Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
Ruth Ware: “Kitaplarımı bir gölet gibi düşünürüm; suç bu gölete atılan çakıl taşıdır”
Ruth Ware: “Kitaplarımı bir gölet gibi düşünürüm; suç bu gölete atılan çakıl taşıdır”
Yalan Oyunu kitabı Türk okurlarla buluşan suç ve gerilim yazarı Ruth Ware, "Kitaplarımı bir gölet gibi düşünürüm; suç bu gölete atılan çakıl taşıdır. Ama yazdıklarım çakıl taşına değil, yarattığı dalgacıklara dair. Ve bu dalgacıkların merkezinde de ilişkiler bulunur" diyor.
Sercan MERİÇ
Kültür Sanat 27 Nisan 2019 - 10:55

Dünyanın en önemli gerilim ve suç yazarı Ruth Ware’in son kitabı Yalan Oyunu, Türkçe olarak yayınlandı. Ware, daha önce Kapkaparanlık Ormanda ve 10 Numaralı Kamara kitaplarıyla Türk okurlarının da dikkatini çekmişti. İngiliz yazar, eserlerinde incelikle kurguladığı karakterleri ile suçun insan üzerindeki tesirini başarılı bir şekilde aktarıyor. Issız ve tenha mekanlarla, insanın kendisine ve çevresine yabancılaşmasını, eylemlerinden dolayı bir anlamda kendi kendisini izole etmesini başarılı bir şekilde kaleme alan Ware, İthaki Yayınları etiketiyle yayınlanan yeni kitabı Yalan Oyunu’nun merkezine yine kadınları koydu. Kitabın Türkçe olarak yayınlanmasının ardından Ware ile konuştuk.

Yazma maceranızın başlangıcınızı bize biraz anlatır mısınız?

Küçük bir kız olduğum zamanlardan beri hep bir yazar olmak istedim. Okuldayken kısa öyküler yazmakla başladım, daha sonra annemin daktilosunda daha uzunlarını yazdım ve en sonunda bir kitap oluşturabilecek boyutta da romanlar yazdım. Yine de hiçbir zaman yazarlığı meslek olarak yapacağımı düşünmemiştim. Bu durum bana hâlâ bir mucizeymiş gibi geliyor. Bu, otuzlu yaşlarıma değin, yazdıklarımı ajanslara ve yayıncılara gönderme cesaretini bulana kadar sürdü.

Paris, Londra gibi şehirlerde yaşadınız ve İngilizce öğretmenliği, garsonluk, basın sözcülüğü gibi işlerde çalıştınız; sizce bunlar romanlarınızı nasıl etkilemiştir?

Güzel bir soru. Buna cevabım, hayır, bir etkileri olmadı, ciddiyim. Pek otobiyografik biçimde yazmıyorum. Hikâyelerimin çoğu “ya böyle olsaydı?” sorusuna cevap verir (varsayımsal bir sorunun cevabı ya da aynı durumla ben karşılaşsam nasıl davranacağım üzerine bir fikir yürütmedir). Yine de bütün büyük şehirlerin eşitsizlik konusunda aynı olduklarını düşünüyorum; çok zenginle çok fakirin yan yana yaşadıklarını görürsünüz ve bu benim tekrar tekrar incelediğim bir şeydir. 10 Numaralı Kamara'nın temalarından biri de eşitsizliktir; yolcuların sahip olduğu lüksle alt güvertedeki personelin zor koşulları arasındaki karşıtlık. Henüz Türkiye'de yayımlanmayan yeni kitabım The Death of Mrs. Westaway (Bayan Westaway'in Ölümü) de bu temayı içeriyor: Yoksulluk içindeki bir kadının suça itilmesi üzerine.

KADIN YAZARLAR ÇOK BAŞARILI

Son kitabınız Yalan Oyunu dışında Türkçede iki kitabınız yayımlandı: Kapkaranlık Ormanda ve 10 Numaralı Kabin. Her iki kitap da Türkçe okur tarafından hayli beğenildi. Bu yoğun ilgi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Kitaplarımın dünyanın her yanından, benim konuşmadığım dillerden okurlarla buluşmasını düşünmek heyecan verici. Yazar olmanın en keyifli yanlarından biri de seyahat etme ve diğer ülkelerden insanlarla bir araya gelme şansı.

Merakla beklenen Yalan Oyunu da sonunda Türkçeye çevrildi; kitaptan biraz bahseder misiniz?

Hikâye on yedi yıl önce, küçük birer kızken aynı okula gitmiş olan dört kadın hakkında. Bu sırada ileride yaşamlarını etkileyecek bir şey yapıyorlar; bu bütün hayatları boyunca gizlemeye çalıştıkları bir sır. Sonunda okulun yakınlarında yaşamaya devam eden arkadaşlarından, sırlarının gün ışığına çıkmak üzere olduğuna dair bir mesaj alıyorlar. Kitap da bu mesaj sonrasında yaptıklarını anlatıyor.

Son dönemde gerilim ve polisiye alanında birçok başarılı kadın yazarla tanıştık. Sizin hikâyelerinizde de birçok kadın karakter yer alıyor. Bu açıdan bakınca buradaki rolünüzü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kadın polisiye yazarları şu sıralar kesinlikle çok başarılı, birçok büyük kadın yazar mevcut ve bu edebi tarzın bir parçası olmak için çok iyi bir dönem. Yine de kadın karakterler kullanmamın nedeni bu değil; sanırım bildiğim şey üzerinden gitmeyi tercih ediyorum.

Kitaplarınız gerilim yüklü ve düğüm noktalarında da karakterler arasındaki ilişkiler yer alıyor. Kitaplarınızdaki kadın karakterlerin arasındaki bu ilişkileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bazı polisiye yazarlarının aksine güncel suçla pek ilgilenmiyorum. Benim için cinayet (ya da hangi suç söz konusuysa) hikâyenin en az ilgi çekici kısmıdır ve bu yüzden de çoğunlukla son sayfada yer alır ya da kitabın başlangıcında. Benim ilgilendiğim kısım suçun etkileri. Kitaplarımı bir gölet gibi düşünürüm; suç bu gölete atılan çakıl taşıdır. Ama yazdıklarım çakıl taşına değil, yarattığı dalgacıklara dair. Ve bu dalgacıkların merkezinde de ilişkiler bulunur. Batı edebiyatı romantik ilişkilere çok odaklıdır ama bana kalırsa arkadaşlık ilişkileri de onlar kadar biçimlendiricidir. Muhtemelen bu yüzden onlar üzerine bu kadar çok yazıyorum.

‘SIRADAN İNSAN’ DAHA ÇOK İLGİMİ ÇEKİYOR

Issız ormanda bir kulübe, bir gemi kamarası… Bunlar toplumun yaşamı yaratan atomlar gibi izole haline, ilişkilerin azlığına ilişkin referanslar mıdır? İnsanlardaki yalnızlıkla baş gösteren kötülüğe dair göndermeler olarak okuyabilir miyiz?

Hikâyeyi, insanların sadece kendilerine güvenebildikleri izole durumlarla sonlandırmaya sık başvurduğum doğru. Bunun sebebi suçun giderek artan bir şekilde kurumların egemenliği altına girmesidir; amatör dedektifin dönemi geçmişte kaldı, artık eğer bir cinayetle karşılaşırsanız yapmanız gereken şey polisi aramak ve her şeyi onlara bırakmak. Ama ben polis prosedürleri hikâyeleriyle pek ilgilenmiyorum. “Sıradan insan” daha çok ilgimi çekiyor. Onları sadece kendilerine güvenebilecekleri durumlara sokmayı deniyorum; resmi yardım kurumlarının devreden çıktığı ve kendi başlarına kaldıkları durumlara. Bir açıdan, güvendiğimizi düşündüğümüz her şeyi ortadan kaldırmak ve karakterlerimin bu durumla yine de başa çıkıp çıkamayacağını görmekle alakalı.

Tam zamanlı yazarlığın bir şans olduğunu söylüyorsunuz; klasik ve kült eserler üzerinden düşündüğümüzde, bugün yazarak geçinmek geçmişe kıyasla daha mı zor?

Tam zamanlı, profesyonel yazarlık gerçekten başka bir şey. Kitaplarım basılmadan önce yazmak benim için bir hobi, bir eğlenceydi; istemediğim zaman yapmak zorunda değildim ve kendim hariç kimseyi memnun etmem de gerekmiyordu. Şimdi bir anlaşma dahilinde, teslim tarihli yazıyorum ve kitabın yayımlanacağını da biliyorum. Tabii bu durum oldukça farklı hissettiriyor, daha çok bir iş gibi. Ve kendimi, daha kitabı yazmadan önce, insanların kitap hakkında ne düşüneceklerini tahmin etmeye çalışırken buluyorum. Giderek daha fazla, kimsenin kitabımı okumayacağı ve sadece kendim için yazdığım bir durumdaymış gibi düşünmeye çalışıyorum. Bu bana yeni şeyler denemek için güven veriyor.

LONDRA’DA TÜRK MAHALLESİNDE YAŞADIM

Deneyimli okurlarda çoksatar kitaplara karşı bir önyargı, gizledikleri bir öfkeleri oluyor. Bir NYT ‘çoksatarı’ olarak bu durum sizi nasıl etkiliyor?

Övgü ve gösterişle ortaya çıktığınızda insanların sizi başka bir perspektifle okuduğunun doğru olduğunu düşünüyorum. 10 Numaralı Kamara'yı yazarken, çok başarılı bir ilk kitap olan ve New York Times bestseller listesine giren, film anlaşması söz konusu olan Kapkaranlık Ormanda kadar iyi bir kitap yazabileceğim konusunda büyük bir baskı hissettim. 10 Numaralı Kamara'yı Kapkaranlık Ormanda'nın başarısının hemen ardından yazdım ve ne gariptir ki Kapkaranlık Ormanda başarı kazandıkça yazmakta olduğum kitap hakkında daha kötü hissetmeye başladım! Tabii sanırım bu baskı benim için iyi oldu; daha iyi bir kitap yazmayı hedeflememi sağladı.

Türk edebiyatı ya da kültür hakkında bildikleriniz var mı?

Londra'da Türk mahallesinde yaşamıştım, dolayısıyla Türk müziği ve yemekleri benim için gayet tanıdık. Oradaki sinemalarda sık sık Türk filmleri de gösteriliyordu; İngilizce altyazıyla tabii. Yine de utanarak söylemem gerekiyor ki Türk edebiyatıyla ilgili pek bilgim yok. Orhan Pamuk, İngiltere'de çok iyi tanınıyor elbette, fakat güncel Türk yazarları pek tanımıyoruz. Bu ileride düzeltmeyi umduğum bir nokta!

Son güncelleme: 10:59 - 27.04.2019