Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
’Meslek uğruna yediğim dayaklar aşkımın süsü oldu’
’Meslek uğruna yediğim dayaklar aşkımın süsü oldu’
‘Musa’dan Ber’i adlı kitabıyla gündemde olan, bir dönem iktidar sahiplerine yönelttiği cesur soruları yüzünden rekor sayıda hırpalanan 30 yıllık çilekeş gazeteci Musa Ağacık, yaşadığı traji komik anılarını SÖZCÜ’ye anlattı...
Yüksel ŞENGÜL
Kültür Sanat 2 Kasım 2019 - 06:00

Bu kitap eşittir kaç yıl?

30 yılı aşkın süredir gazetecilik yaptım, kitapta bununla ilgili anılarım ve gazetecilik hayatımın önemli dönemleri yer alıyor. 12 Eylül'den itibaren sorularıma hedef olmayan siyasetçi kalmadı. Bana da çok saldırdılar.

Gazetecilik mesleğini nasıl seçtin, anlatır mısın?

Ben Alevi bir aileden geliyorum. Bu topluluk asırlardır eziliyor. Belki de haksızlıklara karşı durmak, gerçeğin peşinde koşup yanında olmak için gazeteciliği meslek olarak seçmiş olabilirim.  Beni en çok yüreklendiren Abdi İpekçi olmuştu. Melih Aşık'ın ‘Açık Pencere' köşesine hizmet ettim yıllarca, sonra Musa'nın Teybi ve benim hala konuşulan o cesur sorularım çıktı ortaya.

Yüksel Şengül'e konuşan Musa Ağacık, kitabını 38. İstanbul Kitap Fuarı'nda imzalayacak.

KOVULMA REKORU BENDE

Seninle ilgili yorumlar farklı. Kimi  ‘cesur', kimi de ‘kafadan çatlak' diyor. Sen kendini nasıl tanımlıyorsun?

Hepsine selam olsun. Ancak, meyveli bir ağaç bu kadar çok iltifat alabilir (gülüyor). Ama bir gerçek var ki, basında kovulma rekoru bendedir. Tam 13 kez kovulan bir gazeteciyim.

Ne yazık ki senin gibi sorularıyla ses getiren bir gazeteci işsiz dolaşıyor.

Bu ülkenin kaderi bu. Elimde anılarımdan oluşan 10-15 dosya daha var. Onları da kitap yapmayı hedefliyorum.

Şimdiki gazetecilerin soru sorma performansını nasıl değerlendiriyorsun?

Basın medyaya dönüşünce, tüfek icad oldu mertlik bozuldu ve gazetecilik özgürlüğünü kaybetti. Şimdikiler soru soramıyor. Ben en güzel aşklarımı soru sorarken yaşadım, yediğim dayakları da aşk acısına sayıyorum. Dayaklar aşkımın süsü oldu.

ERDOĞAN VE KORUMALARI

Recep Tayyip Erdoğan'la da anılarınız var…

Gezi direnişi sırasında gençlere kıyasıya sert müdahale eden, kurşun sıkan güvenlik güçlerine ‘Kahraman polisimiz destan yazdı' diyen Erdoğan, Dolmabahçe'de Akil İnsanlar'la bir araya gelmişti. Çıkışta, Akil İnsanlar'dan İzzettin Doğan'a sordum: ‘Sayın Doğan, kendi gençlerini öldüren polise, ‘Emri ben verdim, destanı onlar yazdı' diyen bir başbakan, Türkiye'de toplumsal barışı sağlayabilir mi?'  Duymazlıktan geldi, yürüdü ama korumalar beni yaka paça alıp dövmeye başladı. Pek çok Akil İnsan da nasıl dayak yediğimi izledi. Korumaları mahkemeye verdim ama dayak yerken çekim yapan hiçbir kanal bana delil olacak o görüntüleri vermedi.

Varsayalım ki şu an karşında Recep Tayyip Erdoğan oturuyor. Ona nasıl bir soru sorardın?

Sayın Erdoğan'a,'Türkiye'yi bu kadar zora sokmaktan, yalnızlaştırmaktan keyif mi alıyorsunuz?' diye sorardım. Bana göre Erdoğan'ın tek rakibi var, o da kendisi. Bakın burası çok önemli.

Evren, Özal ve Demirel'li anıları

Kenan Evren'le

Kenan Evren'le sık sık başın derde girdi.

Malum darbecimiz Kenan Paşa ile gazeteci olduğum için sık sık yollarımız kesişti. İstanbul Erkek Lisesi'ni ziyaret etmişti ve doğrudan müdürün masasına gidip oturdu. Ben de sordum, “ Sayın Evren, siz kendinizi Atatürkçü olarak görüyorsunuz ama Büyük Önder'in okul ziyaretlerinde, müdür masasına asla oturmadığını bilmiyorsunuz. Neden müdürün masasına oturdunuz? Gözlüklerini şöyle bir indirdi ve sert bir tonda, ‘Sen daha gazeteci olamamışsın?' dedi. ‘Neden efendim?' dedim. ‘Bir gazeteci, devlet başkanına doğrudan soru soramaz' diye çıkıştı.

‘Peki ne yapar?' dedim ve anında korumalar beni yakalayıp dışarı sürüklemeye başladı. O an can havliyle direnip başımı geriye doğru çevirerek seslendim, ‘Sayın Evren, demokrasiye ne zaman geçeceğiz?' Ayaklarım o anda yerden kesildi ve korumaları beni okul bahçesine çıkarıp epeyce hırpaladı.

Turgut Özal'la

Turgut Özal'ı hatırlayalım, ona da çok soru sordun.

Yerli ve yabancı basın ordusuyla birlikte GAP'a gidilmişti. Malatya'daki basın toplantısında Özal'a sordum: ‘Sayın Özal, neden sürekli otobanları övüyorsunuz da demiryollarını es geçiyorsunuz?' O da gülerek, “1952 senesinde Fransa'ya gittim, her yer demiryoluydu. Daha sonra Almanya'ya gittim, orada da her yer otobandı. Otobanlar hürriyeti, demiryolları esareti temsil ediyor. Arabalar her yere gidebiliyor, trenler aynı hat üzerinden hareket ediyor” dedi.

‘Otobanları Almanya'da kim yapmaya başladı?' dedim, ‘Hitler' dedi. Ben de anında kafamdaki cümleleri anında sıraladım:

‘Yani size göre, Atatürk'e ithaf edilen ‘Demir ağlarla ördük ana yurdu dört baştan' diye gururla okuduğumuz 10. Yıl Marşı komünizmi, 2. Dünya Savaşı'nda milyonlarca insanın kanına giren Hitler ise hürriyeti mi temsil ediyor?' dedim.

‘Sen çok konuşuyorsun Musa' dedi ve koruma marifetiyle tartaklanarak dışarı çıkarıldım.

Süleyman Demirel'le

Süleyman Demirel sizi severdi…

Mizahı severdi.. Demirel, Güniz Sokak'taki evinde doğum gününü kutluyordu. Giden milletvekillerinin hepsi erkekti ve Nazmiye Hanım da yanımızda değil mutfaktaydı. Ben sordum: ‘Sayın Demirel, burada yeni yaşınızı kutluyoruz ama Nazmiye Hanım'ı göremiyorum.' Demirel de bana,  ‘O şimdi mutfakta' dedi. Bir arkadaşımız devreye girip, ‘Musa arkadaşımız sizi çok başarılı şekilde taklit edebiliyor, izin verirseniz Nazmiye Hanım'ı o çağırsın' teklifini attı ortaya. ‘Çağırsın kardeşim' dedi ve ben mutfağa doğru seslendim. Anında cevap geldi: ‘Buyrun bey.'

Son güncelleme: 00:36 - 02.11.2019