Meltem Cumbul’un yönetmenlik yaptığı BLU oyununun ekibi Sözcü Şık’a konuştu

İngiliz yazar David Hare’in yazdığı BLU’nun oyuncu kadrosunda kalabalık ve genç bir ekip yer alıyor. Eser 10 farklı karakter aracılığıyla tüm sınıf farklılıklarını eşit hale getiriyor. Başarılı oyuncu Meltem Cumbul'un yönetmenliğini üstlendiği 'Blu' adlı tiyatro oyunun oyuncuları Sözcü'ye konuştu.

Meltem Cumbul’un yönetmenlik yaptığı BLU oyununun ekibi Sözcü Şık’a konuştu

Nicole Kidman'ın Londra'da ‘Blue Room / Mavi Oda’ ismiyle oynadığı oyun İstanbul’da Meltem Cumbul’un yönetmenliğinde TOY İstanbul sahnesinde. Ülkemizde ne zaman sahneleneceği merak edilen ‘Mavi Oda' şimdi Meltem Cumbul'un rejisiyle perde açıyor. Cumbul castını oluştururken, gerek oyunculuk geçmişleriyle ve gerekse aldıkları eğitimlerle öne çıkan isimleri seçmiş. Gerçekten de röportaj yaparken bu kaliteyi hissedebiliyorsunuz. Birbirinden farklı ve hayata geçirmesi gerçekten de yetenek isteyen karakterleri başarıyla canlandırıyorlar. Karakterlerin arasında taksi şoförü de var, bebek bakıcısı da, Fahişe de, aristokrat da, aktris de, yazar da… İşte gelecekte sıklıkla göreceğimiz o isimlerle yaptığım keyifli sohbet… Bu arada Meltem Cumbul’la da kısa bir sohbetimiz oldu.

Fotoğraflar: Emre Çevik , Mühsin Akgün

Öncelikle sizleri tanıyabilir miyiz?

Nazlı Benan Özkaya : Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi tiyatro bölümü oyunculuk ana sanat dalı mezunuyum. Mezun olduktan sonra devlet tiyatrolarında görev aldım iki sene. Sonra New York’a gittim orada Eric Morris oyunculuk metodu üzerine eğitim aldım. Şuan da eğitmenlik yapıyorum aynı zaman da bu oyundayım. Oyun oynamayı çok seviyorum.

Can Remzi Ergen: 25 yaşındayım mastırımı Sorbonne Üniversitesi performans sanatları tiyatro bölümü olarak tamamladım. New York’ta Eric Morris metodunu, Londra’da Royal akademide Shakespeare çalıştım. Şimdi de tam zamanlı olarak Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’nda görsel, işitsel materyal geliştirme üzerine çalışıyorum. Bir anlamda da tiyatro yapmaya çalışıyorum.

Peral Filiz: 28 yaşındayım Mimar Sinan Tiyatro bölümü mezunuyum. Okul bittikten sonra ki ilk profesyonel işim “Blu” oldu. Onun dışında dansa merak sardım. İki sene üst üstte Viyana’da ImPulsTanz International Dance Festival’ine katıldım. İlk sene bunun için burs aldım. Şuan Diksiyon eğitmenliği yapıyorum

Ozan Erdönmez : 2015 yılında Mimar Sinan Devlet Konservatuarı’ndan mezun oldum. Mezun olduktan sonra bir oyuna dahil oldum. Şuanda “Blu” oyunundayım. Aynı zamanda eğitmenlik yapıyorum.

Emre Yetim: Haliç Üniversitesi Konservatuvar Tiyatro Bölümünde Müşfik Kenter’in öğrencisi iken 2007’de “Son Dünya” oyunuyla ilk kez profesyonel olarak sahneye adım attım. 2009 yılında mezun olduktan sonra GalataPerform, Dot, İkinci Kat, Didaskali Tiyatro, Tiyatro Hal gibi özel tiyatrolarda onun üzerinde oyunda yer aldım. Fatmagül’ün Suçu Ne isimli dizide ilk defa televizyon izleyicisi ile buluştum. Televizyon maceram Bizim Yenge, Kurt Seyit ve Şura, Galip Derviş, Saklı Kalan, Racon: Ailem İçin, Gecenin Kraliçesi ve Hayatımın Aşkı isimli projelerle devam etti. Nefes: Vatan Sağolsun, Kusursuzlar, Yok Artık isimli sinema filmlerinin yanı sıra Ada isimli Alman yapımı filmde rol aldım. Çağdaş Sinema Oyuncuları Derneği Genel Sekreterliği ve Sinema Oyuncuları Meslek Birliği Yönetim Kurulu üyesiyim. DAKSAR isimli sivil toplum kuruluşunda gönüllü olarak denizde arama kurtarma bot kaptanlığı yapıyor, zor durumda kalan teknelere ve insanlara yardım ediyorum…

ekip

İNSAN KENDİSİNE BİRAZ DÜRÜST OLABİLSE…

Blu’nun nesi sizi cezbetti ?

Nazlı Benan Özkaya : Şuan yaşadığımız dönemde aslına bakarsanız birinci ihtiyacımız olan şey dürüstlük. Özellikle kişisel ilişkilerde. Ancak bunu kişisel korkularımızdan kaynaklı bunu tercih edemiyoruz. Ve bu oyunun içerisinde her karakterin farklı farklı beklentileri ve istekleri var hayata ve ilişkilere dair. Bu beklentileri bir nokta da kabul etmek yerine farklı biçimde sadece seks üzerinden yaşıyor olmaları benim için çok çekiciydi. Özellikle çekici olan noktası şuydu birazcık hakikaten kendine dürüst olabilse insan ilişkileri çok daha doğru bir zemin üzerine oturabilecek. Aslında oyunun şu sözü çok önemli hepimizin böyle yanları var hangi kesimden olduğumuzun hiç bir önemi yok. Hepimiz farklı şeyler bekliyoruz farklı şeyler istiyoruz ama neden bunu dile getirmekten çekiniyoruz neden örtbas etme ihtiyacı duyuyoruz. Bu benim için en vurucu yanıydı metinin. O yüzden var olmayı istedim.

Oyunda oldukça kalabalıksınız peki kaç kişisiniz ?

CAN REMZİ ERGEN

CAN REMZİ ERGEN

Can Remzi Ergen: 12 kişiyiz…

KONU SEKSE VE CİNSELLİĞE GELİNCE HER ŞEY YERLE BİR OLUYOR

Nasıl bir araya geldiniz?

PERAL FİLİZ

PERAL FİLİZ

Peral Filiz: Hepimiz çok seviyoruz işimizi. Tiyatro yapmak için ağzımız açık bakıyoruz insanların gözüne. Meltem Cumbul bizim okulda hocamızdı. Ve çok büyük şanstı Meltem ile çalışmak. Meltem Cumbul’la en uzun ders yapan benim okulda. Genelde iki sene eğitim veriliyor. Ekibin çoğunluğu Mimar Sinan’lı. Diğer arkadaşlarımızla da Meltem sayesinde ya da tesadüfen bir temaslarımız var. Çok iyi bir hocaydı. Uyandırdı hepimizi. Kendimi özgür ve gerçek hissediyorum.

Can Remzi Ergen: Ben oyunu seçmedim. Ben Meltem ( Cumbul) hocayla çalıştım ve ona çok minnettarım. Aslında benim ilk profesyonel deneyimim onun sayesinde. Benden oyunu çevirmemi rica etti zamanında ve oyunu çevirdikten sonra bu süreç böyle gelişti. Açıkçası ben oyunun metinini okurken hayran kaldım oyuna. Çünkü baktığımız zaman David Hare, çok büyük meseleler anlatıyor aslında. İnsanın suratına tok gibi vuran bir metin. Ve bir sürü mesaj var. Beni özellikle en vuran mesajlardan bir tanesi şuydu. Günümüzde ve modern çağda insanların aşk ve sevgi adı altında nasıl seksüel dürtülerini tahmin edip dolambaçlı yollardan nasıl kandırıkçılığa gidebildiği yönündeydi. Diğer taraftan bir sürü sınıf eleştirisi yaparken evet farklı farklı sosyoekonomik sınıflardan insanlar karakterler var ama sonunda konu sekse ve cinselliğe gelince aslında her şey yerle bir oluyor. Bana önemli mesajlarından biri.

Oyunu sen çevirdin peki bire bir mi çevirdin yoksa Meltem Cumbul’un kattığı şeyler var mı?

Can Remzi Ergen: Oyun tamamen bütün metinin çevirisidir. Tabii Meltem hocanın verdiği yönergelerle elimden geldiğince yapmaya çalıştım.

Oyunu Meltem Cumbul yönetiyor. Meltem Hanımla çalışmak nasıl?

OZAN ERDÖNMEZ

OZAN ERDÖNMEZ

Ozan Erdönmez : Gayet güzel bir duygu. Çünkü çalışma sürecinde özellikle bir oyuncunun serbest kalabilmesi çok önemli bir şey. Çalışırken benim hoşuma giden şey şu olmuştu yeterince serbest kalabilmek. Ve bu serbestlikten doğan güzellik.

Can Remzi Ergen: Hayata karşı çok net duran ve söylediği belli olan birisiyle çalışmak ayrıca bana çok güzel geliyor. Çok net… Taviz vermeyeceği şeyler çok net. Ve de inandığı şeyleri sonuna kadar savuna bilen biri. Ben kendi adıma ondan çok şeyler öğrendim.

MELTEM BİZ PROVA YAPARKEN BİZE YEMEK YAPTI

NAZLI BENAN ÖZKAYA

NAZLI BENAN ÖZKAYA

Nazlı Benan Özkaya : Ben ilk defa çalışıyorum kendisiyle ve cidden oyunculuk aşk olmadan yapılabilecek bir şey değil. Eğer sizin yönetmeniniz bu aşkı hissetmiyorsa o aşkla elinizdeki şeye tutunmanıza imkan yok. Bizi bir araya getirdi. Bizim provalarımızın başında bir mekanımız dahi yoktu ama Meltem Cumbul bize kendi evini açtı provalar için. Ve 12 kişiden bahsediyorum. Üstüne biz orada prova yaparken bize yemek yaptı. Bir insanın bunu bu kadar sahiplenerek yapıyor olması için aşk duyuyor olması lazım yaptığı işe. Bizim tiyatroya sanata bu kadar aşk duyan insanlara çok ihtiyacımız var. Meltem Cumbul’dan bir şeye nasıl sağlıklı aşk duyulur onu öğrendik.

Can Remzi Ergen: Meltem Cumbul çok güzel çorba yapıyor… Gerçi her yemeği çok güzel yapıyor. Eli gerçekten harika. Meltem hoca bize bütün bu şansı verdiği için ona çok teşekkür ederim. Kişisel anlamda da ona hayranlık duyuyorum. Setlerde bebeklerin çalıştırılmaması üzerinde çalışırken dizi de başına gelince projeyi almayıp onu bırakabilecek cesareti gösterebilecek birisiyle çalışmak hayranlık uyandırıyor. Ve bizi de besliyor.

MAVİ BASTIRILMIŞ CÜMLELERİ TEMSİL EDİYOR

Oyunun adı “Blu” peki Mavi deyince aklınıza ne geliyor?

Nazlı Benan Özkaya : Özgürlük, ifade ve nihayet hissi. Çünkü nihayet sahnedeyiz.

Ozan Erdönmez : Şirinler geliyor… Belki saçma olabilir ama paylaşım duygusu şirinlerin bize hissettirdikleri. İyi hissettirme her ne kadar dışarda kötü şeyler olsa da içinde iyisindir ve güzelsindir bir şeyleri paylaşarak bir yere ulaşırsın.

Can Remzi Ergen: Gökyüzünün rengi, denizin rengi.

Peral Filiz: Mavi bastırılmış cümleleri temsil ediyor. Bunu çok hissetmeye başladım hayatlarındaki bütün karakterler hayatlarında bir kere ölmüşler benim için. Hepsi hayatlarında istismar edilmiş, bir kere o değişimi göstermişler ve o anı o mavi anı hüznü, mavi olma anını hissetmişler. Oyunda benim için en kritik cümle “sen hepimizin her hangi biri olduğunu mu düşünüyorsun? Hepimiz her an değişmiyor muyuz? Birisiyleyken bir kişiyiz diğeri ileyken başka bir kişi”. Bu oyunda benim evet ya bu oyunu bu yüzden yapıyorum dediğim cümlem bu. Oyun oynama hali tattıkça mavi benim için her türlü duyguyu kapsamaya başladı. Özgürlük, mutluluk, yasak bunların hepsini içinde barındırıyor.

EMRE YETİM

EMRE YETİM

Emre Yetim : Mavi deyince aklıma keşfedilmeyi bekleyen bilinmezliklerle dolu uçsuz bucaksız deniz geliyor. Mavi, burnunuza gökyüzünün ferahlığını, gözünüze sevgi ile bakan bir çift gözü, dilinize deniz tuzunu anımsatıyorsa; Edip Cansever haklı, mavi huydur bende.

SEKSE TABU KOYARSANIZ SÜREKLİ OLARAK…

Oyunda çeşitli toplumsal sınıflar yer alıyor (Taksici, model, yazar, fahişe ) seks üzerinde bütün sınıflar bir sınıf haline geliyor. Sizce arzular statüyü eşitliyor mu?

Peral Filiz: Kesinlikle eşitliyor. Çünkü bu bir içgüdü herkeste aynı. Ne kadar üstü kapatılmaya çalışılsa bile hepimizin içerisinde iç güdüsel olan şeyden bahsediyoruz. Seks böyle bir şey. Bu içgüdü ne kadar bastırılırsa ne kadar yok sayılırsa, yasak olduğu ne kadar dikte edilirse o kadar vahşi çıkıyor dışarıya ve bu tehlikeyi de getiriyor yanında. Bunu yok sayıp bastırmak dünya üzerinde en tehlikeli şeylerden bir tanesi. Çünkü insanlar iç güdüleriyle var.

Nazlı Benan Özkaya : İnsanın kendini tanıma yolculuğu bitmiyor. Doğumundan ölümüne kadar. İnsanın arzularını tanımaya ihtiyacı var. Siz sekse tabu koyarsanız sürekli oradan aktarmaya çalışacak. Çünkü tabu zaten o daha çekici hale geliyor. Halbuki biraz daha özgür olabilsek daha güzel.
Can Remzi Ergen: Oyun oynamak zor ve büyük bir sorumluluk. Siz sahneye çıkıp metindeki birisini oynamaya çalıştığınızda onun hakkını teslim etmek zorundasınız orada onun o karakteri hayata karşı söylemek istediği şeyi başına gelenleri ben oyuncu olarak karşı tarafa hissettirmeliyim ve yaşamalıyım çünkü çok büyük bir sorumluluk.

AŞK İNSANA YAPMAYACAĞI ŞEYLERİ YAPTIRABİLEN SİHİRLİ BİR GÜÇ

Oyunda her karakter iki ayrı kişi ile birlikte oluyor. Sizce de insan farklı kişilerde bu kadar değişir mi?

Emre Yetim:  Her ilişki için söyleyemeyiz ama bazen öyle bir insanla karşılaşırsın ki neler yapabileceğini kendin bile kestiremezsin. Herkes peşinden koşarken, sen kendini birinin kapısında beklerken bulabilirsin. Aşk insana yapmayacağı şeyleri yaptırabilen sihirli bir güç, yaşamadan anlayamazsın. Bazen dostlarıma “Aşık olup sokaklara düşesin” dediğim oluyor. Ne kadar kötü olursa olsun insan hissettiklerinden çok şey öğreniyor; hele de oyuncu ise…

ekip-ic-2

TÜM KORKULARA RAĞMEN BU OYUNU SERGİLEMEK CESARET İSTİYOR

Oyunla ilgili kafanızda soru işaretleri oldu mu? Cinsellikle ilgili anlatımları yüzünden bir tepki görmek gibi…

Peral Filiz: İstismar bu dünyanın en büyük problemlerinden bir tanesi. Sahip olduğumuz en büyük problem biz istismar ediliyoruz. Hepimiz, herkes… En şiddetlisi bizim alt komşumuzda oluyor, en şiddetlisi bizim karşı sokağımızda oluyor. Her yerde var buna karşı bir şey yapmak lazım. Bunun çözümü ne genel olarak bilmiyorum. Benim kendime yaratabileceğim en büyük çözüm sahnede olmak ve savunduğum şeyi sahne üzerinde savunmak.

Ozan Erdönmez : Bir söz var ya tiyatro aslında toplumu inşaa eder. İkinci dünya savaşından sonra Almanya yıkıldığı zaman ilk yaptıkları şey kütüphaneler, okullar, tiyatroları tekrar yapmak. Çünkü toplum inşası başlıyor orada da. Biz de ise sürekli AVM yapılıyor. Aslında bizim şuan bu oyunu oynamamız cesaret isteyen bir şey. Meltem Cumbul’a saygı duyuyorum. Gerçekten çok cesur. Çünkü az şahit olmuyoruz Tophane’de bir galeri açılırken saldırı olmasına. Tüm bu korkulara rağmen bu oyunu sahnelemek cesaret istiyor.

Ne gibi tepkiler nasıl yorumlar aldınız?

Ozan Erdönmez : Bir tepki almadık. Seyirci olarak bu oyunu izlesem hoşuma gider. Çünkü cesur bir yerden yaklaşıyor bu oyun. Kesinlikle çok cesur bulundu.

Oyunda cüretkar sahneler olduğunu görüyoruz, provalarda zorlandınız mi?

Peral Filiz: Hayır zorlanmadık. Çünkü biz sahnede oynarken ne partnerimin erkek olma fikri ne de partnerim benim kadın olma fikrimi hissetmiyoruz bunla ilgilenemeyiz zaten. O sırada o karakterin hakkını vermekle ilgileniyoruz. Öbür türlüsü tiyatro olmaz başka bir şey olur.
Emre Yetim : Oyunculuk ciddi bir iştir. Hele tiyatro oyunculuğu hem zordur, hemde ciddi çaba gerektirir. Oyuncuların bu ciddiyetle yaklaştıklarında karşılarındaki sorunları aşabileceklerini düşünüyorum. Partnerlerin birbirlerine güvenmesi cüretkar yada değil problemin çözümü sihirli değnek bence.

OYUN GERÇEK, SEYİRCİ BUNUN İÇİN İZLEMELİ!

Seyirci bu oyunu neden izlemeli?

Ozan Erdönmez : Bence seyirci her oyunu izlemeli. Çünkü tiyatro izlemenin nedeni olmaz.

Peral Filiz: Bir kere durum bu diyor oyun. Şuan bu noktadayız. Evet İngiliz bir metin, İngiliz biri tarafından yazılmış ama sonuçta dünyada yaşadığımız şey bir noktada bu. Karanlık gibi gözüküyor ama aslında karanlık bir oyun değil. Okul dönemimde Stephen King’ın romanından uyarlanmış bir oyunda oynadım. Pedofil, Ensest, istismar üzerine bir oyundu. Ve bunlarla alakalı çok fazla kitap okudum ama okurken şunu fark ettim bunların hepsi gerçek. Aklımın alamayacağı hikayeler ama bu hikayeler her yerde. Bu oyunda olan şey burada oluyor bu gerçek bir şey. Bu yüzden seyirci izlemeli.

ekip-ic-4

SANATIN ÖNÜNÜ HİÇBİR SAVAŞ, YASAK, İNSAN YA DA TOPLUM KESEMEZ

Sizler yolun henüz başındasınız peki korkuyor musunuz ilerisi için mesela sanatın şuan ki durumundan?

Nazlı Benan Özkaya : Anlaşılmama duygusu çok insanın içini şıkıştırıyor. Oyunculuk kendini ifade etme sanatı ama kendimizi ifade edemiyoruz. Bizim için ifade eden biri de yok. Bu ülkenin belli bir kesiminin çok uzun süre kimliği yoktu. Şuanda onlara bir kimlik verildi onlarda bu kimliği almış olmanın duygusuyla işte böyle yapılır bir hisle davranıyor. Onları da anlıyorum bastırılan şeyler işte böyle oluyor. Şuanda sesi kesilen ifade edilemeyen kesim biziz. Ben ifade edebilmek istiyorum kendimi o insanlara. Çünkü ben burada yaşayabilmek istiyorum.

Peral Filiz: Ben dehşete kapılıyorum her konu da. Söyleyebileceğim tek şey bu. Önümü göremiyorum. Şu soruya mesela cevap veremiyorum. Beş yıl sonra kendimi nerede görüyorum. Beş yıl sonra kendimi nerede görmek istediğime cevap verebilir belki. Ama beş yıl sonra kendimi nerede gördüğümü tanımlayamıyorum. Analiz edemiyorum yaşadıklarımızı.

Nazlı Benan Özkaya : Sanat her koşulda beslenir sanatın önünü hiç bir savaş hiç bir yasak hiç bir insan hiç bir toplum kesemez. Sanat her yerde kendini her olay da var eder. Eline geçen her sanatçıyı öldürseler bile bu dünya da sanat hep devam eder.

TİYATRO YAPARKEN SOSYAL VE SİYASAL SORUNLAR YAŞIYORUZ

Dünya Tiyatrolar Günü hakkında ne söylemek istersin? Mesleğinizi rahatça yapabiliyor musunuz?

Emre Yetim : Biz tiyatrocular hikayeler anlatırız. Hikayeler insanları bir arada tutar, umut ve yaşama sevinci verir. Hepimizin umuda, iyiliğe, tiyatroya daha çok ihtiyacı var. Mesleğimizi yaparken maalesef ekonomik, sosyal ve siyasal sorunlar yaşıyoruz. Bunlarla mücadele edecek gücü maalesef herkes bulamayıp, yalnız ve çaresiz hissedebiliyor. Her iş zor ama tiyatro biraz daha zor. Belki de tiyatro tutkumuzun kaynağı da bundan; mavi huydur bizde (Gülüyor)

meltem-ic

‘ÖNCELİĞİ KADINLARA VERDİM’

Meltem Cumbul, rejisörlüğünü yaptığı oyun hakkında bizlere şunları söyledi: “D22 Tiyatrosunun kuruluş dönemi ve ilk oyunları olan “Bent” i yönettikten 4 yıl sonra, Tiyatronun mekan değişikliği yaşaması sebebiyle hepimiz bir araya geldiğimizde, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Ünv. Tiyatro Bölümü öğrencilerinden Peral Filiz’le karşılaştık. Hali hazırda çevirisini Can Remzi Ergen’den rica ettiğim ‘Mavi Oda’ oyunu üzerine çalışıyordum. Peral’in ne kadar çok tiyatro yapmak istediğini hemen o gecenin ardından buluştuğumuz Moda’daki çalıştığı Cafe’de gözlemledim. Yine tiyatro oyunu yapma heyecanıyla NY’dan döndüğü günden beri ara ara beni arayan, Ankara Dil Tarih Çografya Fakültesi Tiyatro Bölümü mezunu Nazli Benan Özkaya’da aklıma düşmüştü. Elçin Afacan, Ayşe Özköylü, Dilhan Naz Özgülüş, Zehra Bilgin, Gamze Dar, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Ünv. Tiyatro Bölümünde benimle Eric Morris sistemi çalışmış oyunculardır ve hepsini çok beğenirim. Erkek rollerine kadroyu ilk bu genç kadınlar üzerinden oluşturduktan sonra bakmaya başladım. Önce kadın… Serkan Rutkay Ayıköz ve Ozan Erdönmez’de okulda dersleri neredeyse hiç kaçırmamış, oynadıkları karakterlere çok yakışacak oyuncular olarak ‘Blu’ da yerlerini aldılar. Emre Yetim, Dot Tiyatrosu’nda oynadığı oyunlarda beğenerek izlediğim bir oyuncu olması sebebiyle Beşiktaş Çarşı’da, Naz’ın çalıştığı bir Cafe’de karşılaşmışlar, öyle bir araya geldik. Bol Küba Kahvesi içtiğimiz bir prova dönemini oyunun yardımcı yönetmenliğini yapan Tugçe Tamer’in de katkılarıyla ve özverisiyle geçirdik. Oyunun ışık tasarımı Ayse Ayter’e ait ve tam da istediğim gibi. Üç aylık bir çalışma döneminden sonra ortaya çıkan ‘Blu’nun oyuncu kadrosuyla yaptığınız röportaj için size teşekkür ederim.”