Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
Türk sanatçılar Da Vinci’nin yolunda
Türk sanatçılar, ölümünün 500'üncü yılında dahi sanatçı Leonardo Da Vinci'nin izini sürdü. Amboise'da bulunan tarihi şatolar, Da Vinci'nin son yıllarını geçirdiği Cloux Luce Şatosu, I. François'nın ikamet ettiği Kraliyet Şatosu sanatçıları çok etkiledi. Mercan Dede'nin, Da Vinci'nin mezarının bulunduğu şapelde ney üflemesi ise gezinin unutulmaz anlarından birisiydi.
Sercan MERİÇ
Kültür Sanat 17 Ekim 2019 - 12:12

Dünyanın en büyük dehalarından birisi olan, (çoğu kişiye göre en büyüğü) Leonardo Da Vinci, bundan 500 yıl önce 2 Mayıs 1519’da Amboise’da hayata gözlerini yumduğunda 67 yaşındaydı. 14 Nisan 1452’de Floransa’da evlilik dışı bir ilişkiden dünyaya gelen Da Vinci, Rönesans’ı ve insanlık tarihini derinden etkiledi. Ressam, heykeltraş, mühendis, mimar, mucit, müzisyen, anatomist, botanikçiydi.

Leonardo Da Vinci (15 Nisan 1452 – 2 Mayıs 1519)

Da Vinci, kariyerinin ilk 10 yılını bağımsız bir sanatçı olarak geçirdi. Daha sonra Giuliano de’ Medici, onun hamiliğini üstlendi. 14 ve 17’nci yüzyıllarda Floransa’nın en güçlü ailesi olan Mediciler, dönemin sanatını da derinden etkiledi. İtalyan Rönesansı’nda Medici ailesinin etkisi oldukça büyüktü. Da Vinci, 64 yaşına geldiğinde, hamisi Giuliano de’ Medici hayatını kaybetti. Eşcinsel olduğu bilinen Da Vinci, bir süredir Fransa kralı I. François tarafından Rönesans’ı Fransa’ya taşıması için davet ediliyordu. Uzun bir süre bu teklifi reddeden Vinci, en sonunda katır üzerinde 3 haftalık süren bir yolculuğun ardından Paris’in güneybatısında yer alan Amboise’a ulaştı.

Yaklaşık 15 bin kişinin yaşadığı Amboise, Fransa’nın en önemli turistik merkezlerinden…

Amboise’a ulaştığında bugün Louvre Müzesi’nde bulunan Vaftizci Yahya, Bakire Meryem ve Çocuğu İsa ile Mona Lisa’yı da yanında getirmişti.

Sarayın baş ressamı, mimarı ve mühendisi oldu. I. François, Da Vinci’ye Kraliyet Sarayı’nın yakınındaki Cloux Luce Şatosu’nu tahsis etti. Da Vinci, 3 yıl boyunca burada yaşadı. Kraliyet Sarayı ile şato arasındaki gizli geçitlerde I. François ile sık sık buluşan Da Vinci, bilim ve sanat üzerine yoğun görüşmeler yaptı.

Da Vinci, buradaki şatosunda üretken bir hayat geçirdi. Her ne kadar Fransa’ya geldiğinde sağ eli felçli olsa da üretmeye devam etti. Vefatının ardından şato başkasına tahsis edildi. Da Vinci ise Kraliyet Sarayı’na gömüldü. Oruç Aruoba’nın “Kişinin yaşam besini, ölüp gitmiş kişilerin geride bıraktıklarıdır” cümlesinden ilhamla söylemek gerekirse, Da Vinci ürettikleriyle, yaratma iradesiyle insanlığa büyük bir yaşam besini bıraktı.

Da Vinci’nin çalışmalarını yaptığı odalardan birisi

Alanında çok başarılı Türk sanatçılar da o besinden faydalanmak, o besini yeniden üretmek için Da Vinci’nin son yıllarını geçirdiği Amboise’a yolculuk yaptı. Yaşamını Fransa’da sürdüren ve bundan 9 yıl önce de ünlü ressam Van Gogh için bir proje tasarlayan Onay Akbaş’ın öncülüğünde, Emre Sefer’in koordinatörlüğünde bir araya gelen ressam ve öğretim üyesi Prof. Devrim Erbil, Prof. Ergin İnan, Prof. Fevzi Karakoç, Yalçın Gökçebağ, Tülin Onat, heykeltıraş Cem Sağbil, müzisyen Mercan Dede, şair Ahmet Telli, Fransa’da yaşayan ünlü yazar Nedim Gürsel, yazar Metin Celal, Yalın Alpay ve sinemacı Durmuş Akbulut, küratör-yazar İbrahim Kabaoğlu ile Da Vinci’nin izine düştük.

5 Ekim’de bir grup sanatçı İstanbul Havalimanı’ndan yola çıktı. Paris’teki De Gaulle Havalimanı’na inildiğinde saat 12.45’ti. Cumartesi günü olması sebebiyle, Sarı Yelekliler yine sokaklardaydı. Trafik ise normal günlerde olduğundan daha yoğundu. Paris’te Sarı Yelekliler ile ilgili bilgi veren Onay Akbaş, eylemlerin cumartesi günleri yoğunlaştığını söyledi. Havalimanında vakit kaybetmeden doğrudan Amboise’a doğru yola çıkıldı. Paris’ten yaklaşık 3,5 saatlik uzaklıkta olan Amboise’a giderken, göze çarpanlardan birisi de inşaatların yoğunluydu. Hava kapalıydı, ancak henüz yağmur yüzünü göstermemişti.

Loire Nehri’nden Kraliyet Şatosu’nun görünümü

Amboise’a varıldığında görülebilen Loire Nehri’nin yanındaki tarihi şatolar göz alıcıydı. Amboise, I. François’in Kraliyet Sarayı’nın bulunduğu bir bölge ama sarayın dışında birçok önemli yapının da ev sahibi. Özellikle mağaraların içine yapılmış daireler dikkat çekici. Ekip, Amboise’da Le Fleurey Oteli’nde konakladı. Tarım arazileri ile kaplı çevresi, temiz havası, avcıların ellerinde tüfeklerle avlarını beklemesiyle bir Avrupa filminin platosunu andırıyordu Le Fleurey Oteli…

Yol yorgunluğunun güzel bir akşam yemeğiyle giderilmesinin ardından sanat ve bilim çevresinde dönen sohbetlerle gün sona erdi. İkinci gün, Da Vinci’nin hayatını kaybettiği Cloux Luce Şatosu’nu ve I. François’nın yaşadığı ve Fransız krallarına ev sahipliği yapan Kraliyet Sarayı gezilecekti.

Da Vinci’nin Amboise’a geldikten sonra yerleştiği Cloux Luce Şatosu

Türk sanatçılar, ikinci gün kahvaltının ardından doğrudan Cloux Luce Şatosu’na doğru yola koyuldu. Yemyeşil bir doğada, tek şeritlik sevimli bir yolda şatoya doğru ilerlerken, heyecan gitgide artıyordu. Bu heyecana yağmur da eşlik etmeye başladı. İlk durak, Loire Nehri’nin yanındaki büyük Da Vinci heykeli oldu. Oldukça etkileyici gözüken ve Türkiye’den alışık olduğumuz gibi “tahrip edilmeyen” bu heykel ile birlikte Da Vinci’ye minik bir selamlaşma faslı gerçekleştirildi.

Sanatçılar, Loire Nehri’nin yanındaki Da Vinci heykelinin önünde poz verdi

Şatoya gelindiğinde ekip sırasıyla, müzeye çevrilen mekanın dar merdivenlerinden yukarı doğru salındı. Da Vinci’nin çalışma odalarındaki röprodüksiyonlar, onun bilimle olan ilişkisini biz ziyaretçilere çok net bir şekilde gösteriyordu. Müzede en dikkat çekici materyallerden birisi ise prizmalardı. Da Vinci’nin Mason kimliğine atıf yapan bu prizmalara hemen hemen her odada rastlamak mümkündü.

Da Vinci’nin çalıştığı masalardaki bu objeler dikkat çekiciydi

Da Vinci’nin yaşamını yitirdiği bu şatoyu bir günde gezmek mümkün değil elbette. Ancak şatonun etkileyiciliğini bir adım ileriye taşıyan bölüm ise bahçeydi. Da Vinci’nin gezindiği, bağlardan üzüm topladığı, at kestanelerine tekme attığı bahçesi yağmurun altında oldukça romantikti. Gezinin önemli isimlerinden Mercan Dede, müze ile bahçe arasındaki farkı en güzel biçimde ifade ediyordu: “Müze Da Vinci’nin aklıysa, bahçesi de kalbi”.

Da Vinci’nin bahçesini kendi tasarladığı biliniyor

Oldukça büyük olan bu bahçede Da Vinci’nin ilk çizimlerini yaptığı tank, roketatar, hidrolik sistemler de sergileniyordu. Sultan II. Bayezid’ın Da Vinci’ye sipariş ettiği, ancak maliyetinden ötürü vazgeçtiği Haliç Köprüsü’nü de bahçede görmek mümkündü.

Türk sanatçılar, bahçedeki savaş aletleri ile ilgili sohbetlerinde ise ikiye bölündü. Bir kısım Da Vinci gibi büyük bir sanatçının savaş aletleri üretmesini yadırgadığını belirtirken, diğer kısım bunun üretme ve keşfetme yolunda sonsuz bir iradenin eseri olduğunda hemfikirdi.

II. Bayezid’ın Da Vinci’ye sipariş ettiği ve Da Vinci’nin çizimlerini yaptığı Haliç Köprüsü’nün reprodüksiyonu

Birkaç saatlik gezinin ardından açan güneşle birlikte Da Vinci’nin şatosundan Kraliyet Şatosu’na geçildi. I. François’nın yaşadığı Kraliyet Şatosu, Da Vinci’nin şatosuna göre daha heybetli, daha soğuk, devlet ciddiyetinin daha fazla hissedildiği bir mekandı. Ziyaretçilerin Loire Nehri’ne bakan manzarasından ayrılmak istemedikleri Amboise Şatosu’nun Müze Direktör Yardımcısı Marc Metay, Türk sanatçılara alanla ilgili bilgi verdi.

Amboise Şatosu’nun Müze Direktör Yardımcısı Marc Metay, Kraliyet Şatosu ve Da Vinci’nin konakladığı şato ile ilgili çeşitli bilgiler verdi.

Kraliyet Şatosu’nun ardından Da Vinci’nin kemiklerinin çıkarılıp gömüldüğü etkileyici şapele geçildi. Güneşin batmaya başladığı anlarda şapeldeki vitraylardan içeri süzülmesi atmosferi eşsizleştirdi. Çok büyük sayılmayacak şapelin içerisindeki sürpriz ise Mercan Dede’den geldi. Çantasındaki neyi çıkaran Mercan Dede, hafifçe Da Vinci’nin mezarının başına eğildi. Dizlerinin üzerine çöktü ve kişilerden, mekandan, zamandan bağımsız bir ruha erişmişçesine neyini üflemeye başladı. Olağanüstü bir ana tanıklık edenler telefonlarına sarıldı. Hatta Uzakdoğu’dan gelen bir turist kafilesi de sesi takip edip şapelin içine girdiler ve gördükleri manzara karşısında şaşkınlığa uğradılar. Kısa bir süre ney üfleyen Mercan Dede, izleyenlere unutulmaz bir an yaşatmıştı…

Da Vinci’nin mezarı ilk olarak Kraliyet Şatosu’nda başka bir yerdeydi, ancak daha sonra bu şapele taşındı

Kraliyet Şatosu’nun ardından yeniden otele dönüldü. Gezinin üçüncü günü ise Kralın av şatosu olarak kullandığı Chamboard Şatosu gezildi. Büyük bir araziye, ince bir işçilikle inşa edilen devasa yapı, aristokrasinin yalnızlığına, sosyal devinimler karşısındaki yabancılığına da bir delaletti.

Türk sanatçılar Chamboard Şatosu önünde…

Chamboard Şatosu, sanat tarihi açısından da önemli bir gelişmeye ev sahipliği yapan bir yerdi. Fransız oyun yazarı Moliere, Türkçe’ye Kibarlık Budalası olarak çevrilen oyununun bir bölümünü aşağıdaki sahnede dönemin kralına oynadı. Kralın oyundaki bölümü beğenmediği rivayet ediliyor.

“500. Ölüm Yıldönümünde Leonardo Da Vinci’ye Saygı” yolculuğunda sanatçılar, Da Vinci’nin izinde iki gün boyunca heybesini doldurdu. Proje, bundan sonra daha da heyecan verici bir biçimde ilerleyecek. Usta isimler, bu büyük deha ile ilgili eserler üretecek. Üretilen eserler İbrahim Karaoğlu’nun küratörlüğünde bir sergiye dönüştürülecek ve Türkiye’nin çeşitli yerlerinde sanatseverleri ağırlayacak.

Son güncelleme: 15:12 - 31.10.2019