Yerimiz ‘Filenin Sultanları’nın havada zıpladığı yükseklerdir

Aydilge, ülkemizde kadınların hak ettiği yeri böyle özetledi ve ekledi: Kadınların yeri erkek cinayetlerinin yarattığı tabutlar olmamalı, eşitlik doğal hakkımız. Bir gün olacak, güvenmeliyiz.

Yerimiz ‘Filenin Sultanları’nın havada zıpladığı yükseklerdir

Şarkıcı, söz yazarı, yazar, radyo TV programcısı Aydilge… Her parmağında bir marifet… Ne yapsa oluyor, pozitifliği ve duygusallığı şarkılarına yansıyor. Aydilge, sanal ortamda yargı dağıtan zorbalar için “Zorbalık, aslında güçsüz insanların silahıdır” tanımlamasını yapıyor. Başarılı sanatçı ile samimi bir söyleyişi gerçekleştirdik…

■ Bayağı geniş bir dinleyici kitleniz var. Şarkılarınız kadınlar tarafından daha mı çok dinleniyor?

İstatistik olarak yüzde altmış oranında kadınlar gözüküyor. Ama benim için önemli olan dinleyicilerin cinsel kimliği değil, iyinin peşine düşen insan olmaları… Makyajımla, kıyafetimle, malım mülkümle, seksapalitem ile ilgili iddialı bir tarafım olmadığı için, demek ki dinleyicilerim benim duygu ve düşüncelerimle hemhal oluyorlar diye mutluluk duyuyorum. Çünkü kıyafetlerim, cep telefonum, yüzümdeki makyajım değilim ben. Onlardan arda kalanım.

■ “Yılın En Sosyal Sorumluluk Sahibi Sanatçısı” ödülünü aldınız. Bu tür projelerde neye dikkat ediyorsunuz?

Çok dikkat etmek zorundayım çünkü biliyorsunuz artık ne samimi, ne değil birbirine karışmış durumda. Bir iyiliği yapmayı değil, o iyiliği yaptığını gösterme derdine düşen çok fazla insan var. Evet bazen başkalarını teşvik etmek için göstermen de gerekiyor ama o gösterme eyleminden sonra gelen like'larla var olduğunu hissediyorsan, işte orda tehlike başlıyor. Çünkü insan kendi varlığını başkalarının beğeni ve retweet'leri üzerinden tanımlamaya başlarsa, yardım etmek de duyarlılık da alınıp satılan bir metaya dönüşmüş olur.

PLATON'UN BİR SÖZÜ VAR

■ Ülkemizde kadınlar hak ettikleri yere ne zaman gelecek. Eksik etek, elinin hamuruyla, saçı uzun aklı kısa gibi düşünce tarzı nasıl ortadan kalkar?

Bu tabirlere gelene kadar, başlı başına insan nesli için “insanoğlu” kelimesini kullanıyor olmak zaten aslında kadının varlığını en başından yok saymak demek oluyor ve burada binlerce yıllık bir ideoloji ve ezberden bahsediyoruz. Öyle pat diye ortadan kalkmayacak. Ama en önemlisi pat diye olmasa da illa ki kalkacağına inanmak, eşitliğin doğal hakkımız olduğuna güvenmek.  Platon'un çok sevdiğim bir sözü var: ‘'Asıl sorun çocukların karanlıktan korkması değil, yetişkinlerin aydınlıktan korkmasıdır.''

■ Filenin Sultanları hepimizi gururlandırdı. Türkün gücünü dünyaya gösterirken bile giyimlerine, tercihlerine karışan çatlak sesler geldi…

Evet, geldi. Gelecektir de. Ama onların zaferini daha da anlamlı kılan zaten bu değil mi? Kadınların sulanacak çiçek, sahiplenilecek bir eşya, sırtından sopa, karnından sıpa eksik edilmeyecek bir köle olmadığını gösterdiler. Üstelik sadece beden kaslarıyla değil, duyguları, akılları ve duruşlarıyla da… Onların o makyajsız, saf güzelliği, azim dolu ifadeleri, hepimize umut oldu. Kadınların yeri erkek cinayetlerinin yarattığı tabutlar değil, voleybolcularımızın o havada zıpladığı yükseklerdir. Topa her vurduklarında, adaletsizliğe, cahilliğe, ayrımcılığa, seksizme ve ataerkil zulümlere de vurdular. Sağolsunlar, varolsunlar. Saçı uzun, saçı kısa, saçı kapalı, saçı açık, saçı pembe, mor, yeşil farketmez ama aklı daima büyük tüm kız kardeşleri olarak onlarla gurur duyuyoruz.

■ Ulu Önder Atatürk kadınlara hak ettiği hakları verdi. Günümüzde kadınların bu hakları kullanabildiğini düşünüyor musunuz? 

Eril hakimiyet o kadar fazla ve derine işlemiş durumda ki pek çok kadının zihni, ne yazık ki hala eril. O yüzden zaten ‘'güçlü kadın'' derken bile o gücün ‘'erkek gibi kadın'' olmaktan geçtiğini sananlar var. Ya da erkeğin izin verdiği diğer imajlar içine (anne, hizmetkar, seks objesi) hapsolmaktan başka çaresi olmadığına inananlar da çok. Dolayısıyla Atamız bize hukuk anlamında çok büyük eşitlik sağlamış olsa da, zihinsel ve kültürel olarak kat etmemiz gereken çok fazla yol var. Bilirsiniz, cam bir fanusa konulan pireler, yerden ısıtıldıklarında zıplayıp cam tavana çarpıyorlar. Bir süre sonra tavan kaldırılıyor, ama pireler çarpmayı alışkanlık haline getirdikleri için zıplamayı kesiyorlar, vazgeçiyorlar. Biz kadınlar pire değiliz, vazgeçmeyeceğiz.

Müzik, nefes alıp vermemi sağlayan solungaçlarım

Bir arkadaşım bana şöyle demişti: ‘'Aydilge, senin elin kolun müzik olmuş. Ya müzik diye bir şey olmasaydı hayatta ne yapardın!'' Direkt cevap vermiştim: ‘'Keşfederdim!'' Müziğin olmadığı, içinde soluk alıp üretmediğim bir yaşam fikri benim için mümkün değil. Müzik, benim nefes alıp vermemi sağlayan solungaçlarım gibi. Şarkılarımda ortak acılarımızdan bahsederken de ‘'senin acını duyuyorum ve fiziken olmasa da ruhen, müziğimle yanındayım'' diyebilmek istiyorum.

Güzellik yerine ‘ruhlarımızı yeterince besleyebilseydik'

■ Dış görünüş konusunda yaptığınız açıklamalar var. Bu konuda bir hassasiyetiniz var mı?

Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki önce bizi çirkin olduğumuza inandırıyorlar. Sonra da ‘'güzel'' olmak için ne satın almamız gerekiyorsa aldırtıyorlar. Karşılığında paramızı, huzurumuzu, sağlığımızı, hayatımızı bile alıyorlar. Keşke diyorum ‘ruhlarımızı yeterince besleyebilseydik' ve tüm bu diyet, kozmetik, estetik, moda sektörü bize kendimizi çirkin hissettirerek kar etmeseydi. O zaman başkalarının göz zevklerini beslemek için bu kadar çabalamazdık. Çünkü iyi yaşamak için güzel olmaya çalışıyoruz. Ama aslında iyi yaşayamıyoruz. Güzel olmayı, beğenilmeyi istemek tabii ki çok doğal ama güzelin ne olduğuna kimin karar verdiğine hep dikkat etmeliyiz.

■ Dizilere müzik yaparken kriterlerin oluyor mu? Yoksa profesyonel mi bakıyorsun?

Tabii ki kriterlerim oluyor. Kadınların aşağılandığı, şiddetin pohpohlandığı, eril söylemin baş tacı edildiği hiçbir diziye müzik yapmam. Milyon dolarlar verseler de yapmam. Profesyonellik, para karşılığında her türlü ilkeni satmak değildir.