Işık Şimşek'le yalnız müziği değil, bir dönem içinde olduğu medya dünyasını ve oradaki kadınların durumunu da konuştuk...
Yüksel ŞENGÜL
Kültür Sanat 22 Ağustos 2019 - 08:01

Bugüne kadar Aşk, Başka Bahara, Öğrendim ve Canım adlı single’larını Pasaj Müzik’ten çıkaran genç sanatçı Işık Şimşek, sevenleriyle beşinci single’ı Ben Aşka İnanırım’la yeniden buluşmanın mutluluğu içinde. Sözleri Can Algeç ve Işık Şimşek'e müziği ve düzenlemesi Can Algeç'e ait olan şarkının video klibini ise Mehmet Hakyemez çekti. TRT Ankara Çocuk Kulübü'yle başlayan seslendirme sanatçılığını ve radyo programcılığını Boğaziçi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji bölümü yıllarına kadar sürdüren Şimşek, özel radyolarda yapımcılık ve sunuculuk da yaptı. Lise yıllarından itibaren çeşitli müzik gruplarında solist olarak yer aldı. 1999'da Bilsak 5. Kat grubuyla birlikte sahne almaya başladı. O günden bu yana İstanbul'un birçok ünlü gece kulübünde ve özel gecelerde sahne alan ve çok izlenen televizyon dizilerinin şarkılarını seslendiren Şimşek, adını medya dünyasında da duyurdu. Yıllarca çok okunan bir dergide yayın yönetmeni olarak da görev yapan güzel sanatçıyla biraz müzik, biraz medya biraz da kadınları konuştuk…

Uzun yıllar dergicilik, yayın yönetmenliği yaptın. Gazetecilik varken müzik nereden çıktı?

Aslında benim sahne geçmişim de 20 yılı buluyor. Yayıncılık yaparken de gündüz ofiste, gece sahnede geçirdiğim uzun bir dönem var, 2000'lerin ilk yıllarında. Arada bir 10 yıl küstüm şarkı söylemeye. Albüm yapmaya çalışıp beceremedim, o dönemdeki Türk pop ortamına, sektöre uyum sağlayamadım, stresten sağlığım bozuldu, vazgeçtim şarkı söylemekten. Ama geçen zamanda anladım ki insan en sevdiği şeyden vazgeçerek yaşayamıyor. 2016'da bir sabah geri dönmek isteğiyle uyandım. 20'lerimdeki hırstan ve stresten çok uzak bir yerdeyim artık; mutlu olmak ve mutlu etmek için şarkı söylüyorum.

Müzik nasıl başladı peki? Örnek aldığın birini takip ederek mi, yoksa kendiliğinden mi?

Müzik benim hayatımda hep vardı. Eve gelen misafirlere sahne programı yapan çocuklardandım, koroda soloları söyleyen, okul orkestrasında solistlik yapan “o kız” bendim hep. 90'ların sonunda profesyonel olarak sahneye çıkmaya başladım. Ama bir yandan yayıncılık kariyerim de ilerliyordu. Bahsettiğim arayı verdiğimde bile aslında uzak kalmadım; dizi şarkıları, reklam şarkıları seslendirdim, eşim Can (Algeç) sayesinde de hep stüdyo ortamının içinde olmaya devam ettim. Kendi şarkılarımı yayınlamaya başladıktan sonra tabii müziğe ayırdığım zaman daha da arttı, bundan da çok memnunum. Kendimi çok daha dengede hissetmemi sağlıyor, şarkı söylemek beni dünyada her şeyden çok mutlu ediyor. Şu son yıllarda yaşadığımız belirsizlik ortamına karşı iyi ruh halimi korumamı müziğe borçluyum. Tutkumu yeniden bulduğum için müteşekkir hissediyorum kendimi.

Son yıllardaki ortam deyince, senin hayatını nasıl etkiledi? Artık medyada yer almıyorsun bildiğim kadarıyla…

2016'dan beri medya dışındayım, evet. Tam 20 yılın sonunda hem sektörün geldiği durum, hem benim tercihim diyebiliriz. Dergicilik zaten hep küçük bir bölümüydü medyanın, daha da küçüldü. Mevcut ortamın da etkisi oldu bu küçülmeye. Medyanın temel sorunlarının dışında, dergiciliğin bir türlü tedavi edilememiş sorunları var. Büyük medya yapılarının içinde minik bütçelerle, kısıtlı insan kaynağıyla yürütülmüş işler oldular, büyüyemediler. Belirli bir sosyal sınıfa hitap etmenin ötesine geçemediler. Elbette çok okumayan bir ülke olmamız da etkili bunda ama, bunu bir başarısızlık olarak görüyorum yine de ve bunda hepimizin payı var, başta da patronların. Yıllarca, medya çevresinin etrafındaki iyi ailelerden yetişen, iyi eğitimli ve paraya ihtiyacı olmayan kadınların “keyfe keder” mesleği olarak görüldü dergicilik. Gerçek bir iş olarak algılansa, öyle yönetilse, bugün başka bir yerde olurduk. Benim gibi bu işi “gerçek bir iş” olarak yapan birçok kişi de hala işin içinde olurdu; çünkü ancak tutkuyla yapılabilen, büyük emek isteyen bir iş aynı zamanda.

Senin medyadan uzaklaşma hikayen nasıl oldu? Medyada kadın olmak gerçekten çok zor mu?

Doğum izninde işten atıldım mesela… Üstelik de 1945'de Avrupa'nın en feminist kadınlarından birinin kurduğu, bütün yayın ilkeleri kadın hakları üzerine kurulu bir derginin Türkiye edisyonunun, satışları ve gelirleri ciddi oranda büyütmüş yayın yönetmeniyken! Çocuk doğuran kadınların iş hayatına devam etmesiyle ilgili büyük bir ayrımcılık olduğunu yaşayarak öğrendim; büyük bir grubun CEO'su bir kadının doğumdan 10 gün sonra dadı ve bebekle ofise dönüp çalışmaya başlamasına şaşırmıştım; kadın işini korumaya çalışıyormuş, ben atılınca anladım! Kadınların erkeklerin yarısı kadar maaş alıp iki katı çalıştığı bir ortamda benim yaşadığım hiçbir şey. Derginin Avrupalı yayın yönetmenleri başıma geleni duyunca o kadar şaşırdı ki, onlar için bilim-kurgu hikayesi gibi bir olay tabii. Daha sonra başka gruplarda ve dergilerde çalıştım elbette, ama her hafta patlayan bombalar, mevcut ortam işleri daha da küçülttü, istediğimiz hiçbir şeyi yapmamıza olanak kalmadı. Ben de işin marka yönetimi-pazarlama tarafına odaklanan yöneticilik pozisyonlarına geçtim, bu arada zaten şarkı söylemeye, single yapmaya geri dönmüştüm. Yayıncılığı elbette çok özlüyorum ama, mevcut ortamda çok zor geleceği.

Şarkılarını eşin yapıyor, sözlerde de kimi zaman Günay Çoban gibi tecrübeli isimlerle, gazeteci-müzisyenlerden Onur Baştürk'le çalıştın, sen de söz yazıyorsun. Yazmak hayatında ne kadar var?

Editörlük yıllarımın başında yazıyordum. O dönemin edebiyat dergilerinde yayınlanan işlerim de oldu. Sonra bir şey oldu ve durdum. Ama bu ara yine denemeyi istiyorum. Şarkı sözlerinde de genelde Can'ın başladığı bir konunun devamını getiriyorum, çıraklık yapıyorum yani henüz  Ama son zamanlarda odaklandım söz yazmaya, bakalım ne çıkacak diye merak ediyorum.

Yeni şarkın Ben Aşka İnanırım son zamanlarda tutan şarkılara pek benzemiyor. Rap değil, tekerleme sözleri yok, şarkı tutsun diye çaba yok. Neden?

Evet, fazlasıyla naif, romantik, hatta belki biraz gerçekdışı sözleri var. Hayat arkadaşlığını, iyi-kötü günde bir arada kalmanın değerini anlatıyor. İmkansız gibi görünse de hayatta böyle duygular, bu duyguları yaşayanlar da var, hatırlatmak istedik. Rap de tutsun, tekerleme de tutsun, bizimki gibi şarkılar da! Herkes istediğini sevsin, dinlesin. Müzik özgürlüktür.

Özgürlük demişken, şu andaki medya hakkında ne düşünüyorsun?

Medyanın özgür olmadığı kesin! Herkesin her şeyi “aman başıma bir şey gelir mi” diye düşünerek konuştuğu, yazdığı bir ortamda özgürlükten söz edilebilir mi? Böyle bir ortamda yaratıcı düşünce, çözüm gelişir mi? Bu ortamların dünyada herhangi bir ülkeye bir faydası olduğu görülmüş mü? Bize de geri dönülmez zararlar veriyor. Medyanın en içinde olması gerekenler dışında bırakılıyor, çok ağır şekilde cezalandırılıyor. Ama yine de umutluyum, bu yaşananların bir sonu elbet gelecek.