Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
‘Sanat ile siyaset arasında çok girift bir ilişki var’
‘Sanat ile siyaset arasında çok girift bir ilişki var’
İnşaat işçilerinin güvencesiz çalışma koşullarını anlatan Babamın Kanatları'nın müziklerinde Bajar'ın imzası bulunuyordu. Bajar, filmdeki müzikleri bir albümde topladı. Müzikler, kent yaşamında her an karşılaştığımız tınılardan oluşuyor. Müziklerin üretim ve albümde toparlanma sürecini Bajar'dan Vedat Yıldırım ve Cansun Küçüktürk, sözcü.com.tr'ye anlattı.
Sercan MERİÇ
Kültür Sanat 27 Ocak 2018 - 10:38

Babamın Kanatları filmi için yaptığınız müzikleri albümde topladınız. Siz nasıl filme dahil oldunuz ve bu müzikler nasıl üretildi?
Vedat Yıldırım: Bajar’ın şiarı: Fırat suyu, Marmara’ya karıştı. 1990 sonrasında göçlerle birlikte büyük şehirler baya göç aldı ve sosyolojik değişim yaşandı. Biz de bu yeni hayatın dilini kurmaya çalışıyoruz. Ben yaklaşık 30 senedir buradayım. Bajar’da daha çok besteler üzerinden ilerliyoruz. Şehri anlatıyoruz. Beyaz yakalıları anlatıyoruz mesela Betbeyaz şarkımızda. İşportacıları, ameleleri anlatıyoruz. O dünyaya dair zaten şarkılarımız vardı. O yüzden bizi tercih ettiler. Film de inşaat sektöründeki vahşiliği anlatıyor. O sektörde yoğun emek sömürüsü var. Kalfa var, kendisine özel dünya kuruyor. Onun altında çıraklar var. Kalfanın üzerinde aracı, taşeron var. Taşeronun patronla kurduğu ilişki var. Öyle bir dünyayı anlatıyor film.

bajarr
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin verilerine göre 2017’de 2 bin 6 işçinin, iş cinayetlerine kurban gittiğini görüyoruz. Bu müzikleri üretirken nasıl bir doku kurdunuz?
Cansun Küçüktürk: Filmin temel şeyi ölüm aslında. Bir kan parası mevzusu var. Bu bir ecel ölümü değil, bir kaza ölümü. Zaten kanserden ölecek bir hasta var. Boşu boşuna ölmemek için ailesine yardım etmek için kendisini öldürüyor. Film, zaten bir duygu yoğunluğu taşıyor. Ajite edilebilecek noktada duruyordu film. Müziklerle bu yapılabilirdi. Bunu yapmamak için çok çaba sarf ettik. Ağlak ve dramatik melodiler çok fazla yok. İnsanı huzursuz eden, rahatsız eden, ölüm hissiyatını ortaya çıkartan müzik yapmaya çalıştık. Son dönem dizi furyasında çok kodlanmış müzikler vardır. Bunlardan uzak durmaya çalıştık.

Siz de filmde gözüküyorsunuz. Sizin için nasıldı o sahne?
Vedat Yıldırım: Güzeldi. Etraftaki insanlar da filmde oynuyormuş gibiydi. Hafta sonu çekildi o sahne. Hava da güzeldi. Hafta içi çalışıp, hafta sonu gezmeye çıkan insanlardı belki de. Filmin orası biraz nefes aldığı yer. Aynı zamanda bir aşk hikayesi vardı, onu anlatıyordu.

bajar6
BİR YERE BAĞIMLILIĞIMIZ YOK

İlk Betbeyaz’ı yayınladığınızda beyaz yakalıların yoğun ilgisi olmuştu. Ama o dönemden itibaren beyaz yaka-mavi yaka ayrımı da biraz silikleşti…

Cansun Küçüktürk: Dediğiniz gibi, çok yaklaştılar birbirlerine. Eskiden özel sektörde, firmada, bankada çalışmak bir avantajdı. Ben mühendislik okudum ama okuldaki arkadaşlarımın çoğu bankaya girmişti, çalışmak için. Son zamanlarda o kadar çok işten çıkarmalar oldu ki, beyaz yaka Türkiye şartlarında dezavantaj olmaya başladı. Biz mesela freelance yaşayan bir insanız. Bir yere bağımlılığımız yok. Biz şimdi daha avantajlı ve özgür bir durumdayız. Bağımlı insanlar ya işini kaybetti, ya maaşı düştü. Ekonomi daraldı. Memuriyet herkesin dilinde şu anda daha iyi bir konumda gibi. Son bir yıl içerisindeki siyasal gündemden dolayı mevkiinizin de bir önemi kalmadı. İsterseniz en iyi CEO olun, tek bir cümleyle işinizi kaybedebilirsiniz.
Vedat Yıldırım: Ben Boğaziçi Üniversitesi mezunuyum mesela. Eskiden, “Ben Boğaziçi’ni bitirdim, kesin iş bulurum” denirdi. Şimdi CEO’lar dışında, ara bölgede kimin nereden mezun olduğunun önemi yok. Baya hamaliye bir yer oldu.

bajar3

Cansun Küçüktürk (solda) ve Vedat Yıldırım.

ALTERNATİF SANAT YAPANLAR ZOR GÜNLER YAŞIYOR

Bajar’ı nasıl etkiliyor bu durum?
Cansun Küçüktürk: Biz yaşam içerisinde bağımsızlığı, patron altında çalışmamayı çabalayan ve buna alışan insanlarız. Biz hayatımıza devam ediyoruz aslında.
Vedat Yıldırım: Türkiye’de bir sistem var ve her şeyi yutmaya çalışıyor. Özellikle bizim gibi alternatif sanat yapan müzikler zor günler yaşıyor. Biz aslında vergilerimizi veriyoruz. Eğlence vergisi diye bir olay var Türkiye’de mesela. Kamunun konser salonları var, ama bunların hiçbirinden faydalanamıyoruz. Pop müzik alanı öne çıktı gibi. Orada ekstralar, sponsorlar var. Bizim öyle bir dünyamız yok. Biz tümüyle konser veren ekipleriz. Kamu dediğimiz hep yanlış anlaşılıyor Türkiye’de. Devlet olarak algılanıyor ama karşılığı halktır. Bu kamu kuruluşları belli kesimlere peşkeş çekiliyor. Bizim yaşam koşullarımız da çok makul. Kiramızı ödeyelim, CD, kitap alalım… Gücümüz tabii ki dinleyicilerimiz. Onlarla sıcak bir temasımız, ilişkimiz var.
Cansun Küçüktürk: Müzik piyasasında görünmeyen bir durum var mesela, o da turizm. Komşularımızla ilişkiler çok etkiledi turizmi. Çok fazla otel kapandı mesela. Otel demek entertainment, bir sunum alanı demek. Genel müzik piyasasını birebir etkileyen ve pek fark edilmeyen olumsuz bir taraf da var.

Alternatif sanat üreticileri bu baskıdan dolayı eserlerinde de karamsar olabiliyor genelde. Siz bunu yaşıyor musunuz?
Vedat Yıldırım: Biz daha araftayız aslında, bunu tercih ediyoruz. Bajar’ın protest bir karakteri var. Acıları dile getiririz. İnsanların durumlarını anlatırız ama bunu bir ironiyle dile getiriyoruz. Dertlerimizden kanser olacak halimiz yok. Oturup onla dalga geçiyoruz bazen. Kara mizahla bir araya getiriyoruz derdi. Kapanalım, kendimizi gebertelim gibi bir durumumuz yok. Derdimizi dışavurmaya çalışıyoruz. Hayat zaten insanları tarumar ediyor, biz konserlerde eğleniyoruz onlarla. Birlikte dans ediyoruz, şarkı söylüyoruz.
Cansun Küçüktürk: Gündem çok dinamik olduğu için. Konsere bir saat kala, repertuvarı değiştirebiliyoruz. Her an haberler düşüyor cebimize. Bazen vur patlasın, çal oynasın durumu olmayabiliyor.

GEZİ’DEN SONRA FARKLI BİR YÖNELİM VAR

1970’lerde başlayan, kırdan kente göçün yarattığı bir arabesk furyası var ama 1990’lardan sonra birçok tarz olsa da, böyle baskın bir müzik akımıyla çok karşılaşmadık. Bunun nedeni nedir sizce?
Cansun Küçüktürk: 1970’lerde internet yoktu. İnsanlar göçle bu kültürü getiriyorlardı. Şimdi internet olduğu için biraz daha global bir paylaşım alanı var. Doğu Blok ülkelerinde de internet dolayısıyla tüm müziklere erişilebiliyor. Biz de de öyle. O yüzden o kadar keskin bir şey olmuyor. O kırılma biraz Gezi’de yaşandı. Gezi’den sonra müziğe farklı bir yönelme var. ‘Üçüncü Yeniler’ gibi.
Vedat Yıldırım: Şehir diyoruz ama, İstanbul’da çok farklı kültürel kümeler var. Bu büyük şehirde birbirimize temas ediyoruz ama, farklı kültürler var. Karadeniz müziği var, Kürt müziği var. Bu bir taraftan devam ediyor. Hepsinin takip ettiği akımlar da var. Arabesk hâlâ devam ediyor. Radyolarda dinleniyor. Gençler arasında alternatif rock dünyası var. O dünya biraz daha tamamlanmış bir kentliğinin müziği. Böyle birçok katman var. Yekpare bir şehir kültüründen söz edemiyoruz. İnsanlar birçok şeyi yaşıyor.
Cansun Küçüktürk: Bir ara apaçi akımı başlamıştı. O bir müzik akımı yaratabilirdi ama olmadı. Şu anda mesela Türkçe sözlü hiphopta, biraz daha varoş dediğimiz kısımda bir şeyler var. O daha çok batı altyapılı. Ama belki 5-10 yıl sonra başka bir yere evrilebilir.
Vedat Yıldırım: Aslında 1990’lar ve 2000’ler başına baktığımızda yeni üsluplar çıkmıştı. Şu anda biraz kaos ve geçiş sürecindeyiz. Birçok belirsizlik var. Mutlaka, bu yaşanılanların bir karşılığı olacaktır. Üçüncü Yeniler’in müziğine bakıldığında Gezi sonrası bir küskünlük de görülüyor. Daha batıya dönükler, doğuya küskünler mesela. Türkiye’nin muhafazakarlaşmasına tepkililer.
Cansun Küçüktürk: Suriyeliler şehre adapte olduğun da başka şeyler çıkacaktır.

bajar5

SANAT İLE SİYASET ARASINDA GİRİFT İLİŞKİ VAR

Bu muhafazakarlaşma, kutuplaşma artarken, dipten gelen yoğun bir üretim var. Dinleyiciler de bu üretimi sahipleniyor. Bir şekilde pes etmeme hali de var. Bu kümeleşme sizi nasıl etkiliyor?
Cansun Küçüktürk: Kutuplaşma gittikçe artıyor. Farklı hareketler sivrilebiliyor. Ama karşılaşmalarla birlikte tanışmalar da başlıyor. Garip ama yavaş bir dönüşüm yaşanıyor. Toplum olarak bir akıma çok çabuk yöneliyoruz. Siyaset, toplumu çok kolay yönlendirebiliyor. Çok girift bir ilişki var sanat ve siyaset arasında.

Sanat nasıl bir yola sapar bu durumda?
Vedat Yıldırım: Bu trend topic olayı çok enteresan mesela. Çok büyük problem. Bu hararetlilik, bizim daha makul olmamızı engelliyor. İnanılmaz bir fanatizm var. Bu da her yere sirayet ediyor. Seküler kesmin yaşam alanlarını savunma konusunda daha inatçı çıktı. Bunu son referandumda gördük. Özellikle büyük şehirlerde… Biraz daha nasıl büyüyeceğiz meselesi çok önemli. Ben de sekülerizmi savunan bir insan olarak söylüyorum bunu; başka muhalefet alanlarıyla da temas edilmeli. Her karşılaşma bir gerilimdir ama pozitif bir şey çıkar. Üsluplar da böyle oluşur. Blues mesela Afrikalılarla beyazların karşılaşmasından çıktı. Karşılaşma olmadan yeni sanat üslupları çıkmıyor. Ben mesela Suriyelilerle bir şey yapmalıyım belki. Biraz zor bir şey tabii.

BAJAR’DA HERKES ÖZGÜR

Bajar’ın iç dinamiği nasıl işliyor üretim sürecinde?
Cansun Küçüktürk: Bizde her şey serbest. İsteyen herkes, istediği öneriyi getirebiliyor. Aranjmana müdahale edebiliyor. Ama tabii herkesin farklı özellikleri var. Vedat’ın besteci yönü ağır. Benim enstrüman yönüm ağır. Herkes kendi ağırlığı doğrultusunda ortaya bir şey koymaya çalışıyor ama herkes, birbirinin alanına girme konusunda özgür.

Michael Jackson’ın ‘They Don’t Care About Us’ şarkısını cover yaptınız. Bunun gibi başka sürprizler olacak mı?
Cansun Küçüktürk: Şu anda yeni albümle uğraşıyoruz. Bajar’ın belli bir anlayışı var. Michael Jackson o sözleri yazmasaydı, biz de cover’lamazdık. Bir Billie Jean yapmayız mesela. Ritm de bize çok uygundu. Amacımız bir Michael Jackson yapalım da gündeme gelelim değildi.

bajar4
YAZA YENİ ALBÜM GELİYOR

Yeni albüm hazırlıkları nasıl sürüyor?
Vedat Yıldırım: Bir repertuvar havuzu oluşturuyoruz. Hedefimiz yaza doğru albümü çıkartmak.
Cansun Küçüktürk: Şu an mutfaktayız. Pazara gittik alışverişi yaptık, geldik. Yemek nasıl olacak bilmiyoruz.

ʻʻ
Toplu konutun güvenliği var, işçinin güvenliği yok
Türkiye'de kapitalist sistemin içerisinde şöyle bir kural var: Birinin dezavantajı, diğerinin avantajı, birinin acısı, diğerinin mutluğu, birinin güvensizliği, diğerinin güveni oluyor. Yapılan toplu konutlara bakın, hepsinin güvenlikleri var. Arkadaşınızın evine bile doğrudan gidemezsiniz. Ama o toplu konutların yapımında, o toplu konutları yapan insanların can güvenliği yok. Aslında herkes mezarlığın üzerinde yaşıyor. Güvenli bir evde oturmak insani bir hak, bu yanlış anlaşılmasın, ama o binayı yapanlar, geride babasız çocuklar bıraktı. Kadınlar tek başlarına çocuklarıyla kaldı. İnşaatları yapanların, kalacak evi yok. Bu temel bir tezat.
Cansun Küçüktürk
Son güncelleme: 18:44 - 27.01.2018