Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
Selçuk Borak: Damdaki Kemancı’da bayrak tutmaya bile razıydım
Selçuk Borak: Damdaki Kemancı’da bayrak tutmaya bile razıydım
Oyuncu Özge Borak'ın babası Selçuk Borak sadece 25 ülkede oynanan bir projeye imza attı.
Melis BAYRAKTAROĞLU
Kültür Sanat 15 Mart 2018 - 15:20

Karşımda Devlet Opera ve Balesi'nin saygın isimlerinden birisi duruyor.

Enerjisi fena biri sayılmam ama benim bile nefesim kesiliyor!

O; baş koreograflık yapıyor, oyunculuk yapıyor. Pek çok opera, operet ve bale eserlerinde dans etti. Baş dansçı ve solistlik yaptı. Ve bunların hepsini o kadar iyi yaptı ki… Ödüllere doymadı!

Şimdi de sadece 25 ülkede oynanan bir projeye imza attı.

Biz de Sozcu.com.tr okurları için Selçuk Borak'la bir araya geldik ve keyifli bir röportaj yaptık.

Selçuk Borak - Melis Bayraktar

Selçuk Borak – Melis Bayraktar / Fotoğraf: Oğuz Birkardeşler

Eski bir röportajınızda Atatürk Kültür Sarayı'nda oynayan ‘Damdaki Kemancı' oyunundan çok etkilenip baleye başladığınızı anlatmışsınız. Şimdi yıllar sonra ‘Damdaki Kemancı'da yer alıyorsunuz. Ne güzel hayalini kurduğunuz bir şeyi gerçekleştirmişsiniz.

‘Damdaki Kemancı' oyununun kaderimde bir dönüm noktası olacağını, o yıllarda kim bilebilirdi…

69 yılının başlarıydı… Ben o yıllarda Kimya öğrencisiydim. Damdaki Kemancı ilk kez oynuyordu Atatürk Kültür Sarayı'nda. Ben de izlemeye gittim.

Rahmetli Cüneyt Gökçer ve Devlet Tiyatrosu'nun temsilini seyrederken inanılmaz etkilendim. Kimya öğrencisiydim o yıllarda.

Ve dedim ki ‘ben bir gün burada bayrak sallamaya bile razıyım!'

O kadar büyülendim… O kadar istedim ki… Şans işte…

Ablam bir gün geldi ve ‘Seni operanın ve balenin sınavlarına kayıt ettirdim.' dedi.

Ben de; ‘Ne nota biliyorum, ne hareket..' dedim.

‘Hayır' dedi. ‘Ben yazdırdım. Gireceksin o sınavlara!'

Derken o sınavlara girdim. Sonuçlar açıklandığında baktım ki; hem operanın hem de balenin sınavlarını birden geçmişim.

Ben baleyi tercih ettim, çünkü çok az balet vardı Türkiye'de o yıllarda.

Derken 5 yıl içinde 1974 yılında baş dansçı ve solist oldum Devlet Opera ve Balesi'nde.

1980'lere geldiğimde ise; 4. Murat Operası'nın ilk sahnelenişi ve Don Kişot balesinin koreografi asistanlığı ile koreografi çalışmalarım başladı. İlk koreografimi Venedik'te gerçekleştirdim. Sonra da zaten baş koreograf oldum.

Şimdi de gençlik yıllarımda hayalini kurduğum o projedeyim. Bayrak tutmuyorum tabii

Teklif gelince ‘Her şeyi oynarım' diyemedim.  Lazar Wolf'u canlandırıyorum.

Peki şimdi ne hayal ediyorsunuz?

En çok kızım Özge ile aynı projede yer almayı hayal ediyorum.

‘İstanbullu Gelin' dizisinde birlikte kamera karşısına geçmiştiniz zaten.

Evet ama sette karşılaşmadık bile. Şimdi zaten ‘İstanbullu Gelin'de o da yok, ben de yokum.

Baba olarak çocuklarınızla çalışırken otoriterliğinizi koruyabiliyor musunuz?

Güzel soru! Bunu ikiye ayırıp o şekilde cevap vermek istiyorum.

Koreograflık yaptığım zaman çocuklarımı veya diğer öğrencilerimi hiç ayırt etmeden eğitebiliyorum, öğretebiliyorum, gösterebiliyorum… Onlar veya başkaları benim için hiç fark etmiyor. Özge'yle de, Selim'le de birlikte koreografi yaptım.

Fakat şöyle de bir şey var; aynı sahneyi paylaşırken birden bire baba olduğun ortaya çıkabiliyor. Şimdi şöyle ki; bundan yıllar önce Devlet Opera ve Balesi'nde Don Kişot'u oynuyorduk. Selim Espada karakterini, bense Gamache (Gamaj)'ı oynuyordum.

Orada bir sahnemiz vardı canlandırmamız gereken…

Ben sahnedeyken, Selim gelecek ortaya ve büyük bir dönüş yaptıktan sonra havada zıplayıp tekrardan dizinin üzerine düşecek.

Bir baktım ki; Selim'in dizlerinin üzerine düşmesi gereken noktaya bir önceki dansçının küpesi düşmüş. Şimdi ona basarsa düşer ve bir yerini kırar diye ödüm patladı. Aklımdan kocaman bir korku geçti ve oturmam gereken sahnede farkında olmadan babalık refleksiyle ayağa kalktım. Dimdik ayaktayım.

Sonradan fark ettim. Dedim 'Ne yapıyorum ben?' hemen yavaş yavaş oturdum.

İşte böyle… Fark etmesen bile, babalık ne yaparsan yap çıkıyor bir yerde…

İstanbul Devlet Opera ve Balesi-İDOB repertuvarlarında sık sık ‘Borak Ailesi' karşımıza çıkıyor. Siz zaten en önemli baş koreograflardan birisisiniz. Eşiniz Buket Hanım önemli bir balerin, oğlunuz Selim Bey balet, gelininiz Seda Hanım balerin, kızınız Özge ise tiyatrocu. Nasıl bir ailesiniz siz, inanılmaz hayranım!

Bir de minik Poyraz Borak yetişiyor. O ileride hepimizi geçecek bir vaziyette. Henüz 5 yaşında olmasına rağmen eli inanılmaz yetenekli. Çok güzel kuklalar yapıyor. Görmeniz lazım. Çevirmeyi, vidalamayı, her küçük detayı çok iyi biliyor.

Bütün aile aynı projede yer alsanız harika olur aslında!

Evet tabii, bütün aile bir arada bir şey yapabilirsek harika olur. Tek tek aynı sahneyi paylaştık. Fakat hep birlikte hiç bir araya gelmedik.

2

‘OYUNCULUK YAPMAYA CESARET EDEMEDİM'

Oyunculuk performansınız çok iyi! Sahnede izleyenleri kendinize hayran bırakıyorsunuz.

Buna rağmen neden oyunculuğa bu kadar geç başladınız? Sıcak mı bakmıyordunuz?

Bu soruyu bana o kadar çok kişi sordu ki… Devlet Opera ve Balesi'nde çalışmaya başladığım ilk yıllarda, tiyatrocu arkadaşlarım bile bana ‘Selçuk sen neden sahnede değilsin?' derlerdi hep.

Nedense cesaret edemedim!

Neden cesaret edemediniz ki? Zaten hep sahnedeydiniz…

Biz hep sahnedeyiz bundan dolayı da bizim hareket hafızamız kuvvetlidir fakat ya metni ezberleyemezsem, ya yapamazsam, ya olmazsa diye kendi kendime düşünür dururdum.

Bir de tabii birisinin gelip size teklifte bulunması, sizi yönlendirmesi gerek. Durduk yere ben burada oynayayım diye bir şey yok.

Bana neden oyunculuk yapmıyorsun dediler, fakat yönlendirmediler.

Sonra işte ‘Şark Dişçisi' müzikal oyunu çıkacağı zaman ‘Ben Ermeni Türkçesi'ni çok rahat konuşabiliyorum. Bir şekilde bunun içinde olmalıyım.' dedim kendi kendime ve bunu karım Buket'e söyledim. O da ‘Engin Alkan'a söyle bir' dedi.

Engin'e söyledim. ‘Harika olur!' dedi.

Dedi ama benim uykularım kaçtı sahneye çıkana kadar.

Harikaydı! Ödül aldım.

Sonra pişman oldum tabii…

‘Keşke daha önce oyunculuk yapmaya başlasaydım' dedim!

‘SADECE 25 ÜLKEDE OYNAYAN BİR PROJEYE İMZA ATTIM'

Bize sizi bekleyen yeni projeleri anlatır mısınız?

İlk kez burada açıklıyorum bunu: Dünyada sadece 25 ülkede oynanan bir oyun var; ‘White Rabbit, Red Rabbit – Beyaz Tavşan, Kırmızı Tavşan' diye.

Çok canlı bir performans. Çünkü ne oynayacağınızı bilmiyorsunuz. Sahneye çıktığınızda oradaki yapımcı size bir zarf veriyor ve zarfın içinden çıkan metni okumaya başlıyorsunuz. Ne oynayacağınızı ilk kez orada görüyorsunuz. Sahnede!

Seyirci de o ilk performansı izliyor.

Bu proje için inanılmaz heyecanlıyım. Nisan başında o olacak. Nerede olacağı bile henüz belli değil. Onlar ay sonuna doğru haber verecekler.

Son güncelleme: 18:45 - 15.03.2018