Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
Gazeteci Halit İkbal kimdir? İzmir’de işgale direniş Vatanım Sensin’le hayat buldu
Gazeteci Halit İkbal kimdir? İzmir’de işgale direniş Vatanım Sensin’le hayat buldu
Vatanım Sensin'de tüylerimizi diken diken eden bildirilerin yazarı Halit İkbal karakterine oyuncu Miray Daner hayat veriyor. Ancak yazıları ile Halide Edip'i hatırlatan gazetecinin tarihte olup olmadığı merak ediliyor. İşte Vatanım Sensin'in Halit İkbal'i hakkında merak edilenler ve İzmir'in işgal edildiği günlerdeki İzmir basının yaşadıkları...
Magazin 15 Mart 2018 - 10:42

Vatanım Sensin ikinci sezonu ile izleyiciden tam not almayı sürdürüyor. Dizide Milli Mücadele dönemi Cevdet ve Azize’nin ailesi üzerinden anlatılıyor. O dönemin insanları ve hikayeleri konu ediliyor. Aynı zamanda Sözcü Gazetesi’nin haberine göre; Türk milletinin kazandığı büyük zaferlerin arkasındaki önemli insanların (çocuk yetişkin ayrımı olmaksızın) neler feda ettiği gözler önüne seriliyor. Vatanım Sensin’de en gözde rollerden biri de hem Hilal hem de Halit İkbal rolü. Genç oyuncu Miray Daner tarafından hayat verilen Türk kızı Hilal (Cevdet’in kızı) güçlü kalemi ile düşmana meydan okuyor ve Halit İkbal ismi ile bildiriler yazıyor.

HALİT İKBAL TARİHTE GERÇEKTEN YAŞADI MI?

Vatanım Sensin ilk sezonundan beri tarihin önemli isimlerinin hikayelerini de anlatıyor. İsmet Paşa, efeler, Halide Edip, Latife Hanım sadece birkaçı.. Dizide aynı zamanda o dönem Türk halkının direnişini gösteren  isimsiz kahramanlar da var.  Dizi izleyicileri de en çok bu karakterleri merak ediyor. Bu isimlerden belki de en çok hakkında araştırma yapılanı Gazeteci Halit İkbal. Aslında tarihte Halit İkbal karakteri yok. Yani senarist tarafından oluşturulmuş bir karakter.  Ancak Halit İkbal karakteri yazılırken birinci sezonda dizide de gördüğümüz Halide Edip’ten esinlenildiği düşünülüyor. Çünkü tarihte Halit İkbal isimli bir gazeteci bulunmuyor.

vatanım sensin

İZMİR’İN İŞGALİNİN İLK GÜNLERİNDE BASIN

Bundan önce belirttiğimiz gibi, Nisanın son günlerinde heyet-i nasihanın İzmir'e gelmesi, Vahdettin'in daha önce İzmir'in kesinlikle işgal edilmeyeceği konusunda güvence vermesi, İzmir basınında belirli ölçüde iyimser bir havanın esmesine ortam hazırlamıştı. Kaldı ki, Anadolu ve Duygu gazeteleri kapatılmış, işgal için gerekli koşullar oluşmuştu.Vali İzzet Bey, İzmir Müdafaa-i Hukuk-ı Osmaniye Cemiyetinin bütün çalışmalarını kösteklemiş, hattâ İzmir'in işgal edilmeyeceği konusunda Islahat gazetesine uzun bir demeç vermekten de geri kalmamıştı. İşgalden 24 saat önce Vali İzzet Beyefendi Hazretleriyle Mühim Bir Mülakat başlığı altında yayınlanan bu demeçte İzmir valisi,”Kaviyen zannediyorum ki bu memleket halkını elyevm endişeye sevk eden ahval sulh konferansında zuhura gelmeyecektir” diyordu. İzzet Bey, sulh konferansı kararlarının “gayet âdilâne” olacağından da kesinlikle emindi. İtalyanların Menteşe kıyılarına birkaç asker çıkarmış olmaları da “işgal mahiyet-i kat'iyesinde” değildi. Vali Bey, Yunanistan Hükümetinin “emel ve makasıdı” konusunda sorulan bir soruya şu karşılığı veriyordu: “Diğer bir takım rivayetki o da Yunanistan'ın emeline dairdir. Bu da sırf eracifden ibarettir. Yunan Hükümeti hiçbir vakit düvel-i muazzamanın ve bahusus İngiltere ve Fransa'nın terviç ve iltizam edemeyceği bir şeye kıyam edemez. Bunun için bir takım efsanelere aldanıp muzdarip olmak beyhude memlekette heyecanı uyandırmak vilâyetin siyaset-i müttehazasında da muvafık değildir. …”

İzmir'de yayınlanmakta olan Rumca gazeteler de son derece ketum davranarak işgal haberini gizlemeyi başarmışlardır. Kaldı ki işgal kararı büyük bir gizlilik içinde yürürlüğe konmuştu. 15 Mayıs sabahı erkenden çıkan Köylü gazetesinde Vali İzzet Beyin şu duyurusu yayınlanıyordu: “Bazı bedhahlar İzmir'in Yunanlılar tarafından işgal edileceği tarzında şayialar çıkarmışlardır, yalandır tekzip edilir”.İşgal haberinin duyulması şehirde büyük bir heyecan ve kaygı yarattı. “Halk âdeta bir ölüm havası seziyormuş gibi heyecanlı idi”36, 14 Mayıs gecesi Maşatlık'ta toplanan gençler işgali portesto etmek için Anadolu Matbaasında bastırılan Redd-i İlhak Heyet-i Müliyesi imzalı bildiriyi İzmir'in mahallelerine dağıttılar37.15 Mayıs sabahı saat 7.30'da ilk birlikler karaya çıktı. İşgal fiilen başladı. İzmir metropoliti Hrisostomos yanındaki din adamlarıyla karaya çıkanları takdis etti. Gürültüler, sevinç gösterileri arasında Rumların yaptıkları çılgınlık Hasan Tahsin'in tabancasından çıkan kurşunla kesildi38. Hasan Tahsin ilk kurbanlardan biri oldu. Bundan sonra başlayan Yunan vahşeti ve mezalimi bütün Kordonboyunu ve gümrük alanını Türk şehitleriyle doldurdu.15 Mayıs günü Yunanlıların Kordon'da yüzlerce Türkü boğazlaması, Türklüğün onurunu kıran davranışları İtilâfçı gazeteler tarafından İttihatçıların başımıza getirdikleri bir felaket olarak yorumlanıyordu. Kaldıki 15 Mayıs akşamı çıkan ıslahat bu olayları “mevaki-i müstahkemeye ait pek ehemmiyetsiz bir işgal” olarak nitelendiriyordu. 16 Mayıs sabahı hâlâ Konak meydanı, gümrük çevresi, Pasaport ve Kordonboyunda Türk ölüleri yerlerde yatmakta iken, Millet Hastanesinin morgu ve Celâl Paşa konağının bodrumu ağzına kadar cesetlerle dolu iken Islahat gazetesinde iri başlıklarla şu yazı yer alıyordu ve yazının altında da gazetenin sahibi Sabitza-de Emin Süreyya'nın adı okunuyordu: El cezai min cinsü'l amel. Bu Arapça bir atasözüydü. “Ne ekersen onu biçersin” anlamına geliyordu.Yapılan işlerin kötülüğüne göre cezasını çekiyoruz demek istiyordu, İtilâfçı Süreyya… Türklüğün, İzmir'in bu en karanlık, en acı en onur kırıcı gününde bile Emin Süreyya particilik yapıyor, işgal sırasında olup bitenlerin daha önce İttihat ve Terakkinin yaptıklarının bir sonucu, bir cezası olarak başımiza geldiğini ileri sürüyordu. Bu yazı Türkler arasında büyük bir nefret doğurdu ve işgal süresince etkisi belleklerden silinmedi. Emin Süreyya bu yazısının bir takım tepkiler doğurduğunu görünce yine kaleme sarıldı ve yine başımıza gelen son felaketlerin İttihat ve Terakki'nin geçmişteki kötü yönetimine bağlı olduğunu savunmaktan geri kalmadı. Bu yazının başlığı da Lanet müsebbiblere idi. Bu yazıda şu satırları okuyoruz: “Yine tekrar ediyorum, şu felaketlerin, şu belâların başımıza gelmesine sebep bizim ameli-mizdir. Üç beş erazilin yedi sekiz seneden beri yapmış oldukları denaet ve cinayetlere, rica ederim sükût etmemiş olsa idik onlar bu fezahat ve cinayetlerinde bu kadar ileri gidebilirler miydi? Şu halde bizim sükûtumuz bir amel değil mi idi; ve gelen felaketle o sükûtun derin cezasını çekmiyor muyuz?” Yazı şöyle bitiyordu: “Çocuklarımıza bile telkin edelim ki koca imparatorluğun sebeb-i nikbet ve felâketi onlar olmuştur. Lanet o alçaklara lanet.”39Emin Süreyya, özellikle son olaylardan ötürü Vali İzzet Bey'in İstanbul basını tarafından beceriksizlikle (adem-i ehliyet) suçlanmasına da karşı çıkıyor, onun yerinde bir başkasının olmasının sonucu değiştirmeyeceğini kanıtlamaya çalışıyordu. Hattâ onun göreve devam etmesini bir vatanperverlik olarak yorumluyordu. Asıl suçlu ise, Islahat'ın avukatına göre, “İttihatçıların davulunu çalmakla geçinen zavallılar”dı40.Artık İzmir basınından işgale karşı bir tepki beklemek boşunadır. Kaldı ki bu gazeteler, işgale karşı ülkede duyulan tepkiyi de dile getirmekten yoksundular. Yunanlılar, gazetelere sıkıyönetim kurallarını uyguluyor, yazılar sansür ediliyor, zaman zaman gazetenin bütün bir sayfası bile boş çıkabiliyordu. İzmir İşgal Kuvvetleri Komutanı Zafiriyu'nun İzmir gazetelerinde yayınlanan duyurularına göre izinsiz toplanma,konferans, yolculuk yapmak yasaklanmıştı41. İşgal Kuvvetleri Komutanlığının “emr-i yevmi”lerine hemen hemen bütün Türkçe gazetelerde rastlanıyordu. Bunun yanında Türkçe basın, “Türk, Rum, Ermeni ve Musevî fakat aynı zamanda bir vatanın öz evlâdı olan insanların yekdiğerini kardeş gibi sevmeleri her şeyden evvel kendilerinin yegâne necat ve saadet vasıtası” olduğu üzerinde duruyordu. (Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’ndan alınmıştır)

Son güncelleme: 11:31 - 15.03.2018