Sözcü Plus Giriş

1,5 °C Küresel Isınma Özel Raporu açıklandı: Hala bir şansımız var

IPCC (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli), 8 Ekim'de '1,5 °C Küresel Isınma Özel Raporu'nu açıkladı. Rapora göre şu an iklim değişikliğinin etkilerini bilimsel olarak azaltabilecek durumdayız. Ancak bunu başarmanın tek yolu küresel ısınma sınırını 2°C'de değil, 1,5 °C'de tutmak. Raporla ilgili değerlendirmeler yapan TEMA Vakfı, Türkiye'nin bu kapsamda atması gereken ilk adımının, Paris Anlaşması'nı onaylamak olduğunu söylüyor.

Eser AKGÜL
Güncellenme: 18:44, 16/10/2018
1,5 °C Küresel Isınma Özel Raporu açıklandı: Hala bir şansımız var

TEMA Vakfı, IPCC (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli) tarafından hazırlanan 1,5 °C Küresel Isınma Özel Raporu’nun değerlendirildiği bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıya katılan TEMA Vakfı Çevre Politikaları ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Özgül Erdemli Mutlu ile IPCC Başyazarlarından, TEMA Vakfı Bilim Kurulu Üyesi, BÜ İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş, raporun içeriğini ve Türkiye için verilebilecek mesajları paylaştı.

tema-ozgul-mutlu

Toplantıda önemli konulara değinen TEMA Vakfı Çevre Politikaları ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Özgül Erdemli Mutlu, Türkiye’nin bir an önce Paris Anlaşması’nı onaylayarak harekete geçmesi gerektiğini vurguladı. “İklim değişikliği politikalarının katılımcı, demokratik ve şeffaf şekilde hayata geçirilmesi için çaba harcanmalıdır. Büyümenin hızı kadar niteliği de önemlidir. Düşük karbonlu politikalar ile daha fazla enerji güvenliği, daha yüksek yaşam kalitesi, iklim değişikliğinin etkilerine karşı dayanıklılık, fosil yakıt ithalatından tasarruf, yenilenebilir enerji alanında istihdam yaratılması ve hava kirliliğine bağlı erken ölümlerin azalması gibi çok sayıda yan fayda sağlayacaktır. Bu faydaların yaratacağı ekonomik değer düşük karbon politikalarının yürütülmesi için gerekli olan maliyetlerden daha fazla olacaktır” şeklinde konuşan Mutlu, 2018 yılı sonunda Polonya'da yapılacak 24. Taraflar Konferansı'ndan önce, Türkiye’nin “Ulusal Katkı Niyet Beyanı”nı güncellemesi, azaltım hedefini yeniden belirlemesi, iklim değişikliğine uyumu hedeflerine dahil etmesi gerektiğinin ve Paris Anlaşması'nı acilen Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde onaylanması gerektiğinin altını çizdi. “Türkiye'nin iklim hareketinde söz sahibi olması, ancak azaltım ve uyum alanında birbirini tamamlayan ulusal-yerel politikaların eş zamanlı gerçekleştirilmesi ile mümkün olacaktır” şeklinde konuşan Mutlu, bu konuda TEMA Vakfı olarak hem ulusal hem de uluslararası ölçekte çalışmalar yaptıklarına değindi.

1,5 °C Küresel Isınma Özel Raporu’na göre küresel ısınma ölçütü 2°C değil 1,5 °C olması gerekiyor. Yani küresel ısınmadaki sınırı 1,5 °C’de sabitlersek bilimsel olarak şu an iklim değişikliği ve büyük ölçekli etkileri önlenebilir durumda. Raporu oluşturan IPCC’nin başyazarlarından, TEMA Vakfı Bilim Kurulu Üyesi, BÜ İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu durumu ve yapması gerekenleri sozcu.com.tr okuyucuları için değerlendirdi:

prof-dr-murat-turkes-sozcu

Raporun küresel ısınma ile gelecek olan sağlık sorunları açısından değerlendirmeleri neler?

Zaten iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkilerinin bir kısmı, hastalıkların ve özellikle de vektör kökenli olanların, tropikal ve subtropikal bölgelerde gelecekte daha fazla artabileceği biliniyor. Ve iklim değişikliği temelli çeşitli senaryolara dayalı bu sağlık öngörüleri, bu tehlikelerin gelecekte artacağını bize çoktan söylüyordu. Rapor aslında küresel ısınmayı 1,5 °C’de sınırlandırma hedefi bağlamında bu konuyu ele alıyor ve bize çok açıkça şunu söylüyor; geçmişte bu konu daha uzun vadeli bir konu gibi ele alındı, yani ‘2100 yılına kadar sıcaklık şu kadar artarsa şu sorunlar çıkar’ şeklinde. Ama bu rapor bize diyor ki ‘Hayır, hangi yılda olursa olsun, küresel ısınmayı 1,5 °C’de tutamazsak (ki tutsak da bu sağlık etkileri, sıtma, malarya gibi hastalıkların yayılması problemi zaten var) tehlikeler katlanarak artacak. Ve yine şunu açıkça söylüyor ki bundan da en çok coğrafi olarak etkilenen bölgeler tropikal ve subtropikal bölgeler olacak. Yani özellikle Afrika’daki, Güneydoğu Asya’daki, Güney Amerika’daki gelişmekte olan ülkeler ve oradaki yerel topluluklar küresel ısınmadan daha çok etkilenecekler. İkincisi, biliyorsunuz hava kirliliği ile mücadele aynı zamanda iklim değişikliği ile mücadeledir. İklim değişikliğinde sera gazı azaltma mücadelesi ile aynı zamanda hava kirliliği de azaltılacaktır. Dolayısıyla küresel ısınmayı 1,5 °C sınırlandırmak için sera gazı salımlarında özellikle enerji sektöründe ve sanayide azaltma yapamazsak insan sağlığına olumsuz etkileri katlanarak devam edecek. Raporda bunun ayrıntıları var. Yine raporda yoksul ve gelişmekte olan ülkelerdeki (Çin, Hindistan, Meksika gibi ülkelerde ve zaman zaman bizde de hava kirliliği ciddi sorunlar yaratabiliyor hala) kentsel hava kirliliğinden de örnekler verilmiş durumda.

‘Türkiye küresel ısınmada 1,5 °C sınırına zaten ulaştı!’

1,5 °C küresel ortalama bir değerdir. Ama dünyada çeşitli bölgelerde zaten çoktan 0,5-4 °C dereceye ulaşan istasyon ya da kent bazlı sıcaklık artışları var. Türkiye’de de şu anda böyle bir iklim değişikliği olmasa bile zaten var olan iklim değişikliği ile yaklaşık son 80-90 yılda 1-1,5 °C ile 4 °C’ye kadar sıcaklık artışının gerçekleşmiş olduğunu görüyoruz. Yine oluşturulan model öngörüleri bize ‘gelecekte Türkiye bölgesinde iklim değişikliği önlenemezse, 2100 yılına kadar 1,5-4 °C sıcaklıklarda artış bekleniyor.’ diyor. Bu artış özellikle yılın sıcak döneminde yani ilkbaharda, yaz aylarında ve kısmen sonbaharda daha da şiddetlenecek. Yani model öngörülere baktığımızda örneğin kötümser senaryolara göre, gelecek yüzyılda Türkiye’de 7 °C’ye varan artışlar bile olabileceği söz konusu. Dolayısıyla Türkiye’nin zaten iklim sorunları olan bir bölgede olduğunu biliyoruz. Gözlenen iklim değişikliğini hemen her boyutta yaşıyoruz ve ne yazık ki bu modeller de bize gelecekte özellikle yağış ve sıcaklık rejiminde önemli değişiklikler olacağını, döngünün bozulacağını, şiddetli yağışlar, seller, taşkınlar artarken bir yandna da kuraklık olasılığının artacağını, buharlaşmanın, terlemenin artacağını, sıcak hava dalgalarının ortaya çıkma sıklığının artacağını ve bunlara bağlı olarak orman yangınları sıklığının da artabileceğini söylüyor ve bizim bunu dikkate almamız gerekiyor. Bunu son yıllarda çok net görüyoruz. 2000’lerde çok anlamamıştık. 2010’larla birlikte özellikle büyük kentlerdekiler ve kırsalda tarımla uğraşanlar kuraklıkları yaşadıkça bir şeylerin değiştiğini anladılar.

Yapılan bu paneller de bize bunu sağlıyor işte. IPCC kendisi bir araştırma yapmıyor. IPCC, küresel düzeyde hakemli kabul edilmiş dergilerde yayınlanmış bilimsel makalelerin sonuçlarının değerlendirmesini yaparak raporlar hazırlıyor. Dolayısıyla 100’den fazla bilim insanı ve 1000’den fazla kişinin gözden geçirmesiyle oluşuyor ve küresel ölçekte doğrulanmış verilere dayanıyor. Yani bu rapor sizin tek başınıza yapabileceğiniz bir çalışmadan çok daha üstün bir değerlendirmedir.

Türkiye’nin içinde olduğu bölge için en kısa sürede yapılması gereken şey ne?

Daha çok gelişmekte olan bölgelerden örnekler verilmiş ama diğer IPCC raporlarında da bölgesel değerlendirmeler var. Bu konuştuğumuz konular açısından özellikle salgın hastalıklarla ilgili Türkiye o bölgeler arasında en kötüsü değil ama hastalık riski olabilecek ülkeler sınıfında yer alıyor. Su kıtlığı açısından aynı şekilde öyle.

Rapor bize ulaşılabilir ve temiz gıda ile ilgili bize neler söylüyor?

1,5 °C küresel ısınmayı sınırlandıramazsak gıda güvenliği sorunlarının katlanacağını söylüyor yani daha fazla insan gıda güvensizliği ve yeterli suya erişim konularında sorun yaşayacak. Dolayısıyla iklim değişikliği ile mücadele ve uyum konusunda risk ve etkilenebilirlik çalışmaları çok önemli. Bu çalışmaların artırılması lazım. Biz birçok çalışma yaptık. Örneğin Türkiye’de kuraklık risk ve etkilenebilirliği konusunda çalıştığınızda Türkiye’nin yaklaşık 3’te ikisinin kuraklıktan değişik şekillerde etkileneceğini gösterdik. İşte bunun yerel yönetimler ve ilgili bakanlıklar tarafından dikkate alınması gerekiyor.

İlginizi ÇekebilirTEMA Vakfı'ndan 'Eko siyaset' çağrısıTEMA Vakfı'ndan 'Eko siyaset' çağrısı