Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
Şükrü Özyıldız, başrol karakterlerinin güzel ve yakışıklı olmasının nedenini açıkladı
Şükrü Özyıldız, başrol karakterlerinin güzel ve yakışıklı olmasının nedenini açıkladı
Şükrü Özyıldız, bir dergiye verdiği röportajda dizi sürelerinin uzunluğuna değindi. Yakışıklı oyuncu, "Diziler, 150 dakika; aslında 60 dakikada anlatmak istediğiniz şeyi anlatabilirsiniz, geri kalan kısım klip. Böyle olunca da güzel/yakışıklı olmak, önemli oluyor" sözleriyle dizilerde başrol karakterlerinin hep yakışıklı erkekler ve güzel kadınlardan seçilmesine değindi.
Magazin 28 Şubat 2017 - 17:19

Daha önce Uçurum, Tatlı KüçükYalancılar, Şeref Meselesi ve Kış Güneşi gibi yapımlarda izlediğimiz yetenekli oyuncu Şükrü Özyıldız, yeni dizisi Çoban Yıldızı'nda yeni tarzıyla ekranlara dönüş yapıyor. Oyuncu, yeni dizi öncesi Türkiye’nin tek dizi kültürü dergisi Episode Dergi'nin hem röportaj hem de kapak konuğu oldu. Özyıldız, dizi sektöründen kendi oyunculuk kariyerine kadar geniş yelpazedeki sorulara yanıt verdi. İşte Özyıldız’ın o röportajı…

Yeni diziniz Çoban Yıldızı ile ilgili biraz bilgi alalım öncelikle…
Çoban Yıldızı'nın şubat sonunda yayınlanması planlanıyor. Çekimler için Kapadokya'ya gidiyoruz. Yöre insanının orada nasıl yaşadığına, ne gibi koşullarda hayatlarını devam ettirdiklerine dair bazı bilgiler de içeriyor dizi. Selim Bayraktar, Menderes Samancılar, Arif Erkin, Selin Şekerci gibi çok iyi oyuncular var kadroda. Beni çok heyecanlandıran senaryosu Gülizar Irmak'a ait, zaten çok iyi bir kalem. Gül Oğuz yapımcımız. Çoban Yıldızı'nın, içine doğduğumuz dünyanın kurallarına mecbur kaldığımızı anlatan bir hikâyesi var. Ben senaryoyu çok önemsiyorum, senaryo yapısı, dramatik kurgular, bunların hepsi çok önemli; çünkü oyuncular, kanal ne olursa olsun sonuçta bir hikâye anlatıyorsunuz ve o hikâyenin dinamikleri çok önemli. Bu senaryo da çok iyi kurulmuş, beğenerek okudum.

İzmir'de oyunculuk eğitimi almaya başlıyorsunuz ve sonrasında da ekrandaki ilk işiniz günlük yayınlanan bir dizi oluyor.
Evet. Günlük dizi inanılmaz bir tempoyla çekiliyor. Bir yaşam şekli bile denilebilir. Çünkü haftada beş bölüm, biz neredeyse altı gün sette yatıp kalkıyorduk. Ama bana çok şey öğretti o çalışma temposu. Günlük diziden sonra, o dönemde Cem Karcı Uçurum'u çekiyordu. Onunla bir deneme çekimi yaptık, sonra İstanbul'a geldim.

Uçurum, Moldova'dan İstanbul'a çalışmak için gelen ancak fuhuş çetesinin eline düşen iki kadının hikâyesini anlatıyordu. Özgün ve sert bir hikâyesi vardı.
Evet, Uçurum, hikâye açısından milat olabilir, Türk dizi tarihinde böyle bir konu işlenmedi, sahneler de oldukça açık ve netti. Sert sahneler vardı, izledikten sonra, “Nasıl olabiliyor?” derdim ama oldu mu da oluyor işte. Aksaray'da gerçekten bu hayatı yaşamış insanlarla görüşmüştük, bir ön çalışmamız olmuştu ve Aksaray'da çekiyorduk diziyi. Güvenlik önlemleri alıyorduk ama ister istemez etkisine giriyorduk oradaki atmosferin.
episode2_sukru-ozyildiz2

Sonrasında Tatlı Küçük Yalancılar, Şeref Meselesi ve Kış Güneşi… farklı türlerdeki dizilerde yer aldınız, oyuncu olarak diğerlerinden daha çok sevdiğiniz alt tür var mı?
Oyuncu olarak konsantrasyonum rol üzerine. Beni oyuncu olarak bu rolde heyecanlandıracak ne var, önce ona bakıyorum. Kış Güneşi'nde iki farklı rol vardı, bu beni çok heyecanlandırıyordu mesela. Uçurum da keza öyle. Tatlı Küçük Yalancılar, Türkiye'de daha önce denenmemiş bir türdü, bu da beni çok heyecanlandırmıştı. Daha önce yapılmamış işlere daha çok heyecanlanıyorum. Beni oyuncu olarak zorlayacak işlerde heyecanlanıyorum. Sert bir gerçekliği içinde barındıran şeye heyecanlanıyorum. Yerimde durmayı sevmiyorum açıkçası. Oyuncu olarak da beni zorlaması lazım rolün.

İyi edebiyatın olduğu topraklardayız ama dizilerdeki tür çeşitliliğinin, senaryoların bu kadar kısır kalması garip değil mi?
Bu cümlelerin aynısını yapımcımız Gül Oğuz'a söylemiştim. O da bana Çoban Yıldızı'nın senaryosunu verdi ve “İşte bu yüzden bu işi okumalısın,” dedi. Bizdeki çoğu işte, hikâyenin odak noktası önemli oluyor, diğer tüm dinamikler önemsizleşiyor. Bu, doğru değil aslında. Ana kastın hikâyesinin çok önemli olmasının yanında yan kastın da hikâyesi çok önemli olmalı. Hikâyeyi gerçek ve etkili bir şekilde anlatmak lazım. Oğlanla kız birbirine âşık ve aralarında engeller var… Bu kadar kısır olmamalı. Bunun farkındalığı seyircide de yapımcıda da senaristlerde de gelişmeye başladı. Biraz daha umut verici bu açıdan. Önceki sezona göre bu sene daha umutluyum.

Oyunculukta güzellik en önemli kıstaslardan biri olmaya devam edecek galiba. Ana ve yan tüm karakterlerde bir güzellik arayışı var. Bu sınırlayıcı değil mi sizce?
Hem sınırlayıcı hem de maalesef izleyiciyi koparan bir şey. Diziler, 150 dakika; aslında 60 dakikada anlatmak istediğiniz şeyi anlatabilirsiniz, geri kalan kısım klip. Böyle olunca da güzel/yakışıklı olmak, önemli oluyor maalesef.

Sadece güzel/yakışıklı olmak yetiyor mu peki?
Artık iyi oynayamayan güzel de yakışıklı da olsa daha hızlı eleniyor bence, doğal seleksiyon. Eskiden, daha az dizi olduğu için mi bilmiyorum ama daha toleranslıydı insanlar. Şimdi bir oyuncu, iyi oynamıyorsa hızlı eleniyor. O yüzden oyuncular kendilerini geliştiriyor, kendilerine iyi bakıyorlar. Şimdi, kendine daha çok yatırım yapman gerekiyor. Ben konservatuvarlı değilim ama bütün eğitimleri almaya çalışıyorum. Yaptığım işi önemsiyorum ve kendime bu alanda yatırım yapıyorum. Çünkü o zaman güzel bir şey yaratabilirim. Nereden geldiğin hiç fark etmez; o ekrana, o sahneye çıkmak, artık çok ciddi sorumlulukların olduğu anlamına geliyor, kendini geliştirmek zorundasın. Çünkü o ekrana dönmemek üzere elenebilirsin, şu an risk faktörü daha fazla.

episode2_sukru-ozyildizuuu

İyi oyuncu olsanız da böyle bir risk var değil mi?
Evet, iyi ve kendini bir yerlere getirmiş oyuncular için de geçerli bu risk. Hemen, “Onun dizisi tutmuyor,” denilebiliyor. Halbuki dizinin tutması için gerekli kriterlerin bir listesi var. Bu listenin ilk sırasında da senaryo yer alıyor. Oyunculuk kötü olsa da senaryo o kadar iyidir ki iş iyi çıkar. Benim için en önemli örneği, Cinema Paradiso adlı İtalyan filmi. Oyunculuklar o kadar kötü ki ama film, en iyi filmler arasında ilk yirmide. Üç buçuk saat, çok kötü oyunculuk ama mükemmel film… Listede ikinci sırada, görüntü yönetmeni, üçüncü sırada müzik geliyor. İlk üç bu, daha yönetmen yok, oyuncu yok, yapımcı yok. O yüzden, bunun bir takım oyunu olduğunu söylüyorum.

Ama bizde oyuncuya göre senaryo yazdırılabiliyor mesela, doğrusu senaryoya göre kast oluşturmak, oyuncuları seçmekken…
Ben Uçurum dizisi için iki buçuk saatlik audition verdim. En az 15 farklı çekim denedik. Çoban Yıldızı için de tek audition, diğer oyuncularla audition çekimleri alındı.  Dediğiniz şeye çok alıştılar mesela, “Oyuncu belli, ona göre senaryo yazalım, proje oluşturalım.” Doğru olansa, senaryon bellidir ve ona göre oyuncu seçersin. O zaman cast daha doğru olur, o zaman daha doğru projeler çıkar. Mesela Çoban Yıldızı'ndaki karakterim için saçlarımı kestirdim, sakallarımı uzattım, vücudumu değiştirdim… Oyuncu buna açık olmalı. Biz casting’in ne demek olduğunu unutuyoruz, bir şekilde hatırlatmak lazım.

Bunu unutunca, onca emeğe rağmen, kötü işler çıkabiliyor…
Yaptığımız işe odaklanmalıyız. Çünkü hepimizin bir değer yaratması ve yarattığımız değerin bir sonucu olması lazım. Ama yaratmaya çalıştığınız değeri boş verip kıssadan hisse yapayım dediğinizde bir değer yaratamıyorsunuz. Kendinizi döndürüyorsunuz sadece. Kariyer, uzun bir yol, sadece oyuncu için değil, sanat yönetmeninin, yönetmenin, kast direktörünün de bir kariyeri var. O yüzden yaptığınız işe ne kadar değer katma odaklı olursanız o zaman hem değer yaratmış hem de kendinizi değerli kılmış olursunuz. Biz asıl noktaya odaklanamıyoruz. Maalesef kapitalist dünyanın bize dayattığı gerçek bu.

Diziler insanları etkiliyor mu?
Etkilediğini düşünüyorum. Kurtlar Vadisi insanları etkiliyordu mesela, ben ergendim, beni bile etkiledi. Doğruya doğru. Şimdi, ülkedeki geçim sıkıntısını biliyorsunuz, çalıştınız, akşam eve geldiniz, yemeğinizi yediniz, TV'yi açtınız, yatana kadar izlediğiniz şey nasıl etkilemez sizi? Yatmadan önce izlediğiniz şey, siz uyuduğunuzda beyinde tekrar döner, bu bir öğrenme biçimidir. O yüzden yatana kadar izlediğiniz şey, sizi etkiler tabii ki.

episode2_sukru-ozyildiz
Bateri çalıyorsunuz, grubunuz var mı?
Eskiden vardı. Şimdi setlerdeyim, eve gidip yeteneklerimi kaybetmeyeyim diye biraz solo bir şeyler çıkarayım diyorum. Çok yakın bir arkadaşım var, bazen onunla bir şeyler yapıyoruz. Onunla projelerimiz var, perküsyon-davul, Latin müzikleri, bir şeyler düşünüyoruz, bakalım.

Albüm mü?
Yok, albüm değil. O şarkı bir olsun da, dijital olur, albüm olur fark etmez, biz onu bir şekilde yayınlarız.