Sözcü Plus Giriş

Mustafa Kemal bu ülkenin kilit taşıdır

Zülfü Livaneli, başlıktaki tespiti yaptı ve ekledi: Halkı birleştirecek tutkala ihtiyaç vardı. İşte bu tutkalın adı, Cumhuriyet’i tasarlayan ve kuran Mustafa Kemal’dir... Ona saldırdığınız zaman bizatihi milletin ve devletin varlığına saldırmış olursunuz.

Gökmen ULU
Güncellenme: 07:45, 27/06/2021
Mustafa Kemal bu ülkenin kilit taşıdır

Aydınlanma ve demokrasi mücadelesinin simge isimlerinden Zülfü Livaneli, SÖZCÜ HaftaSonu'na konuştu. Dün, bugün ve yarın ekseninde önemli tespitlerde bulundu.

– Ülke nasıl bir kaosun içinde? Bize bir Türkiye fotoğrafı çeker misiniz?

Shakespeare'in Hamlet oyununda deniyor ki; “Kokuşmuş bir şeyler var Danimarka Krallığı'nda. Aslında bu her şeyi anlatıyor. Çünkü nereye baksak dökülüyor. Bunun siyaset, spor, eğitim, sağlık, organizasyon, birçok boyutu var. İşte bütün bunlar birleşik kaplar gibi hep birlikte çöküyor. Şu anda bir çöküntü içindeyiz. Nasıl Marmara Denizi'nde müsilaj deniz dibinden yüzeye vurduysa toplumsal hayatımızda da aynen böyle oldu.

– Toplumların inişli çıkışlı dönemleri olduğunu belirtiyorsunuz? Şu an dibe mi vuruyoruz?

Yurt dışındaki konferanslarda da “İnsanlık geri mi gider, ileri mi” diye çok sorulur bana. Ben de derim ki, insanlık yavaş da olsa ilerler. Çünkü her canlı organizma kendini yaşatacak ortama doğru gitmeyi içgüdüsel olarak bilir. İnsanlık da böyledir. Ama düz bir çizgi değildir bu ilerleyiş, zikzaklar yapar. Bir insanın ömrü ile ülkelerin ömrü arasında da büyük bir orantısızlık vardır.

Elbette biz kısacık ömrümüzde güzel günler görmek istiyoruz ama bu her zaman mümkün olmuyor. Kader denilen şey belki de bu. Dünyanın hangi yöresinde hangi dönemde doğduysanız bu da yaşamınızı belirliyor. Ama insanlık mutlaka ilerler. Ortaçağ'da meydanlarda cadı diye kadınların yakıldığı günlerden geldik, unutulmasın.

– Türkiye, uzun soluklu demokrasi serüveninde nasıl bir süreçten geçiyor?

Demokrasi bir Anglosakson icadıdır. Demokrasiyi içselleştirmiş güçlü bir orta sınıf ve herkesin karnının doyduğu bir ülke lazım. Bunlar olmadığı zaman demokrasi yerleşemiyor. Çünkü demokrasi orta sınıf ile mümkün olabilir. Türkiye'de yıllardır orta sınıf tahrip edilerek ortadan kalkıyor, zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapan bir sistem. Bu da bizi çatışmalara ve bölünmelere götürüyor.

– AKP “3 Y: Yasaklar, Yolsuzluk, Yoksulluk ile Mücadele” vaadi ve dini referanslar ile gelmişti iktidara. Şu anda Siyasal İslamcılık'ın çöküşüne mi tanık oluyoruz?

Amerika'nın, özellikle Bush yönetiminin desteklediği “Ilımlı İslam – Siyasal İslam” meselesinin sonuna gelindiğini artık tüm dünya görüyor. AKP'nin iktidara gelme fırsatı bulduğu zemini hazırlayan, daha öncekiler oldu. Tansu Çiller, Mesut Yılmaz hükümetlerinin yaptıkları ve zaafları, bir başbakanın (Bülent Ecevit) çıkıp “Türkiye'nin en büyük ekonomik krizi başlamıştır” demesi…

Burada ben size ilk kez bir şey açıklayayım: 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ahbabımdır. Anayasa kitapçığı fırlatma iddiası doğru değildir. “Ben kitap fırlatmadım. Buyurun beyefendi okuyun anayasayı dedim. Zaten, Devlet Denetleme Kurulu'nu devreden çıkarmak için o krizi çıkarmaya hazırlıklı gelmişlerdi” dedi. Milli Güvenlik Kurulu toplantıları gizli olduğu için Sezer sustu ve sineye çekti. İşte tüm bunlar sonunda AKP iktidara geldi. Ayrıca, özellikle bu liberal denilen arkadaşlar (AKP'ye) nasıl inandılar. Bunların ne olduğu bilinmiyor muydu? Sonradan (liberallerin) “Biz bunların demokratik söylemlerine inandık” demeleri bana inandırıcı gelmiyor.

– Diyorsunuz ki; “Mustafa Kemal bu ülkenin kilit taşıdır.” Açar mısınız?

Camilerin kubbelerinde kilit taşı olur. Diğer taşlar bu kilit taşlarına dayanarak durur. O kilit taşını çektiğiniz zaman yapı gümbür gümbür dökülür. Mustafa Kemal bir kilit taşıdır. Bunu hamaset olsun diye değil, matematik bir gerçeklik olarak söylüyorum. Çünkü, imparatorluk çökerken üç kıtadan canını kurtaranlar geldi ve elden gitmek üzere olan son vatan toprağında kendine bir yaşam kurmaya çalıştı.

Abdülhamit, “Dünya yüzünde ne kadar insan çeşidi varsa hepsi bizde bulunur” diyor. Öyledir. Bir millet yoktu. Belgrad'tan gelen ile Şam'dan gelen ile Tiflis'ten gelen ile Gümülcine'den gelen birisi aynı apartmanda komşuluk yapmaya başladılar. Bunları birleştirecek bir tutkala ihtiyaç vardı. İşte bu tutkalın adı, o Cumhuriyet'i tasarlayan, kuran Mustafa Kemal'dir. Dolayısıyla Mustafa Kemal'e saldırdığınız zaman bizatihi milletin ve devletin varlığına saldırmış olursunuz.

– Türkiye bu kaostan nasıl çıkar? Demokrasi güçleri ne yapmalıdır?

En büyük zaaf biraraya gelememek. Yakın tarihe baktığımız zaman görüyoruz ki, 1994 yılında bütün büyük şehirler üç sol partinin (SHP, CHP, DSP) bölünmesi yüzünden kaybedildi. Oysa bu üç partinin toplam oyu Refah Partisi'nin çok üstündeydi. Burada da en büyük sorumluluğu sayın Ecevit'e yüklemek zorundayım. Çünkü kendisine çok yalvardım, “Ben zaten siyasetçi değilim, (İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adaylığı) bana zorla kabul ettirilen bir görev. Ama lütfen bölünmeyelim” diye. Fakat böldü. Geçenlerde Hüsamettin Özkan (Dönemin DSP Genel Başkan Yardımcısı) dedi ki; “Siyasi hayatımızın en büyük hatası 94'te sizin oylarınızı bölmek oldu” dedi. Bunu şahsi bir şey olarak anlatmıyorum. Ama ne yazık ki ders alınmıyor. Bu olmadığı sürece de acı çekmeye devam edeceğiz. Çünkü karşı taraf bir bütün, biz ise kılcal damarlarına kadar ayrışan cepheyiz.

– Eğer halk seçimde Erdoğan ve AKP'ye iktidar görevi vermezse yeni dönem iktidarı ilk iş neler yapmalıdır?

Bu rejimler kişiye bağlıdır. Türkiye'nin sorunları o kadar birikti ki, iyi niyetli, dirayetli, çalışkan bir insan eğer işbaşına gelirse daha önceden kafasında hazırladığı kadrolar olmalı. Türkiye'yi yönetecek en az 40 – 50 hükümet çıkar. Bu ülkenin her konuda dünya çapında beyinleri var. Kutuplaşmayı bitirecek, sosyal barışı sağlayacak, herkesi tekrar yurttaş yapacak ve bir ulus haline dönüştürecek olan tedbirler başlıca projeler arasında olmalı. Cumhuriyet'in kuruluş ilkeleri doğrultusunda, büyük bir yeniden yapılanma seferberliği başlatılmalı. Ama laik Cumhuriyet'i demokratikleştirerek.

BALIKÇI VE OĞLU

Zülfü Livaneli'nin uzun süredir heyecan ile beklenen yeni romanı “Balıkçı ve Oğlu” çıktığı hafta en çok satanlar listesine oturdu. Livaneli, kitabında, Ege balıkçılarının ve hayal kurmaktan bile mahrum bırakılan göçmenlerin kaderini kaleme aldı. Livaneli, dört senedir çalıştığı Abdülhamit dönemine ilişkin kitap çalışmasını da bu yıl tamamlayacağını söyledi.