Sözcü Plus Giriş

Toplum, sanatın muhalefetine kulak vermeli

Usta oyuncu Erdal Özyağcılar, sanatın insanlar üzerindeki önemine böyle vurgu yaptı. ‘Kulak verilirse, daha demokrat ve daha özgürlükçü toplumlar olur” dedi... 

Hande ZEYREK
Güncellenme: 07:25, 21/03/2021
Toplum, sanatın muhalefetine kulak vermeli

Sanat hayatı boyunca çok sayıda film, dizi ve tiyatroda yer alan usta oyuncu Erdal Özyağcılar, Bizimkiler, Elveda Rumeli gibi birçok sevilen projede iz bırakan rollere hayat verdi. Şu sıralar Yasak Elma dizisinde Anadolu kökenli iş insanı Hasan Ali Kuyucu rolüyle ekrana dönen Özyağcılar, tiyatro çalışmalarına ise kızı Zeynep Özyağcılar'ın 2014'te kurduğu Tiyatro Martı'yla devam ediyor. Usta oyuncu yeni projesine, tiyatroya, eşi Güzin Özyağcılar'la yarım asrı deviren mutlu evliliğine ve yaşama dair sorularımızı şöyle cevapladı.

BİR SOSYAL SINIF ELEŞTİRİSİ

4. sezonunda dahil olduğunuz Yasak Elma 100 bölümü devirdi sizce sırrı nedir?

Bütün dizilerdeki sır; başta proje tasarım, arkasından doğru bir senaryo ve doğru bir cast. Burada yönetmen arkadaşlar kırılıp üzülmesin ama dizi, filmin maalesef sıralaması bu. Ben bu 100 bölümün sadece 10 bölümünde vardım ama geri kalan bölümde olan arkadaşlarımın başarılarını kutluyorum.

Sanırım hepimiz entrikayı seviyoruz…

Yasak Elma; para ve güç odaklı bir sınıfın, bir komedisi. Daha doğrusu bir komedi anlatımıyla, eleştiri demeyeyim ama onların entrikalarını, kıskançlıklarını, para üzerindeki duygu ve tutumlarını anlatan bir komedi dizisi. Bana göre aslında bu bir sosyal sınıf eleştirisi. Çok ta başarılı ki zaten 100. bölüm ile devam ediyor…

Hayat verdiğiniz Hasan Ali karakteri diziye neler kattı?

Hasan Ali bu diziye bir Anadolu kökenli iş adamı olarak girdi. Hasan Ali Kuyucu'nun diziye neler kattığını ancak seyircimiz söyler ama  gelen tepkiler olumlu, ben de çok mutluyum.

SEYİRCİNİN ÖNEMİNİ ANLADIK

7 sezonu deviren ‘Hoş geldin Boyacı'  tiyatro oyununuzu pandemi nedeniyle 20 Şubat'ta internet üzerinden canlı yayınla sergilemek size ne hissettirdi?

O online oyunda hepimiz çok duygulandık. Seyircinin ne kadar önemli olduğunu anladık. Sadece sahneyi doldurmak veya salonu doldurmak adına değil, onların nefesini duymak onların reaksiyonlarını almak çok önemli bir şey. Yani bir şey eksikti. Tiyatro zaten odur; oyun-seyirci-oyuncu üçgeni içinde devam eden bir olgu. Seyirci olmayınca biz gerçekten çok duygulandık. Hatta onu Berna Laçin arkadaşım oyunun sonunda çok güzel ifade etti…

 Pandemi sürecinde sanatın durması siz usta sanatçıları nasıl etkiledi?

Pandemi sürecinde kızım Zeynep'in yazdığı Maydonoz diye kısa bir film yaptık. Şimdi Tiyatro Martı yeni dijital projelerinin provasına da giriyor. Bu arada repertuardan kaldırdığımız oyunları da online olarak açmayı düşünüyoruz. Bu sezona prova yapıp, pandemide durduğumuz, Zeynep Özyağcılar'ın yazıp oynadığı “En Güzel Parçam” oyununu sahneleyeceğiz. Ben de bu arada boş vakitlerimde bol bol yeni oyunlar okuyorum.

Kızınız Zeynep Özyağcılar'ın 2014'te kurduğu Tiyatro Martı ve çalışanları bu süreçte nasıl zorluklar yaşadı? 

Biz oyun oynayamadık ama Zeynep, tiyatromuzda çalışan Gözde Çetiner'le beraber pandeminin getirdiği ruhsal bozuklukla ilgili çok güzel bir kısa film yaptılar, onu yayınladılar. Burada neler yapılması gereken olayların ötesinde, her toplumsal kesime devletin bir yardımı var. Tiyatroya da bu yardımın yapılması gerekiyor. Yapıldı mı veya ne kadar yapıldı… Bunun daha fazla olmasını diliyorum tabii…

ÜLKE İÇİN DİLEK TUTULMALI

Tiyatro ve sanat muhaliftir cümlesine katılıyor musunuz?

Tiyatro zaten insana insanı anlatan sanat dalı. Nasıl insan karakterlerindeki olması gerekenleri, olmaması gerekenleri, acıları, mutlulukları sahneye taşıyıp insanları irdeliyor ve eleştiriyorsa, yani ayna vazifesi görüyorsa, topluma yön veren kural ve yasalar da yanlış uygulanmaya başladığında tabi sanat da onu irdeliyor, eleştiriyor, ayna tutuyor. Yalnız bu muhalif sözcüğünün bir görüşe, bir eyleme, bir tutuma karşı olma tarifinin çok ötesinde bir şey. Toplumlar, sanatçıların sanatlarını kullanarak yaptıkları muhalefete kulak verirlerse, kanımca daha medeni, daha demokrat ve daha özgürlükçü toplumlar oluyorlar.

 “Her gün kendin için bir dilek tut yeter”  demişsiniz. Sizin dileğiniz nedir?

Yalnız kendiniz için değil, herkes için bir dilek tutmalı, ülke için dilek tutulmalı. Kendiniz için, iş için de tutulmalı. Sağlık konusu çok önemli. Benim dileğim önce sağlık. Devamlı mutluluk değil de, hayırlı, kazasız, belasız gün atlatmak. Bir de mesleğimden uzak kılacak herhangi bir hastalığın beni yakalamaması, bana yakın olan, çevremdekilerin sağlığı, onların umutsuz günler geçirmemesi…

İki çocukları olan Özyağcılar Çifti, yarım asır önce konservatuarda tanışıp evlendi.

Güzin'le çok mutluyuz, 50 yılın nasıl geçtiğini pek fark etmedik

 Eşiniz Güzin Özyağcılar ile 50 yılı deviren sevginiz saygınız sorulur her zaman. Bir sırrı var mı mutlu evliliğin?

Evet, bunu çok soruyorlar bize. Buradaki en büyük etken işimizi, mesleğimizi çok sevmemiz oldu. Onun mücadelesi içinde ekonomik durumlar oldu. Yani bir tiyatrocunun aldığı maaş, özel tiyatrodaki kısır döngüler, sıkıntılar. Ben bir ara tiyatroyu bırakıp, şampuan sattım çünkü para kazanamıyordum orada. Ama bizim evliliğimiz çok mutlu geçti, sonra çocuk devri başladı, çocukları çok sevdik, hepsi büyüdüler. Güzin'le çok mutluyuz. Biz 50 yılın nasıl geçtiğini pek fark etmedik.

 Hayata dair hiç pişmanlığınız var mı?

Hayatta hiçbir konuda, hiçbir pişmanlığım olmadı. Allah bana böyle bir pişmanlık yaratmadı, bundan sonra da yaratmasın.

Merhametli, adaletli vicdanlı olmak bunlar benim için çok önemli

 Olmazsa olmazları nelerdir Erdal Özyağcılar'ın?

Benim için saygıdır. Saygı çok önemlidir. Şöyle önemlidir; bazı insanlar vardır artık saygıyı yaptıklarıyla kazanmışlardır. Onları sevmeseniz bile veya sevme ilişkisini yaşamamışsanız bile o saygıyı göstermeniz lazım gibi geliyor bana. Bir de tabii merhametli olmak, vicdanlı olmak, adaletli olmak, bunlar çok önemli. Adabı muaşeret sözcüğü gibi olacak ama yalan söylenmesinden de nefret ediyorum.

 Torunlarınıza nasıl bir dedesiniz? Onlara nasihat eder misiniz?

Ben dede değilim, onların arkadaşlarıyım. Hep öyle diyoruz. Aramızda “Nasılsın aga?” falan diyoruz. İkisi de oğlan, biri 15, diğeri 10 yaşında. Herhalde onlar da beni seviyorlardır. Onlara hiçbir zaman “Onu yapma, bunu yapma” diyen bir dede olmadım, hatta şımartan bir dede oldum. Onlara her zaman nasihatım: Önce yalan söylemeyeceksiniz, merhametli, adaletli ve vicdanlı olacaksınız.