Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
Kayıt Dışı’na konuk olan Erdil Yaşaroğlu: “Herkesin iktidarı sevmesini bekleyemezsin ki…”
Usta karikatürist Erdil Yaşaroğlu, aslında heykel sanatına uzak bir sanatçı değil. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü'nden mezun olan Yaşaroğlu, son dönemlerde karikatürleri ile değil heykelleri ile adından söz ettiriyor. Yaşaroğlu, ilk kişisel sergisini ise geçtiğimiz günlerde Yapıkredi bomontiada'da sanatseverlerle buluşturdu. 3 Kasım'a kadar görülebilecek 'Oyun' isimli sergi ile heykel sanatında da üslup farkını ortaya koyan Yaşaroğlu, Kayıt Dışı'na konuk oldu. "Herkese farklı bir hikaye anlatabiliyorsa yaptığın heykel, o kadar zenginleşebiliyor" diyen Yaşaroğlu ile ilk kişisel sergisini, sanatçılara karşı baskıyı, teknoloji ile birlikte değişen medya dünyasını konuştuk...
Sercan MERİÇ
Kültür Sanat 15 Ekim 2019 - 11:47

Yapıkredi bomontiada’yı heykellerle birlikte serginin ismi gibi oyun alanına çevirmişsiniz. Mekanla heykellerin kurduğu ilişkiyi nasıl tarif edersiniz?
Yapıkredi bomontiada zaten yaşayan bir yer. Sanatçı temsilcim Esra Sarıgedik Öktem ile sohbet ediyorduk, beyaz odada sergi yapmak istemiyordum. İlk sergiye güzel hazırlanalım, kendi trafiği olan, biraz korunaklı, tarihi bir yerde yapalım istedik. Bu kriterleri koymaya başlayınca bomontiada aklımıza geldik. Yönetimle konuştuk, çok hoşlarına gitti. Ondan sonra da çalışmaya başladık. Sonra ‘Oyun’ başladı. Normalde bir heykel sergisinde, genel standartlarda 8-9 tane heykel yeterli olur. Zahmetli bir şey.

Bu kadar büyük heykelleri yapmak çok zor, yerleştirmek de zor olsa gerek?
Bunlar hakikatten büyükler. Çatılara, terasa, Babylon’un girişine, tavana heykeller astık. Arkaya da koyduk. Bunları söylüyorum ki, gelince broşür istesinler. Heykellerin haritası o broşürde var. Heykeli yapıyorsun, kocaman yaptım sanıyorsun ama asında yerine astığın zaman “Minnacıkmış ya” hissi uyandırıyor. Yanıldığın olabiliyor. Biraz büyük heykelleri burası istedi aslında. Asansörün tepesine koyunca büyük olması lazım. Biraz uğraştırdı ama sonuçta keyifli bir şey çıktı. Asması zordu.


‘HEYKEL, KARİKATÜR GİBİ DEĞİL, TEK ŞAKASI YOK’

Hayvan Çiftliği, ana avluda değil, arka tarafta. Hayvan Çiftliği’nin bize söylediği çok şey var…
George Orwell’ın Hayvan Çiftliği’ne bakarsan çok şey var. İsmini oradan esinlendi ama hikayesi bambaşka.

Biraz bahsedebilir misiniz?
Sen ne görüyorsan o. Çok da bahsetmek istemiyorum. Biraz grafik yoldan anlatırsak, şöyle bir gerçek var; heykel karikatür gibi değil. Tek bir şakası yok. Ertesi gün başka bir şey de görebilirsin. Sen belki keyfine düşkün bir adamsın, öyle görürsün. Başkası gelir “Aa hayal kuran çocuk” der. Birisi kız der, diğeri erkek der.

İyi bir sanat eseri olduğu buradan belli aslında…
Aynen öyle. Herkese farklı bir hikaye anlatabiliyorsa yaptığın heykel, o kadar zenginleşebiliyor. O yüzden anlattıkça kısıtlamak istemem. Ama hiçbir şey anlamıyorsan, o zaman soracaksın. Bazı zorlayıcı anlatımlar olabiliyor. O zaman da çekinmemek lazım.

‘DAHA ÇOK HİKAYE ANLATMAK İSTİYORUM’

Heykelleri yaparken hissettiğiniz motivasyonla, karikatürleri yaparken hissetiğiniz motivasyon arasında fark var mı?
Hiçbir fark yok. İkisinin temelinde de çok aşırı sevmek, eğlenmek var. O yüzden adı ‘Oyun’ bir yandan. Zorlu bir süreç. Sıkıntı çekiyorsun, çözemiyorsun, bunalıyorsun. Bazen yıldığın zamanlar oluyor. Teknik olarak çok büyük iki fark var. Bir tanesi birkaç saatte yayına çıkarabildiğin bir şey, ama 5 saniyede de tüketilen bir şey. Ötekisinde aylarca ulaşıyorsun, fakat yüzyıllarca kalacak bir şeyden bahsedebiliyorsun.

Bu oyun aslında sizin için yeni başlamadı. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü’nden mezunsunuz. Bugüne kadar ilk sergi için neden bu kadar zaman geçti?
Bunu bana hocalarım da sordu açılışa geldiklerinde. Aslında heykel yapıyordum. Ama bu kadar yoğunlaşıp, çok üretmiyordum. Senede 3-4 tane yapıyordum. Yurtiçi, yurtdışında birçok sergiye katıldım. Son yıllarda ivme kazandı. Sonuçta ezcümle hikaye anlatıcısıyım. Senaryo da yazdım. Uzun bir şey anlatmak istiyorsam senaryo yazıyorum. Kısa ve komik bir şey yapmak, eleştirmek istiyorsam karikatürle yapıyorum. Şimdi daha çok hikaye anlatmak istiyorum. Heykelle, üç boyutlu hikaye anlatmayı seviyorum. Tabii ki karikatür her zaman devam ediyor.


‘TOPLUM OLARAK TOPARLANMAMIZ LAZIM’

Musa Kart, nihayet tahliye oldu. Çıktığında Türkiye’nin kendisinin mizah olduğunu söyledi. Mizah çok önemli bir direniş formu muhakkak. Baskının kendisi mizah olduğunda insanın eli kolu bağlanıyor. Bu baskı dönemi sizi bir sanatçı olarak nasıl etkiliyor?
Hiçbir zaman girmemesi gerekiyordu içeri. Fikrini söyleyen, düşünen birilerinin bu durumda olması tabii ki çok üzücü bir şey. Niye böyle bir durumdayız? 20’inci yüzyılda, 1990’larda biz TRT’de cumhurbaşkanlarını, bakanları, genelkurmay başkanı, ünlüler ile dalga geçerdik. Siyasi mizah şov yapıyorduk.

Sık sık da sosyal medyada yeniden dolaşıma giriyor o günler…
Giriyor tabii şimdiki gençlerin de beyni acıyor, “Bu nasıl olabiliyor” diye… 20’inci yüzyılda yapabildiğimiz, kültürümüze ait olan siyasi mizahın şimdi olmaması tabii ki üzüyor bizi. Çok anlamsız ve hakikatten hiçbir şekilde beklemediğin yerlerden cezalar oluyor… Birazcık toplum olarak toparlanmamız lazım. Siyasi mizah ihtiyacımız olan bir şey. Bu ülkenin, bütün insanlığın ihtiyacı olan bir şey. Sübaptır. Toplumun bir yerde rahatlaması, kendisini bırakması lazım. Zembereğin boşalması gerekiyor. Mizah da bunlardan önemli bir tanesi. Herkesin iktidarı alkışlayıp, sevmesini bekleyemezsin ki… Yüzde 100 bunu yapıyorsa, o ülkede bir sorun var demektir. O kadar mükemmel bir yönetim dünya üzerinde daha olmadı. Muhalefet her zaman olacak. Sen onu baskılayarak tutamazsın. Ülkenin yarısından, yarıdan fazlasından bahsediyoruz. Bunu daha çok iktidarın ihtiyacı var. Bunu görmeleri lazım.

Biz oyunu hep savaş, muhabere gibi görüyoruz ama oyunun güzelliğini kaçırıyoruz…
Çocuklar için oyunun görevi nedir? Çocuğu hayata hazırlar, motor becerilerini geliştirir. Aslında heykel de bir oyun. O yüzden ‘Oyun’ koydum adını. Dünyada var olmayan bir şey hayal ediyorsun. Sonra onu nasıl yapacağına dair bir sorun çıkıyor karşına. Dünyada olmayan bir şeyi sıfırdan üreteceksin. “Nasıl üreteceksin, nasıl asacaksın, nasıl dayanıklı olacak?” gibi sorular geliyor aklına. Oyun da belli seviyeleri olan, sürekli yol aldığın, zorlukları olan, yolda bir sürü bulmacayla karşılaştığın ve onları çözdükçe ilerlediğin bir şey… Bu süreçte de bir sürü şey öğreniyorsun hayat adına. Heykel de öyle. Bulmaca çıkıyor, sorun çıkıyor. Onları çöze çöze ilerliyorsun, sonunda da bitiriyorsun.


‘PENGUEN’İN YENİDEN ÇIKACAĞINI ZANNETMİYORUM’

Penguen’i özlüyor musunuz?
Özlemez miyim? Her şeyiyle, muhabbetiyle, dergisiyle, okuyucusuyla…

Yazılı basının durumu malum ama Penguen’in yeniden çıkma ihtimali var mı önümüzdeki süreçte?
Açık konuşmam gerekiyorsa, zannetmiyorum. Temel bir teknolojik değişim de var işin içinde. Bize soranlar oldu, “Siyasi baskılar yüzünden mi kapandı?” diye… Değil aslında. Büyük çoğunlukla okuyucunun dijitale dönmesi. 2000’lerin başında müzik sektörünün yaşadığı şeyi yaşıyoruz. CD’den mp3’lere geçildi ama arada illegal yayınlar da oldu. Çökmüşlerdi bir dönem, sonra toparlandılar. Yasal platformlar çıktı. Biz şimdi çöküş dönemindeyiz, inşallah toparlanır. Yasal platformlar çıkınca, ki çıkmaya başladı, çoğaldıkça, Spotify’ın karikatür versiyonunu yaptıkları zaman biz de güzel güzel işe devam edebileceğiz gibi geliyor. Dünya oraya gidiyor.

Teknoloji bir yanda demokratikleşme, hızlılık sağlıyor ama tam tersi biçimde de etkisi olduğunu söyleyenler var. O noktada endişeleriniz var mı gelecek adına? Biraz daha gözetleme durumu artıyor sanki…
O taraftan yaklaşmayayım ama şöyle bir şey var; her platformda yayıncılık işi kolaylaştı. Editöryal sistem ortadan kalkmaya başladı. İsteyen herkes, bir yeteneği varsa, telefonla kaydedip, YouTube’da, Instagram’da binlerce, milyonlarca takipçi kazanabiliyor. Eskiden böyle bir şey yoktu. Eskiden bir yayına çıkabilmek için senelerce çalışıp, eğitim alıp, bir sürü editörleri geçip başarıyordun. Şimdi herkes şansını deniyor. Bu büyük bir avantaj, ama editöryal eksiklik görülüyor. Yavaş yavaş sıkıntısını çekmeye başladık. Ne okuyacağız, ne izleyeceğiz, binlerce çöplük var. Keşke birisi olsa da, “Şu yazı iyi, bu yazı kötü” dese de, ben de okusam, 10 dakikamı harcamasam isteğinin geri gelmeye başlayacağına inanıyorum. Birileri bizim adımıza birazcık sadeleştirsin bu big data’yı… Ya bunu teknoloji kullanarak yapacaklar, like’lar ile vesaire… O da toplumun tamamını düşündüğünde ahlaktan uzaklaşmaya başlanıyor. Bireysel olarak ahlak olarak daha yakınız, fakat toplu halde hepimiz deliriyoruz. Herhangi birine “Porno izliyor musun?” diye sorsan, “İzlemem” der. Ama dünyanın en çok izlenen şeyi porno. Herkes izliyor. Tıklanma oranları denilen şey, internette çok ahlakla paralel giden bir şey değil. Korunmasız da bir ortam var. Bilgiyi aramayı öğreneceğiz artık, bilgiyi öğrenmek yerine.

‘ASIL DERDİM İKİNCİ SERGİ’

Bundan sonraki planlar nedir?
Belki bu sergiyi bir yere taşıyabiliriz. Asıl derdim, 1-2 sene sonra ikinci sergi… Bunların hazırlık süresinde çizimden biraz uzak kaldım. Heyecanla burası biraz durulmaya başladığı anda, atölyeye gidip yeniden çizeceğim.

Eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Penguen kapandı ama, 5 sene önce Selçuk Erdem ile Süper Penguen’i yapmaya başladık. Çocuklar için ilk mizah dergisi. Karikatür seven ailelerin çocukları da karikatür seviyor. Penguen okumaya çalışıyorlar. Büyükler için o tabii, çocuklar için değil. Sonra Selçuk ile oturduk, çocukların hergele, akıllı, acar, bilgili, değişik dünyası olan vizyoner bir arkadaşını yapalım dedik ve Süper Penguen çıktı. Nefis çizerlerimiz var. Biz de çiziyoruz. Aynı zamanda bambaşka konular da işliyoruz. Donald Trump gibi, çocuklarda öfke kontrolü gibi… Çocuklara anlatır şekilde tabii. Kontrollü, güzel, kaliteli bir dergi yapıyoruz. Onu gönül rahatlığıyla tavsiye etmek istiyorum, annelere ve babalara…

Kurgu: KORHAN TOPÇUOĞLU

Son güncelleme: 15:13 - 31.10.2019