Önce babasının şiirlerini taşıdı, şimdi annesinin anılarını tuvale taşıyor

Ünlü şair Can Yücel ve eşi ressam Güler Yücel’in hayatı okumakla, üretmekle geçti. Şimdi de kızları Su Yücel bu zenginliği devam ettiriyor. Çiftin ressam kızları Su, babasının şiirlerinin ardından annesiyle anılarını tuvale aktarıyor. İşte içinizi ısıtacak röportajın detayları.

Önce babasının şiirlerini taşıdı, şimdi annesinin anılarını tuvale taşıyor

Ünlü şair Can Baba (Yücel) ve eşi ressam Güler Yücel'in ölümlerinin ardından önce babasının şiirlerini tuvale yansıtan ressam kızları Su Yücel şimdi de annesiyle biriktirdikleri anılarını tabloya aktarmaya başladı. Su Yücel, “Belgesel yönetmeni Tayfun Belet bu tabloları görüp heyecanla “Yakalanan Zaman'ın belgesel filmini yapalım” dedi ve çekimlere başladı. Yücel, “Yakalanan Zaman'ı SÖZCÜ HaftaSonu'na anlattı.

Su Yücel'in Alman arkadaşı Helga, ‘Güler Yücel Belgeseli' hazırlamıştı.

“Keçi gibi inatçı”

Su, annesinden, annesinin hastalanıp yatağa düştüğü günlerden başladı sözlerine:

“Annem uzun süreden beri yataktaydı. O süreçte Güler'in en sevdiği eşyaları, objeleri etrafına yerleştirmemizi istedi. Hep onları seyretmek, onlar üzerine konuşmak için.”

Yatak odasına eşya diziminde önceliği Alman arkadaşı Helga'nın aldığını söyleyen Su, “Helga'nın getirdiği keçeden yapılmış keçi biblolarının da en iyi görebildiği yere konulmasını istedi. Kesinlikle her şey simetrik olmalıydı. Bu arada dağdaki keçileri çok severdi. Kendisini de keçi gibi inatçı bulurdu. Helga bir kaç yıldır yanına gelip gitmiş, Alman televizyonu Arte için ‘Güler Yücel belgeseli' hazırlamıştı. Bu belgesel Ekim'de Almanya'da yayınlanacak. Annem, o eşyaları ona getiren sevdiği insanları da çevresinde topluyordu sanki” dedi.

“Odayı değiştirmedim

Başucunda Bedri Rahmi Eyüpoğlu'nun “Mavi Yolculuk Defterleri” kitabı olduğunu belirten Su Yücel şöyle devam etti: “Hasta yatağında mavi yolculuktan da geri kalmıyordu. Akademide hocası olan Bedri Rahmi için, ‘Benim dünyaya bakış açımı değiştirdi. Hayata resim gibi bakmayı bana o öğretti' derdi. Deniz tutkusu hep yanı başındaydı. Hayatın renkleriyle bağını her zaman sürdürdü, hiç hasta olduğu için mızmızlanmadı, zaten mızmızlananı da hiç sevmezdi.” Su Yücel odanın şeklini hiç değiştirmediğini, hatta o objelerle neredeyse bütünleştiğini söyleyerek, “Onsuz kaldığımda bütün bu objeler benimle uzun süre konuştular sanki. Yatağına en yakın duran turuncudan başlayıp gökkuşağını andıran renkli elbiseyi terziden getirdiğim günkü sevinçli sesi duydum yine. Bu eşyalar, benimle konuşan objeler, bir de baktım ki bu vedalaşma sürecini ertelediler” diye konuştu.

ZAMANI YAKALAMIŞIM FARKINA VARMADAN…

Yıllar önce babasının şiirlerine tablo yapan Su Yücel annesiyle ilgili yakaladığı her anı resimlemeye başladığını da belirterek, “Ben annemle vedayı uzatırken tüm bunları resimlemeye başladım. Bir de baktım ki ‘Zamanı yakalamışım' hiç anlamadan. Peş peşe yakaladığım anları resmederken, arkadaşım belgesel yönetmeni Tayfun Belet bu tabloları gördü. Ve heyecanla ‘Yakalanan Zaman'ın belgesel filmini yapmak istedi. Ekibi İstanbul'dan geldi ve birlikte çekimlere başladık. Tüm bunların film olması aslında ‘Yakalanan Zaman'ı belgeledi ve ben de elimde kalanlarla güzel bir törenin içinde yaşamış oldum. Babamın ardından da onun gömleğinin resmini yapmıştım. Böylece o, sevdiği gömleği ve ben birlikte olmuştuk. Bu tür resimleri yapmak tam da onlarla olduğum zamanı yakalatıyor bana. Yani bizin evin hallerini” diye konuştu.

Anne ve babasının evde sürekli bir şeyler ürettiğini, babasıyla bütünleşen şarap bardağını, nereyi boş bulursa oraya yazdığı şiirlerin de gözünün önünden bir sinema şeridi gibi akıp geçtiğini ifade eden Su Yücel şu sözlerle devam etti konuşmasına:

Güler Yücel'in tabloları hep gözünün önündeydi.

HİÇ DURMADAN BİR ŞEYLER ÜRETİRLERDİ

“Can ve Güler'in evi hep hareket halindeydi, hiç durmadan bir şeyler üretilirdi. Evimize sık sık gelip giden dostlar da bu hareketliliğin parçasıydılar. Tabii siyaset üzerine düşünülür, konuşulurdu. Can ve Güler sabah bahçeye çıkar, ağaçları sessizce seyrederdi. Ben şimdi bahçedeyken ikisi de omuzuma dokunuyor. Can'ın sımsıkı ellerini hissediyorum. Zeytin ağacına, badem ağacına, dalındaki ala kargaya bakıyorum, annem ve babamın beni nasıl zenginleştirdiğini duyumsuyorum.”

Annesinin hep yanındaydı.

GİTTİLER AMA BENİ ISSIZ BIRAKMADILAR

Su, özellikle annesinin cümlelerini unutamıyor: ‘Bugün midye dolması yapalım', ‘Kahve yapsana', ‘Balık alayım', ‘Saçımı tarasana, tararken okşasana', ‘Çiçekleri sulasana', ‘Uyuyamadım', ‘Denize gidelim'… Seslerini dinlerken, ikisinin de uzun bir yolculuğa çıktığını biliyorum. Gittiler ama beni ıssız bırakmadılar. Yüreğimin bir köşesinde hiç bitmeyecek dostlukları sıcacık duruyor. Renkleri de yanı başımda.”

Can Yücel