‘Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır’

Cansel Elçin, orman yangınlarına çok üzüldüğünü belirtti ve ekledi: Atatürk, ‘Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim’ dedi. Kül olan her değeri yeşertmek için elimizi taşın altına koymalıyız.

‘Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır’

Ünlü oyuncu Cansel Elçin uzun yıllar yaşadığı Fransa'da tiyatro ve oyunculuk okulunu dereceyle bitirdi, profesyonel tiyatro yaşamına orada adım attı ve 15 yıl önce ilk dizi projesiyle Türkiye'ye döndü. Kırık Kanatlar, Hatırla Sevgili, Gönülçelen gibi adından söz ettiren dizilerde yer aldı. Çok sayıda yeni projesi var. Geçtiğimiz yıl meslektaşı oyuncu Zeynep Tuğçe Bayat'la evlenen Cansel Elçin sanattan, doğaya, birçok konuyla ilgili samimi açıklamalar yaptı.

“POZİTİF BAKMAMIZ GEREK”

– Tam pandeminin yaralarını sarıyoruz derken yangılarla içimiz yandı. Canımız hiç olmadığı kadar sıkkın… Hayat devam etse de siz nasılsınız?

Hepimiz insanız, önce her insan gibi önümü görememekten korktum. “Ne yapabilirim?” diye düşündüm. Olan bitenleri görünce çaresiz kalmak en üzücü tarafı. Pozitif bakmak ve ne olursa olsun hayat devam ediyor felsefesi bir yere kadar. Yetkililerin sorumlu davranmaları yerine birbirlerini suçlamalarını izlemek beni çok üzüyor. Maalesef ülkemizde ben bilmiyorum, benim hatam, burada yanlış yaptım diyen olmadığı için, ilerleme kaydetmek imkansız görünüyor. Olan doğaya, hayvanlara oluyor. Ama unutmayalım ki bu yarattığımız düzende doğaya saygılı davranmazsak onun tepkisi fena olur. Hiçbir şey, bir fidan, bir arı veya bir balık kadar değerli değildir. Ülke olarak ilk defa yangınların içinde değiliz, tarihte de her anlamda yandık, ama yeniden yeşerdik… Yeşermek görevimiz. “Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim” demiş Atatürk. Kül olan her değeri yeşertmek için elimizi taşın altına koymalıyız.

– ‘Sanatçı duyarlılığı'… Son yıllarda çok popüler bir ifade ve sıkça tartışılıyor…

Önce ben herhangi biri gibi, bir Türkiye vatandaşıyım. “Sanatçı duyarlılığı” tanımı insandan ve toplumdan ayrıştırıyor gibi. Sanatçı da bu dünyada yaşıyor, bu toplumun içinde. Dolayısıyla yaşananlara her insan gibi öfkesi, sevgisi, takdiri olacaktır. Ülkesinde ve dünyasında olanlarla ilgili yorumu olacaktır. Duyarlılığının önemli olduğunu düşünüyorum, topluma örnek oluyor, yeni ufuklar açıyor. Hassasiyetleri sevenlerine yansıyor, doğa, hayvan, insan sevgisi, çevre konusundaki hassasiyetleri örnek oluyor.

“SANATÇI DEMEK İÇİN…”

– Cansel Elçin'in sanatçı tanımı nedir… Sanatla iyileşebilir mi yaralarımız?

Şimdi sanatçı kelimesine çok dikkat etmek lazım. Sanatçı deyince aklıma hemen “Mozart, Rembrandt veya Shakespeare, Da Vinci”ler geliyor… Önüne gelene sanatçı diye hitap ederseniz, o da bunu ciddiye alır ve işin içinden çıkamayız. O kelimeye kullanmadan iki kere düşünmek lazım. Ben bir tiyatro ve sinema/dizi oyuncusu olarak 1-2 saat içinde onlara güzel vakit geçirmekle mükellefim. Evet bir an olsun seyirciyi dertlerinden, güldürerek, duygulandırarak ve en istediğimi düşündürerek uzaklaştırabiliyorsam ne mutlu bana… Bu yüzden bir oyuncu kendini sürekli yenilemeli, geliştirmeli. Okuyarak, sanatın farklı dallarıyla ilgilenerek, farklı kültürleri, insanları tanıyarak, sürekli kendine bir şeyler katarak devam
etmeli. Evet, sanat iyileştirir.

“ÜLKEMİ ÇOK SEVİYORUM”

– Fransa'da okulu dereceyle bitirdiniz, orada profesyonel tiyatro yaşamına adım attınız ve Türkiye'ye ilk dizi projenizle döndünüz… Neydi sizi burada tutan motivasyon?

Ülkem. Şartlar ne olursa olsun ülkemi çok seviyorum. Burası benim evim. Ama tabii ben oyuncuyum ve dünyanın her yerinde mesleğimi yapabilirim, yapıyorum da.

– Türkiye'nin hangi dönemini oynamak hangi karakterine can vermek isterdiniz?

Kırık Kanatlar'da Cumhuriyet dönemini, 120 filminde 1914 Sarıkamış harekatı, Hatırla Sevgili, Küçük Kıyamet'te 1999 depremini anlatan filmlerde oynadım. Yakın tarihimizle ilgili filmlerde oynamayı çok seviyorum. Şimdi de gelecekte geçen bir hikâyede oynayacağım.

– Tiyatroda kendinizi daha mı özgür hissediyorsunuz?

Çok yönlü bir oyuncu olmak için sağlam bir alt yapıya sahip olmanız gerekiyor. Bunu inşa etmek için en uygun yer tiyatro. Perde açıldığında oyuncuyla seyircinin arasındaki mesafe daralıyor. Daha özgür bir alanınız oluşuyor. Ama öbür yandan, orada hata kabul edilemez. Tekrarı yok. Sıkı disiplin isteyen bir alan.

“KÜLTÜR, SAYGI, EMPATİ, ZARAFET VE SEVGİ KARIŞIMI AŞI ÜRETMEK İSTERDİM”

– Geçtiğimiz yıl evlendiniz. İkinizin de oyuncu olması evde renkli anlara sahne oluyor mu?

Yer yer tartışsak da çok yaratıcı bir ortam var evde. Zaten karantina döneminde hiç durmadık, Tuğçe ile Youtube kanalımızda yayınlanan“ Dünyayı Kurtaran Kadın”ı çektik. En yakın zamanda da 2. sezonuna başlayacağız. Tiyatro metinleri okuyarak, filmler izleyerek hep bir fikirler üretme peşindeyiz.

– Mesleğinizle ilgili istediğiniz hayal ettiğiniz noktada mısınız?

Hiçbir zaman hırslı hayaller kurmadım. Tek istediğim insan dertlerine dokunup bir şekilde topluma aktarmak oldu. Duygularımla hareket ettim. Hep olaylara naif yaklaştım. Hangi noktada olduğuma da pek bakmıyorum.

– Elinizde sihirli değnek olsa ilk değiştirecekleriniz neler olurdu?

Sanırım bir aşı çıkarırdım. Ve o aşının içine bol kültür, saygı, empati, zarafet, ve sevgi koyardım.