Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
İşte, sinemadaki seyirci sayısının düşüş nedenleri
İşte, sinemadaki seyirci sayısının düşüş nedenleri
Sinemada geçtiğimiz yılın ilk yarısına göre seyirci sayısında yüzde 45 civarında düşüş yaşanması sektörde şok etkisi yarattı. İstanbul Okan Üniversitesi Sinema-TV Bölüm Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Murat Tırpan, düşüşü 'mısır krizi', 'Netflix etkisi' ve 'Sinemia etkisi' ile açıkladı. Sinema eleştirmeni ve yazar Burak Göral ise kaliteli hikaye ihtiyacının eskisinden çok daha fazla hissedildiğini vurguladı.
Sercan MERİÇ
Kültür Sanat 13 Temmuz 2019 - 07:00

Türk sinema sektörü son 10 yılın en kötü dönemini geçiriyor. Verilere göre, 2019’un ilk 6 ayındaki seyirci düşüşü bir önceki yıla göre yüzde 45 civarında. Hasılat kaybı ise yaklaşık 100 milyon lira. Geçtiğimiz yılın ilk 6 ayında vizyona giren film sayısında da düşüş var. 2018’in ilk 6 ayında 101 film vizyona girmişti. Mısır krizi, yeni sinema yasası gibi olayların yaşandığı bu yılın ilk 6 ayında vizyona giren film sayısı ise 78. Geçtiğimiz Aralık ayında patlayan ve yapımcılar ile Mars Cinema Group arasında yaşanan kriz sonucunda Şahan Gökbakar Recep İvedik 6’yı, Cem Yılmaz Karakomik Filmler’i ve Mahsun Kırmızıgül de Mucize Aşk’ı vizyona sokmamış, gösterimlerini erteleme kararı almıştı. Peki, seyirci ve hasılattaki bu kritik düşüşün tek sebebi yaşanan “mısır krizi” miydi?

İstanbul Okan Üniversitesi Sinema-TV Bölüm Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Murat Tırpan, Türkiye'de sinema bilet satış rakamlarında yerli filmlerin çok etkili olduğunu hatırlatarak, “Bu yıl Türk filmlerinin seyirci sayısı 23,6 milyondan 13 milyona gerilemiş durumda. Bu gerileyişin nedenleri ancak tahmin edilebilir, elbette iki kişinin sinemaya gitme bedelinin yetmiş lira gibi bir rakam olduğunu düşünürsek, ülkenin ekonomik durumunun, alımın gücünün düşmesinin de bu duruma etkisi vardır” dedi. Seyirci sayısındaki düşüşü “Mısır etkisi, Netflix etkisi ve Sinemia etkisi” ile açıklayan Tırpan şöyle devam etti:

İstanbul Okan Üniversitesi Sinema-TV Bölüm Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Murat Tırpan

“Mısır etkisi' ile yapımcılar paylarının haksız yere azaldığını savunmuşlardı. Bunun sonucu olarak da Yılmaz Erdoğan, Şahan Gökbakar ve Cem Yılmaz gibi büyük oyuncuların içinde olduğu yapımcılar, uzun süredir beklenen filmlerinin gösterimini kış ve ilkbahar aylarında ertelemeye karar vermişlerdi. Erdoğan daha sonra Organize İşler Sazan Sarmalı filmini vizyona sokmaya karar vermiş fakat hemen ardından filmi gişeden vazgeçerek Netflix platformuna satmıştı. Bu büyük yapımcıların filmlerinin yılın ilk yarısında gösterilmemesi bilet sayısının bu kadar dramatik şekilde düşmesinin ana nedenidir. 2018'e baktığımızda Müslüm, Arifv216, Ailecek Şaşkınız, Yol Arkadaşım 2, Deliha 2, Enes Batur gibi filmlerin 20 milyondan fazla izleyiciye sahip olduğunu görüyoruz. Bu da toplam 41 milyon civarındaki izleyicinin yarısına denk geliyordu. Bu yılın ilk yarısına baktığımızda ise Organize İşler Sazan Sarmalı'nın 3,5 milyon izleyici ile başta olduğunu görüyoruz. 1 milyon sınırını geçen Can Dostlar, Çiçero ve bizim için şampiyon filmlerini de eklediğimizde 8 milyon izleyici ortaya çıkıyor. Dolayısıyla bu yılın ilk yarısında geçen yılki gibi büyük getirisi olan filmler yok.

Seyirci sayısındaki düşüşle ilgili ‘Netflix etkisi’nden de bahseden Tırpan, “Netflix'in ülkemizdeki kullanıcı sayısını bilmiyoruz ancak -çoklu kullanıcıları da kattığımızda- 200 bin gibi bir rakamdan bahsediliyor. BluTV ve PuhuTV küçük de olsa abonesi olan yerli platformları da buna eklemek gerek. Ayrıca bir filmin Netflix'te gösterilmesi korsan yollara düşmesi anlamına geliyor, yani Sazan Sarmalı Netflix'te gösterildiğinde izleyiciler bunu korsan yollardan da izleyebiliyorlar, en iyi ihtimalle arkadaşlarının hesabını geçici olarak kullanarak bunu yapıyorlar. BKM'nin filmini bu platforma vererek denemesi her şeyden önce bir zihniyet değişikliği yarattı, izleyicilerde artık birçok filmin Netflix'te gösterilebileceği ve sinemaya gitmeye gerek kalmayacağına dair bir düşünce ortaya çıktı. Şu anda çok büyük olmasa da Netflix etkisinin giderek artacağı ve sinema salonlarını baltalayacağını da söylemek zor olmasa gerek” dedi.

2014 yılında kurulan ve üyelerine sabit bir ücret karşılığında belli sayıda ya da sınırsız film izleme olanağı sunan Sinemia’dan da bahseden Tırpan, “Giderek yaygınlaşan bu sistem sayesinde sinemaseverler ve özellikle öğrenciler düşük bir fiyata ayda üç dört filme gidebiliyorlardı. Şirket aslında spor salonu mantığıyla çalışıyordu, çok fazla abone sahibi olmaya çalışıp, elde ettiği abonelerden sinemaya gitmeyecek olanları hesap ederek onlar üzerinden para kazanıyordu. Elbette spor salonlarında da sık görüldüğü gibi bu yılın Nisan ayı civarında şirket resmen battı. Artık sistem çalışmıyor. Dolayısıyla Sinemia sayesinde ayda üç dört film izleyen seyirciler artık ya sinemaya gitmiyorlar ya da aldıkları bilet sayısı düşüyor. Elbette bu da total izleyici sayının düşmesine neden oluyor” açıklamasını yaptı.

Sinema eleştirmeni ve yazar Burak Göral ise geçtiğimiz yıl Hollywood’dan da seyircilerin ilgi gösterdiği filmlerin vizyona girdiğini hatırlatarak söze başladı: “Geçen yıl Hollywood'dan da izleyicinin büyük rağbet gösterdiği filmler geldi. Böylelikle ‘İnanılmaz Aile 2’, ‘Deadpool 2’ ve ‘Avengers: Sonsuzluk Savaşı’ ile birlikte tam 14 film 1 milyon seyirci barajını geçti. 2019'da yapımcılar ile salon işletmecileri arasında çıkan ve ‘mısır krizi' şeklinde anılan kriz yüzünden Cem Yılmaz, Şahan Gökbakar ve Mahsun Kırmızıgül filmlerinin ocak, şubat ve mart aylarında gösterime girememesi kuşkusuz yılın toplam hasılatını dramatik olarak düşürdü. 2019'da şimdiye kadar gösterime çıkan yerli yapımlar içinde ‘Organize İşler Sazan Sarmalı’, ‘Can Dostlar’, ‘Bizim İçin Şampiyon’ dışında 1 milyonu gören filmin olmaması, popüler ana akım sinemamızın da zayıf bir döneme girdiğinin bir göstergesi olabilir. Çünkü beklenen komedi starlarımız film yapmadığı zaman bilet satışları bariz bir şekilde düşüyor. Gerçek hikayelerin gücünün geç de olsa farkedilmiş olması güzel, ama hem ‘Çiçero’ hem de ‘Türk İşi Dondurma’ güçlü yapımlar olamadılar. Bu da seyircinin artık dolduruşa gelmekten ziyade ilgi çekici bir hikayenin, sağlam kurulmuş ve televizyon dizilerinden çok daha iyi yapılmış nitelikli prodüksiyonlarla kendisine sunulmasını beklediğini gösteriyor.”

Sinema eleştirmeni ve yazar Burak Göral

Ana akım film üreticilerinin güçlü hikaye ve iyi senaryo birlikteliğine her zamankindan daha çok önem göstermeleri gerektiğine değinen Göral, “Sektör genç seyircilerin gişeleri domine ettiğinin bilincinde ve bu yüzden YouTube ünlülerine sık sık kapı açıyorlar. Ama bu genç beyinleri dramatik bütünlüklü ve parlak yazılmış hikayeler üretmeye teşvik etmedikçe aradıkları taze kanı veremediklerini görmeleri gerek. Büyük yapımcıların gişeleri domine eden ana akım popüler sinemamızın tür çeşitliliğini zenginleştirmek gibi bir derdi yok. Zaman zaman ürkekçe bazı denemeler yapıyorlar. Ancak filmler dönüp dolaşıp iki tür arasında sıkışıyor: Ya çok komik filmler ya da ağlatma garantili filmler üzerine yoğunlaşılıyor. İyi senaryolu romantik komediler dünyanın her yerinde en garanti tür olarak görünürken bizde maalesef en baştan yanlış tasarlanmış, alelacele yapılmış romantik komediler yüzünden bu türü sinemada neredeyse erken tükettik. Polisiye, gerilim, bilim-kurgu ve içinde cin-ruh olmayan korku filmleri ise neredeyse hiç denenmiyor. Türk edebiyatı neredeyse baştan aşağı yok sayılıyor, eski-yeni hiçbir değerli roman sinemaya uyarlanmıyor” ifadelerini kullandı.

Türkiye sinema sektörünün endüstrileşememe probleminin üretilen her bir eserde ve her bir olayda kendisini göstermekte olduğuna değinen Göral, şöyle devam etti: “Meslek birlikleri kendi alanlarında daha aktif olmalı, sinema eğitimi daha ciddiyetle ele alınmalı, farklı yazar ve genç beyinlere daha çok fırsat verilmeli, daha özgür düşünceyle film üretmenin yolları aranmalı ve tıkanıklıklar giderilmeli. Sinemacılarımız sansür ve otosansürle mücadele edip kendi kendilerini de sıkıştırdıkları küçük evrenden çıkıp farklı hikayelere ve temalara da girebilmeliler. Yeni sinema yasası seyircinin çok uzun bulduğu reklam sürelerini kısalttı kısaltmasına ama salon işletmecilerinin maddi kaybı bilet fiyatlarına yansıtması durumunda seyirci televizyonda hiç göremediği çok farklı hikayeleri her zamankindan daha çok talep edecektir sinema filmlerinden. O zaman birbirini tekrar eden Recep İvedik gibi komedilere de gitmeyi yavaş yavaş bırakacaktır. Bu sorun Hollywood'da da var, bu yüzden süper kahraman filmlerine sıkı sıkı sarıldılar, eski kaynaklarını tekrar tekrar çekip yeni nesile sunmaya başladılar. Biz ise edebiyattan, yakın-uzak tarihimizden, popüler ve toplumsal hayatımızdan birçok konuya ve kaynağa henüz elimizi bile sürmedik.”

Son güncelleme: 13:05 - 13.07.2019