Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
Rimbaud ve Verlaine’nin tutkulu aşkı: Ay Tutulması
Rimbaud ve Verlaine’nin tutkulu aşkı: Ay Tutulması
Christopher Hampton'un yazdığı, Didier Long'un uyarlayıp sahneye koyduğu 'Ay Tutulması', Rimbaud ve Verlaine arasındaki amansız ve yakıcı tutkuyu anlatıyor
Tilda TEZMAN
Kültür Sanat 28 Şubat 2017 - 12:28

Paris eylül 1871. Paul Verlaine, şiirlerini keşfettiği ve dizelerine hayran kaldığı, genç Arthur Rimbaud ‘yu evine konuk ediyor. Ve Verlaine ‘in hamile olan onyedi yaşındaki karısı Mathilde’in gözü önünde, edebiyat tarihinin en tutkulu ve ateşli ilişkilerinden bir tanesi doğuyor; ve bu üçlünün yaşamları yangın yerine dönüyor. Bu iki dahi şairin karşılaşması, edebiyatın bu türünde yazılmış en büyük eserlerinin doğmasına da yol açıyor.

r2

Bu oyun, Verlaine ve Rimbaud arasındaki çılgın bir aşk hikayesini konu ediyor Paul Verlaine ünlü bir şair. Onyedi yaşında genç bir kızla Mathilde ile evli. Mathilde hamile, çok yakında anne olacak. Arthur Rimbaud, o da , onyedi yaşında; şiirler yazıyor. Işıl ışıl, şimşek gibi parlak, bıçak saplaması gibi etkileyen, vahşi şiirler… Bir tarafta bohem ve sembolist (simgeci) şair, şaraba apsente ve opiuma bağımlı, görünürde aile babası, Satürn Şiirlerinin yazarı Verlaine, diğer tarafta İlluminations Şiirleriyle edebiyatı sarsacak ve ihtilal yaratacak genç, ünsüz Rimbaud arasında büyük bir çekim meydana gelir ve şimşek çakar. İkisi de ışık saçan bu bilge şairler arasında baş döndüren bir çekim gücü, sanki iki gezegenin birbirine çarpmasıyla ortaya çıkan bir patlama meydana gelir. Fırtınalı geçen iki yıl boyunca, bu iki aşık, kah Brüksel’de kah Londra’da buluşurlar. Bu zaman zarfında Verlaine’in genç karısı Mathilde, alkole sığınan kocasının şiddetine, saldırganlığına maruz kalır ve bu aşk kaçamaklarını sineye çekmek zorunda kalır. Birbirlerini parçalayan Rimbaud ve Verlaine arasında çekiştirilmiş olarak kalan Mathilde güzel ve burjuva bir kadının gölgesinin gölgesine dönüşür.

r3

Küçük bir masaya ilişerek, ceplerinden çıkardıkları minik defterlerine sürekli şiirler yazan bu iki şair arasında edebi bir suç ortaklığı doğuyor. Verlaine, Rimbaud ‘nun yazdıklarını kendisiyle paylaşmamasına içerliyor. Verlaine’e göre şairler birbirlerinden öğrenebilmeliler. Rimbaud ise ancak kötü şairlerin başkalarından öğrendiğini edepsiz bir tonlamayla anlatıyor. Verlaine, Rimbaud’ nun kendinden emin ama kabalığa varan açık sözlülüğünden rahatsız ama Rimbaud’da onu mıknatıs gibi çeken ve etkileyen yan da bu… İki şair birbirlerine sırılsıklam aşık oluyorlar, ama bu tutku çok dengesiz ve tehlikeli. Rimbaud kimseye hesap vermeye yanaşmayan bir karakterde, ona göre ikili birbirlerinin en güzel yanlarından faydalandıktan sonra ayrılabilmeli ve herkes kendi yoluna devam edebilmeli. Rimbaud Verlaine’ e karşı acımasız. Onu, ailesini terk etmeye düzenini bozmaya zorluyor. Verlaine’e yaşlı ve çirkin olduğunu sık sık hatırlatıyor. Gençliği ve güzelliği onu acımasızca bencilleştiriyor. Bütün evren onun emrindeymişcesine hareket ediyor. Şair olarak kendinden öyle emin ki , aynanın arkasına başka bir ayna yerleştirip kendi değişik perspektiflerini görmeyi hayal edecek derecede kendini beğenmiş… Bu çatışma Verlaine’e acı veriyor. Yaşamaya devam etmek için alkole daha da çok sığınıyor. Karısı Mathilde’den de kopamıyor. Mathilde’in yatağına giriyor, sonra onu tartaklıyor ama karısından vazgeçemiyor. Rimbaud, bu durumu hoş görmüyor. Rimbaud uzaklaştığı an Verlaine hasta oluyor, değerlerini kaybediyor. Sıra dışı ilişkilerini Paris’te yaşayamayınca Brüksel’e, Londra’ ya kaçıyorlar. Tutkuları zarar verecek boyutlara ulaşıyor. Rimbaud, bir defasında, Verlaine’i elindeki bıçağı cesaretliyse onun eline saplaması için kışkırtıyor. Uyuşturucudan beyni durma noktasına gelmiş Verlaine bıçağı sevgilisinin eline saplıyor. Sonrasında Verlaine’in acınası pişmanlığı… Yaşadıkları hep sıra dışı, uç boyutlarda, akla zarar olaylar. Ama bu aman tanımayan tutkudur ki onların en güzel şiirlerini yazmalarına ve edebiyatın sürrealizm (gerçeküstü) ve sembolist akımının öncüleri olmalarına sebep oluyor. Yine birbirleriyle kavga ettikler bir anda Verlaine, Rimbaud’ yu bacağından vuruyor ve iki yıl hapse giriyor. Bir daha dönmemek üzere Verlaine’i terk eden Rimbaud bir daha tek mısra yazmamak üzere şiiri de terk ediyor. Hapisten çıktıktan sonra Verlaine alkolik bir ayyaşa dönüşüyor. İçindeki aşk ateşi sürekli onu kemiriyor ta ki bacağındaki iyileşmeyen tümör yüzünden Afrika’dan Fransa’ya dönmek zorunda kalan ve kangren olan bacağı kesilen Rimbaud ‘nun ölüm haberini almasıyla oyun sona eriyor.

r4

Rimbaud(1854-1891) yaşanması imkansız bir serseri ve bir dahiydi. Verlaine(1854-1891) zavallı, alkolik bir adamdı o da bir dahiydi. Bu oyunda ,her ikisinin içindeki şeytan çok güzel ortaya çıkarılmış ve iki oyuncu tarafından mükemmel yorumlanmış.

r5

Yıllardır Didier Long’u sahne üstünde görmemiştik. Daha çok oyun yönetip rejilere imza atan Long bu oyunu hem yönetti hem de Verlaine’i oynadı. Atletik, kural tanımaz, isyankar, saygısız, yabani, Rönesans heykellerindeki güzelliği almış genç Rimbaud karşısında endişeli, şaşkın, hayatın sillesini yemiş, hayvani duygularını bastıramayan Verlaine karakterini müthiş yorumluyor.

r6

Kuralları yoka sayan, ahlak ve din kurallarını hiçe sayan, asi , maceraperest ruhlu, sivri şiirler yazan, kilisenin yanlışlarına sessiz kalmayan, burjuvaziye öfke naraları atan Cehennemde Bir Mevsim ve Sarhoş Geminin şairi Rimbaud’yu, Julien Alluguette çok iyi yorumluyor. Yunan Tanrısı gibi güzel sarışın Alluguette, trenden inip Verlaine ile Mathilde’in evine ilk defa geldiğinde, üstünden dökülen kolları uzamış eski kazağı, aşınmış lekeli pantolonu, kirli botları, bitlenmiş gibi sürekli kaşınan ve meydan okuyan, utanmasızca konuşan, Mathilde’i takmayan alaycı ve edepsiz şairi olağanüstü oynuyor. Ehlileştirilmesi imkansız bu ateş parçası genç adamdan hayvani bir şehvet yayılıyor. Bu iki sıra dışı fenomen tipler arasında sıkışıp kalmış, güzeller güzeli dupduru Mathilde’ i canlandıran Jeanne Ruff de döktürmüş. Kocasını ele geçirmiş bu hayasız Genç Rimbaud’dan rahatsız, temiz ahlaklı burjuva kızını büyük bir dakiklikle oynuyor. Boş sahnede ve beyaz duvarlar arasında oynayan her üç sanatçı da seyirciyi nefessiz bırakıyor.

r7

1995 yılında Agnieszka Holland ‘Tutkunun Şairleri’ adıyla Rimbaud Verlaine arasında yaşananları beyaz perdeye aktarmıştı. Filmde Rimbaud’yu Leonardo di Caprio oynamıştı. Verlaine’i ise David Thewlis canlandırmıştı. Yirmi iki yaşındayken bu piyesi yazan Christopher Hampton ‘ın teksti 1968 yıllarında değişik ülkelerde oynanmıştı. Ancak Fransa’da ilk olarak bu yıl önce Avignon ‘da ardından bu sezon da Paris’te oynanıyor.

r8

Apsentin, sigara dumanının hakim olduğu sisli bir atmosferde, şiirin iki devinin tutkusu cesurca sahnede sergileniyor. İkisinin arasındaki duygusal, cinsel, edebi birliktelik anları derinden etkiliyor… Şiddet içeren yaman ama aynı zamanda şiirsel ve hassas anlar. Oyunun gücü özgürce yorumlanmış. Küçük bir cep salonunda (Poche Montparnasse Tiyatrosu) sahnelenen bu oyunda dekor çok basit (bir masa, iki iskemle, bir yatak) seyirci ile oyuncular çok yakınlar nerdeyse iç içeler öyle ki oyun daha bir samimi, daha çarpıcı ,daha bir büyüleyici. Coşkun, sert, gururlu, şehvetli ve de çok kuvvetli bu oyundan sarsılmış, alt üst olmuş bir ruh haliyle çıkılıyor.

Son güncelleme: 12:36 - 28.02.2017