Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
Kayıt Dışı’na konuk olan Şenay Lambaoğlu: ‘Sanatın sokağa inmesi korkulacak bir şey değil’
Son olarak Böyle Olmasını İstemezdim single'ı ile dinleyicilerle buluşan, geçtiğimiz yılı oldukça yoğun bir tempoda geçiren sanatçı Şenay Lambaoğlu, Kayıt Dışı'na konuk oldu. Kliplerinde doğa unsurlarına bolca yer veren Lambaoğlu, gelecek nesillere yeşil alan bırakmamız gerektiğini vurguluyor. Şehrin kültür ve sanat ile olan ilişkisine de değinen başarılı isim, "Son belediye değişiminden sonra kültür ve sanatın daha fazla insana dokunabilir alanlarda kendisini gösteriyor olması bence heyecan verici" diyor.
Sercan MERİÇ
Kültür Sanat 19 Ocak 2020 - 12:13

Bugüne kadar dört albüm çıkaran, geçtiğimiz yıl ise yayınladığı single’lar ile dinleyicilerin karşısına çıkan, aynı zamanda dünyaevine giren Şenay Lambaoğlu, Kayıt Dışı’na konuk oldu.
Lambaoğlu ile müzikal yolculuğundan, müziğe başladığı dönemlerde ailesinin tepkisinden, doğa ile kurduğumuz ilişkiden ve İstanbul’un kültür-sanat hayatından bahsettik…

2019’da bir hayli yoğundunuz. Single’lar çıkardınız, rekor sahibi bir klip çektiniz ve evlendiniz… Siz nasıl tarif edersiniz?
Özellikle son 4-5 yılıma baktığım zaman, hep bir sonraki yılım, bir öncekine göre daha hareketli geçiyor. Bu da üretkenlikle alakalı belki de… Cesaretimin artmasıyla alakalı olabilir. Yola çıkmak, kararı vermek çok zordur fakat çıktıktan sonra önce yürürsünüz, sonra hızlanırsınız, sonra koşmaya başlarsınız. Müzikal yolculuğumda sanırım hayatım böyle geçiyor.

Şu anda koşma evresinde misiniz?
Koşuyor muyum, bilmiyorum. Fakat her sene biraz daha yaptığım işler artıyor. Bir projenin nasıl tasarlanması gerektiği ile ilgili daha tecrübe sahibi oluyorsunuz. Bu bir sonraki çalışmanızda daha cesur adımlar atmanıza neden oluyor. Sanırım 2019 bu anlamda benim için gerçekten verimli geçti.


‘YILLARCA SINGLE İŞİNE SOĞUK BAKTIM’

En son 2018’de albüm çıkardınız. 2019’da ise single’lar ile devam ettiniz. Bu farklılığın bir sebebi var mı?
2018’de dördüncü albümüm Rüyalarıma Gir çıktığında, şu anda yayınladığım son şarkı Böyle Olmasını İstemezdim hazırdı. Onları bir sıraya dizmek gerektiğini düşündüm. Müzikal dokuları gereğiyle… Bir anda single’a dönüp, sonra tekrar arkasından çok da fazla arayı açmadan albümü koymak, kronolojik olarak doğru gelmedi. Albümün de dinleyiciyle buluşma sürecinin uzun vadeli olması gerektiğini düşünüyorum. Hakkı odur.

Her albüm aynı zamanda bir hikaye aslında…
Aynen öyle. O hikayenin bir anda bitmesine, 1-2 ayda sönmesine gönlüm el vermedi. İçinde çok değerli sanatçılar vardı. O yüzden onun konser çalışmaları biraz sönmeye başlayınca, single’lar ile arayı çok soğutmadan dinleyiciyle buluştum.

Bir oksijen maskesi gibi…
Kesinlikle öyle. Ben yıllarca single işine soğuk baktım. Mesafeli durdum. Herhalde belli bir şeyler yaptıktan sonra dinleyicilerim de bu anlamda olaya daha yumuşak bakacağını düşünüyorum. Sadece single ile var olmak, 2-3 tane şarkıyla anılıyor olmak sanırım yaptığım işe haksızlık olacaktı.

‘YARALARA DOKUNMAK DA BENİM İÇİN ÖNEMLİ’

Sizden Nazım Hikmet, Can Yücel, Aşık Veysel gibi isimlerin hayat dolu eserlerini de dinlemiştik. Son şarkınız ise aşk acısını anlatan, melankolik bir şarkı. Bu son şarkı sizin yaşadığınız bir sürecin eseri mi? Yoksa başka bir sebebi mi var bu melankolinin?
Hayır, benim yaşadığım değil. Ben müzisyen olarak acıyı da sevinci de anlatabiliyor olmam gerektiğini düşünüyorum. “Benim dilimden bir ayrılık acısı nasıl anlatılırdı?” diye kendime sorduğumda bu şarkı ortaya çıktı. O yüzden bunun özel bir hikayesi yok aslında. Eminim bu şarkıda kendi hikayesini bulan çok fazla dinleyen vardır. Gelen mesajlarda da bunu sıklıkla görüyorum. İnsanları mutlu etmek, eğlendirmenin dışında yeri geldiğinde duygularına dokunmak, yaralarına dokunabiliyor olmak benim için önemli. Değişik bir tecrübe. Sonuçta bu bir kadının duygu durumunu anlatan bir şarkı. Özellikle kadın dinleyicilerimden çok enteresan geri dönüşler olduğunu söyleyebilirim.


Ailenizi müzik konusunda ikna etmekte zorlanmışsınız. Şu anda nasıl bakıyorlar müzikal kariyerinize?
Onlar da tamamen iyi niyetleriyle öyle yaklaşmışlardı. Türkiye gerçeklerini bildikleri için… Gençlikte insan çok daha hayalperest olabiliyor. Öyle de olmalı. O hayalperestlik bende hala devam ediyor. Genelde öyledir; 5 yaşındaki bir çocuk astronot olmak ister, ama 35’ine geldiğinde memur olur gibi… Hayatın maalesef önümüze ördüğü duvarlar olabiliyor. 3-4 yaşından itibaren şarkı söyleme ve müzik yapma konusundaki ısrarım beni bugünlere getirdi. Ailede benden başka bir müzisyen olmadığı için bu sürecin nasıl yönetilmesi gerektiği konusunda benim onları yönlendirmem gerekiyordu. Uzun bir süre bu serüvende tek başımaydım. Biriktirdiğim paralarla gidip şan dersi aldım. İlk gitarımı alıp tek başıma öğrenmeye çalıştım. Bütün bu süreç, daha tecrübeli bir ailenin çocuğu olsaydım, farklı olabilirdi.

‘İÇERİDE ATEŞ YOKSA, BAŞKASININ YAKMASI MÜMKÜN DEĞİL’

Belki de temelin harcı daha sağlam da atılmış olabilir…
Kesinlikle öyle. Bu tamamen içten gelen bir şey. Eğer içinizde o ateş yoksa, bunu başkasının yakması mümkün değil. Çok iyi müzisyen anne babadan doğan çocukların hepsinin müzikle uğraştığını söyleyemeyiz. O yüzden o ateş bir şekilde yakmaya devam ettiği sürece önünüze hiçbir şey geçemez. O duvarları aşama aşama atlıyorsunuz.

Kliplerinizde doğa unsurlarının çok baskın olduğunu görüyoruz. Bu seçimleri nasıl yapıyorsunuz?
Ben doğaya döndükçe, doğanın içinde oldukça kendimi daha yaratıcı hissediyorum. Mozart’a da baktığınızda doğanın içinde, şimdi nesli tükenmiş kuşların sesinden yazdığı pasajlar var. O yüzden doğanın içinde olmak, toprağa basmak, yeşili solamak yaşadığımızı hissettiren çok önemli unsurlar. Son yaptığımız klipte şarkının da o havayı vermek istedik. Evimizi kullandık, Kilyos sahilinde bir bölümü çektik. Sevgili Varol Şahin çekti klibimizi. Ona da bir kere daha teşekkür ediyorum. İleride bundan 20-30 sene sonra böyle doğal bir ortam bulamayabiliriz. Zaten şu anda sıcağı sıcağına o kadar üzücü olaylar yaşayabiliyoruz ki…

Kanal İstanbul’da ısrarcı olanların da Kilyos’taki bölümleri izlemesi belki bu karardan vazgeçmeleri yönünde etki yaratır…
Bizi çok aşan ve normalde görülen fotoğrafın çok dışında durumlar olduğunu hepimiz biliyoruz. Umarım çocuklarımıza ve gelecek nesillere bırakabileceğimiz yeşil alanlarımız olur. Onlara en başta doğa, insan ve hayvan sevgisini anlatabiliriz. Bunun için önce kendimizi hizaya getirmemiz gerekiyor.


‘POZİTİF DUYGULARI HİSSETMEK GEREKİYOR’

Birçok caz festivali yapılıyor Türkiye’nin çeşitli yerlerinde. Belediyenin el değiştirmesi ile birlikte Karaköy’de her çarşamba ‘Yolculuk Arası Bi’ Caz Molası’ da başladı. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz şehrin cazla olan ilişkisini?
Bana en çok sorulan sorular arasında, “Bir caz kulübe gittiğimde nasıl giyineceğimi bilmiyorum, nasıl gideceğimi bilmiyorum?”gibi sorular var… Son belediye değişiminden sonra kültür ve sanatın daha fazla insana dokunabilir alanlarda kendisini gösteriyor olması bence heyecan verici. Olması gereken bir durum. Biz köken olarak çok fazla sanatın içinde büyüyemedik. Anne babalarımız çok fazla hayat mücadelesi içerisindeydi. Sanatla olan o küskünlüğümüzü bu vesile ile belki törpülemiş oluruz. Sokağa iniyor olması korkulacak bir şey değil. Hayatın her alanında, yolculukta, vapurda, kafede, her yerde müziğin içinde olmak bir şekilde bizim bedenimize, ruhumuza nüfuz eder. Sanatın insan üzerinde yarattığı pozitif duyguları hissetmek gerekiyor. Ben gerçekten mutlulukla izliyorum. Kendim de sanatçı olarak kültür etkinliklerinde yer almaktan mutluluk duyuyorum.

2020 planlarınız nedir?
Şubat’ta kısa bir turneye çıkıyoruz. Ankara, Eskişehir, Bursa ve sonra İstanbul… Buna belki İzmir ve Adana gibi şehirler de eklenecek. Kültür merkezlerinde dinleyicilerimizle buluşacağız.

KAMERA: Kubilay ALTUĞ
KURGU: Korhan TOPÇUOĞLU

Son güncelleme: 12:52 - 19.01.2020