Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
Sıradışı bir psikolog: Bar Psikoloğu
Sıradışı bir psikolog: Bar Psikoloğu
ODTÜ psikoloji bölümü mezunu ve tek hayali terapist olmak olan Ferhat Aydın, nam-ı diğer Bar Psikoloğu, mezun olduktan sonra insanların terapiye ve psikolojiye ne kadar uzak olduğunu fark edip mesleki depresyon yaşıyor. O süreçte kendini iyi hissetmek için gittiği barlar ise ona yeni işinin kapısını aralıyor.
Seda ÖNCELER
Kültür Sanat 24 Aralık 2018 - 08:21

Aydın, tam 3 yıldır barlarda psikogösteri yaparak insanlara terapi ve psikolojiye dair bilgiler aktarıyor. Terapiye gitmekten çekinen insanlara ”Gerçeklik çok güzel gelsenize” diyen Bar Psikoloğu ile Sozcu.com.tr okuyucuları için çok keyifli bir sohbet gerçekleştirdik…

Bar Psikoloğu kimdir?

Öncelikle Bar Psikoloğu gerçek bir psikolog. 2011 yılında ODTÜ Psikolojiyi bitirdikten sonra sektördeki tek hayalim terapist olmaktı ama biraz ekonomik, biraz kültürel, biraz toplumsal sebeplerle insanların terapiye gitmediğini fark ettim.Tecrübeler, eğitimler, çalışma hayatı derken hep terapist olmak için çabaladığım noktada 2015 yılında bir baktım ki insanlar terapiye gitmiyor. O dönem mesleki depresyon dediğimiz bir süreç yaşadım. O ara kendimi biraz daha iyi hissetmek için barlara daha çok gitmeye başlamıştım ve tek amacım sadece sosyalleşmek ve insanlarla muhabbet etmekti. Çünkü bu bana çok iyi geliyordu. Sonra fark ettim ki insanlar sürekli barlara gidip, alkol alıp farklı şeylerle problemlerini hasır altına atıyorlar. Bir psikolog gördüklerinde de direk sorular sormaya başlıyorlar. Bunu fark ettikten sonra terapiyi yapamadım acaba terapiyi anlatsam olur mu diye düşündüm. 3 buçuk yıldır farklı sahnelerde 24 şehirde 300 gösteri yaptım. Bar psikoloğu sadece barda sahne aldığı için değil, bar muhabbeti
tadında yalın ve anlaşılır bir şekilde psikoloji bilimini anlattığı için bar psikoloğu oldu. Yoksa hadi içiyoruz boşver gibi bir şey söylemiyorum insanlara. Tek derdim insanlara biraz mizahi bir şekilde psikoloj bilimini anlatmak ve insanlarda psikoloji kültürünün oluşması.

“PSİKOLOG AMA ONUN DA KAFASI KARIŞIK”

Sizi çok seven bir muhafazakar kesim var. Fakat onlar sırf ‘bar’ kelimesi dolayısıyla gösterilerinize katılamıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Sırf bunu düşünerek son 2 yıldır seminerlerde, üniversitelerde ve şirketlerde de konuşma yapmaya başladım. Ama hayatında ilk defa sadece beni dinlemek için bara gelen çok fazla insan var. Öyle bir ortam ve muhabbet oluyor ki burada, kimse kimsenin ne içtiğine, ne giydiğine falan bakmıyor. Herkes bir şeyler öğrenmek ya da derdini dökmek için geliyor buraya. Biri beni izlemek istiyorsa her ay ya üniversite söyleşisi vardır ya seminer vardır.

İnsanlardan duyduğunuz en çok sorun nedir?

Bu şehirden şehre ve yaştan yaşa çok fark ediyor. İnsanların genel olarak kafası çok karışık. ‘Ya ne yapacağız bu insan olmakla ilgili, nasıl yaşayacağı bu kadar acıya rağmen, tutarsızlığa rağmen
‘ diye felsefi sorular soran bir kesim var mesela. Bunun bir çözümü yok. Bende bir çözüm bulamıyorlar yani. Ama şunu görüyorlar adam psikolog ama onun da kafası karışık. Bunun yanı sıra ciddi anlamda ilişkilerle ilgili bir ortak dert var. Doğru kadın, doğru adam gibi. Ben doğru adam ve doğru kadın olmadığını anlatmaya çalışıyorum. Herkes bu kadar aşkın peşinden koşarken, bir yandan da cool olmaya çalışırken nasıl aşık olacağız diye anlatıyorum. Sektörün ve kişisel gelişim sektörünün bize verdiği ‘mutlu olman’ lazım mesajının sakatlığını anlatıyorum. Çünkü ciddi anlamda bir takıntı var mutluluğa. Bir de galiba duyguları çok farkında değiliz. Duygu okuryazarlığı diyorum ben buna. Kadınlar bu konuda çok iyi. Erkeğin durumu ise sorgulanmaya muhtaç.

img_0589

“ÇOCUK PSİKOLOJİSİNİN YETİŞKİNLİĞE ETKİSİNİ KAVRAMIŞ DEĞİLİZ”

Gözlemlerinize göre bu coğrafyanın insanlarının problemi nedir?

Geçmişimizle ve tarihimizle çok yüzleşmiyoruz. Mesela Türkiye tarihinde her 10 yılda bir çok ciddi olaylar oluyor. Bu olayları psikolojik olarak ne kadar sindirebiliyoruz, ne kadar konuşabiliyoruz bunlar çok kritik. Suçlayıcı ve ayıplayıcı diye toplumu ikiye ayırırlar tanımlarken. Bizde ikisi de var. Dolayısıyla bir sosyal baskı var. Bu da ayıp olmasın, üzülmesin, kırılmasın diye duygularımızı ifade etmekte zorlanmamıza sebep oluyor. Sonra da fizyolojik hastalıklar ortaya çıkıyor. Ve dünyada Türkiye bu konuda ikinci sırada. Bir de çocuk psikolojisinin yetişkinliğe ne kadar etki yaptığını tam kavramış değiliz. Modern ebeveynler
bir şeyler yapmaya çalışıyorlar ama eğitim sisteminin pedagojiyle ciddi derecede harmanlanması gerekiyor.

Kişisel gelişim ve yaşam koçluğu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Kişisel gelişim diye bir meslek yok. Sabah uyandığınızda daha iyi bir amacınız yoktur gider ofisinize tabelayı asar kişisel gelişimci olursunuz. 10 adımda mutluluk, 5 adımda öfke yönetimi vs gibi seriler insanları bu hale getiriyor. Yaşam koçları için tam olarak aynı şeyi söylemiyorum. Gerçi onlar ‘biz gerektiğinde yönlendiriyoruz’ diye savunma yapıyor. Neyi anlayıp yönlendiriyorlar? Terapist olmakla ilgili ya da klinik görüşme becerileriyle ilgili nasıl bir donanımları var da, ”aa bunda kişilik bozukluğu olabilir ben buna hiç bulaşmayayım diyor?” Buna ben henüz hiçbir yaşam koçunda cevap bulamadım. Bu kimsenin kimseye diploma soramadığı bir furya. Tabi aynı zamanda ruh sağlığı yasası olmadığı için psikolog kimdir, psikiyatr kimdir bunların hiç birinin yasal zemini olmadığı için bu kadar kargaşa var. ‘Terapist’ ve ‘therapist’ arasında tek bir boşluk var. Birincisi terapist demek, ikincisi tecavüzcü demek. Eğer işin ehline gitmezseniz ruhunuza tecavüz ederler, ruhunuz duymaz. Kime gittiğiniz çok önemli. Benim derdim de bu gösteri de bunu anlatmak.

Depresyon hakkında ne düşünüyorsunuz? Belki de psikolojik olarak insanların en iyi bildiği hastalık…

Bazı araştırmalara göre önümüzdeki yıllarda ölüm sebeplerinden birincisi kalp rahatsızlıkları, ikincisi de depresyon olarak tahmin ediliyor. Depresyon iki insandan birinin hayatının bir döneminde yaşadığı bir durum. Yalnız depresyon ve depresif mod çok farklı. İnsanlar biraz mutsuzken, biraz depresifken kendini depresyonda zannediyor. Depresyon iştah bozukluğu, uykusuzluk, hayattan zevk alamama gibi semptomlarıyla uzun süre devam eden ciddi bir şeydir. Eğer kişi kendinde terapiye gidecek gücü bulursa tedavisi mümkündür.

img_0592

“GERÇEKLİK ÇOK GÜZEL GELSENİZE”

Terapiye gitmekten korkan, kendisiyle yüzleşmekten çekinen insanlara ne tavsiye edersiniz?

Önce bana gelsinler, terapinin ne olduğunu bilsinler, hangi koşullarda terapiye gitmeleri gerektiğini fark etsinler. Bir de acımayacak demeyeceğim mutlaka acıyacak ama hiçbir cerrah ‘acıyacak’ diye ameliyattan vazgeçmez.

-Meslektaşlarınıza önerileriniz var mı?

Terapist olmak dışında psikolojinin farklı alanları var onlara da bir baksınlar. İlle terapist olacağım diye tutturmasınlar. Sosyal medyayı takip etsinler. Bir şey paylaşmak zorunda değiller ama bir baksınlar ne oluyor diye… Mutlaka Black Mirror izlesinler. İngilizce literatürünü takip etmek çok önemli. Sosyalleşsinler, muhabbet etsinler, fal baktırsınlar, barlara gitsinler. Onların hepsini şöyle bir görsünler ne oluyor buralarda diye. Bol bol bizim insanlarımızı gözlemleyip onları dinlemeye çalışsınlar. Tecrübeli ve aklına güvendikleri insanların fikirlerini bir yerde tutsunlar.

img_0590