Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
Özlem Zeynep Dinsel: Ödülü aslında seyirci veriyor
Özlem Zeynep Dinsel: Ödülü aslında seyirci veriyor
Başarılı oyuncu Özlem Zeynep Dinsel, dört mültecinin ABD'de yaşadıklarını ve çıkmazlarını anlatan 'Yuva I Home' oyunu ile 22. Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri'nde 'En İyi Kadın Oyuncu ödülünü aldı. Sami Berat Marçalı’nın hem İngilizce hem de Türkçe olarak yazdığı ve aynı zamanda yönetmenliğini üstlendiği 'Yuva I Home' oyununda, Bora Akkaş, Erol Ozan Ayhan ve Saim Karakale ile birlikte sahneye çıkan Dinsel, "Özgürlüklerimizin kısıtlandığı alanlar var. Tiyatroda bile baskı yaşıyoruz. Ama sonuçta 'yuva' kavramını düşündüğünde, bu ülkenin senin ne kadar da yuvan olduğunu hissetmeye başlıyorsun ve diyorsun ki, 'Neden mücadele etmeyeyim" diyor.
Sercan MERİÇ
Kültür Sanat 9 Haziran 2018 - 04:46

Yuva’daki rolünüzle 22. Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri’nde ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ödülünü aldığınızda ne hissettiniz?
Çok heyecan verici bir şey tabii. Orada belirli bir sıralamayla oturuyorsunuz ve o sıralamayla ödüller açıklanmaya başlanıyor. İki sıra arkadan zaten heyecanlanmaya başlıyorsunuz. Bu sene diğer adayların hepsini izleyemedim ama çok kuvvetli, benim ustalarım olan isimler var. Çok iyi oyuncular var. Ben çok büyük bir beklenti içinde değildim. Ama tabii ki, bir anda ismim okununca büyük bir heyecan duydum. Çok büyük bir beklenti içinde olmadığım için bir konuşma hazırlamamıştım. Konuşma hazırlayıp, kendini ödüle hazırlamak da istemiyorsun, olmayabileceğini düşünerek. Adını duyunca, sahneye çıkmak ve ödülü almak büyük mutluluk.

Yuva, ABD’deki bir grup mülteciyi anlatıyor. Hem bizden bir şeyler var hem de ABD gibi ülkelere eleştiri barındırıyor. Siz bu oyuna başladığınızda, “Afife’de ödül alırız” diye düşünüyor muydunuz?
Ödül bir teşviktir. Sorumluluğu da var, daha iyi işler yapmak için. Ama bu fikirle yola çıkmazsın. Bu fikirle yola çıkarsan, tökezlersin. Ödül alma hedefi, iyi bir hedef değildir. Ödülü aslında seyirciye hikayeyi ulaştırdığın zaman alıyorsun. Biz oynadığımız her akşam ödülü alıyoruz. Bir kişinin kalbindeki teli titretebiliyorsak, o zaten ödül oluyor. İşlediğimiz konu, dünyanın en önemli derdi. Mültecilik, göçmenlik durumları büyük dertler.

KENDİ VİCDANIMIZI AKLAMAYA ÇALIŞIYORUZ

Siz oyuna hazırlanırken mültecilikle, göçmenlikle ilgili neler düşündünüz?
Benim kişisel olarak en büyük derdim, bu konuda yapılması gereken çok şey varken, birçok şeyi yapmamak. Elimizi taşın altına çok sokmuyoruz. Bu benim vicdanımı yaralayan bir şeydi. Tamam, çok dert ediyoruz ama yolda bir Suriyeli ile karşılaştığımızda ne yapıyoruz ki?

Yüzümüzü çeviriyoruz…
Evet. Çünkü, o acıyla aramıza bir mesafe koymak istiyoruz.

Bir yandan da mültecilerin acısını yansıtan fotoğrafları ve belgeleri de sosyal medyada hemen her gün paylaşıyoruz…
İşte, bu hale geldik biz. Facebook’tan, Twitter’dan bir şeyler paylaşarak, kendi vicdanımızı aklamaya çalışıyoruz. Daha aktif olmalıyız bu konularda.

Neler yapılmalı sizce?
Belki de bunu bilmiyoruz. Ben de “Ne yapılmalı” sorusuna cevap bulamıyorum. Bulan insanlara kulak vermek gerekiyor. Çağrı genellikle dediğim gibi imza kampanyalarıyla geliyor ama daha farklı bir şeyler yapmak gerekiyor.

imzafotografi-1

BÜTÜN MESELEMİZ İLETİŞİM KOPUKLUĞU

Oyunda mültecilerin yaşadığı acılar var ama aynı zamanda bir dayanışma örneğini de görüyoruz. Yuva, bize bu dertle ilgili nasıl bir çözüm önerisi getiriyor?
Oyundaki süreç içerisinde, lisan farkından dolayı birbirini hiç anlayamacakmış gibi gözüken insanların birdenbire iletişim kurmak istediklerinde, iletişim kurabileceklerini, anlayabileceklerini, aslında farklı yerlerden de gelmediklerini gösteriyor. Bütün meselemiz iletişim kopukluğu. Biz internet vesilesiyle çok fazla iletişim kurduğumuzu zannediyoruz ama bir o kadar da birbirimizden uzaklaşıyoruz. İnternetten, karşı karşıyayken bile söyleyemeyeceğimiz şeyleri, acımasızca yazıyoruz. Bu bir iletişim değil.

Acımasız bir monolog…
Kesinlikle, öyle. Gerçek hayatta iletişim kurmaktan çok uzaklaşmaya başladık. Oyunda görüyoruz ki, insanlar anlaşma istiyorlarsa, aynı dili konuşmadan da anlaşabilirler. Bir karakterimiz hiç konuşmadan kendisini ifade ediyor. Mesele birbirimizi anlamaktan, anlamaya çalışmaktan geçiyor. Oyunda empati de geçiyor. Bazı kelimeler çok söylendikçe değerini kaybediyor. Empati, çok elit bir kelimeymiş gibi gözükebilir ama hiç öyle değil aslında. Bunu yapabilirsek, karşıdakinin acısını hissedebilirsek, o zaman çözüm bulmaya başlayabiliriz.

Oyunda ülkesine yabancılaşan bir karakteri canlandırıyorsunuz, gerçek hayatta da Türkiye’ye yabancılaştığınız oluyor mu?
Bazen hayat koşulları, bu ülkede insanları fazlasıyla zorluyor. Özgürlüklerimizin kısıtlandığı alanlar var. Tiyatroda bile baskı yaşıyoruz. Bazen tabii ki, “Başka bir yerde olsaydık, daha rahat yapabilirdik” diye düşünüyoruz. Ama sonuçta “yuva” kavramını düşündüğünde, bu ülkenin senin ne kadar da yuvan olduğunu hissetmeye başlıyorsun ve diyorsun ki, “Neden mücadele etmeyeyim, neden bu kısıtlamalara karşı devam etmeyeyim!” Burada, kendi memleketinde, bütün baskılara rağmen yapmak istiyorsun.

KORKUNÇ ÖN YARGILAR VAR

Göçmenlik sorunuyla ilgili Türkiye’de de son dönemlerde birçok sanat eseri üretiliyor, sergileniyor. Bunun etkisini nasıl değerlendirirsiniz?
Oyunla birlikte mesafeleri yıkmaya çalışıyoruz. Bir kişinin dahi vicdanında titreşim sağlayabilirsek, o zaman çözüme doğru giden yolun kapısı açılır. Bu amaçla yapıyoruz. Aynı zamanda kendimiz için de yapıyoruz. Vicdanımız için yapıyoruz. Ben neden bunu oynamak istedim, çünkü dert edindiğim için. Biz her zaman kötü olan şeylerin, bizim başımıza gelmeyeceğini düşünüyoruz.

Ama burada da bombalar patlıyor…
Evet… İlla bizim başımıza gelmesi gerekmiyor bir şeyi anlamak için. Sanat da burada bir yol, bir araç; olayları anlamak için.

zeynep1

MESAFELERİ YIKMALIYIZ

Yuva’da dört karakter var. Birisi kadın, birisi otistik, birisi şarkıcı ancak şoförlük yapıyor, bir diğeri de eşcinsel. Hepsi nasıl ortak bir noktada buluşabiliyor?
Bu dört marjinal ve uçlardaki karakterlerle anlatılmasının sebebi bu. En sivri karakterler seçilmiş ki, seyirciler olayı kendisinden uzaklaştırarak anlamaya çalışsın… Ama bu kadar öfkeliyken, dirsek temasında bulunmamız nasıl olacak bilemiyorum. Trafiğe adım attığınızda herkesin öfkeli olduğunu görebiliyorsun. Tiyatroda, sinemada bir kişinin yanlışlıkla telefonunun açık kalmasına bile tahammülümüz yok. Çünkü korkunç bir ön yargı var. Bir şeyleri sıfırlamak gerekiyor kafada. Korkunç ön yargılar var birbirimiz hakkında. Aramızdaki mesafeleri yıkmamız gerekiyor. Başka yolu yok. Nasıl olacak bilmiyorum ama, çocukluğa dönmek gerekiyor belki de. Herkes orijinal olmaya çalışırken, orijinal diye bir şey kalmıyor ortada.

Yuva dışında neler yapıyorsunuz?
Ne şanslıyım ki, hobim dediğim şeyler hep işim oldu. Bir aplikasyon için kitap seslendiriyorum. O da muhteşem bir şey. Tiyatro hem hobim hem de meslek hayalimdi, mesleğim oldu. Bütün hobilerimi yapıyorum.

yuva-home-fotograf-9

Son güncelleme: 12:40 - 09.06.2018