Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
Felaketin üzerinden 20 yıl geçti ders almadık
Felaketin üzerinden 20 yıl geçti ders almadık
17 Ağustos Marmara Depremi’nin üzerinden tam 20 yıl geçti. Kocaeli’de 29 ağır hasarlı bina hala yıkılmadı, içerisinde yüzlerce kişi yaşıyor. TMMOB’a göre İstanbul’da belirlenen 493 toplanma alanı sayısı bugün 77’ye düştü. 18 bin kişinin hayatını kaybettiği deprem faciasının tanığı Ali Tok Sözcü’ye konuştu, “Bugün deprem olsa yine aynı rakamlar ortaya çıkar” dedi.
Uğur ENÇ
Yaşam 17 Ağustos 2019 - 07:30

Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde 17 Ağustos 1999’da saat 03.02’de meydana gelen ve 45 saniye süren 7,4 büyüklüğündeki depremin 20. yıldönümünde de yaşanan felaketten ders almadığımız ortaya çıktı. 14,5 milyon insanın yaşadığı 9 ili (Bolu, Bursa, Düzce, Eskişehir, İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Yalova, Zonguldak) etkileyen depremde 18 bin 373 kişi hayatını kaybetti, 48 bin 901 kişi de yaralandı. 5 bin 840 kişi de kayboldu. En yoğun can kaybı merkezi üssü Gölcük ve çevresinde yaşandı.

365 BİN BİNA HASAR ALDI

Dünyanın pek çok ülkesinden arama kurtarma ekipleri ve yardım malzemeleri gönderildi. ANASOL-M (ANAP-DSP-MHP) hükümeti felaket bölgesine ancak 3 gün sonra ulaşabildi. TBMM Araştırma Komisyonu'nun 2010 yılı raporuna göre 364 bin 905 bina hasar gördü. 112 bin 735 bina yıkıldı ya da ağır hasar aldı. 124 bin 131 bina orta hasarlı olarak, 128 bin 42 bina ise hafif hasarlı olarak kayıtlara geçti. Aynı araştırmaya göre afet bölgesinde 43 bin 264 prefabrik ihtiyacı doğdu. Bu ihtiyacın 40 bin 786'sı karşılandı. Toplam 147 bin 120 kişi evinden oldu, prefabriklerde yaşamaya başladı. Türkiye’nin en büyük petrol rafinerisi TÜPRAŞ Yarımca'da yangın çıktı. Çıkan yangın günlerce sürdü. Binlerce vatandaş olası patlama riski nedeniyle dağlık alanlara nakledildi.

                                                                              Fotoğraf: AA arşiv

85 SAAT SONRA GELEN MUCİZE

Kocaeli ve çevresinde deprem sonrasında arama kurtarma çalışmaları günlerce sürdü. Gölcük Yüzbaşılar'da bir arkadaşını ziyarete giden Ali Tok arkadaşı hayatını kaybettiği için kendisinin binada olduğunu bilen kimse olmaması nedeniyle tam 3.5 gün enkaz altında kaldı. 48 sonra binada yaşayanların listesine göre enkazda ölü ya da yaralı kalmadığını belirten yetkililer buradaki çalışmaları bitirdi. Tok'un annesinin haber vermesiyle son bir çalışma başlatan yetkililer Ali Tok'a 85 saat sonra ulaştı. Tok, 20 yıl önce yaşadıklarını SÖZCÜ'ye anlattı.

İDRARINI İÇEREK HAYATTA KALDI

Tok, “Ben deprem akşamı bir arkadaşımda misafirdim. 12-8 vardiyasından çıkmıştım fabrikadan. Uyurken ilk başta bir gümleme oldu. Sallantı hissetmedim hiç. Ben bomba patladı sandım. 1-2 saniye sonra döndürmeye ve sallamaya başladı. Bina bir anda çöktü. Tek kişilik yatakta tabut kadar bir alanda kaldım. Tuğlalar deprem sırasında sürekli üzerime düştü ben sağa sola fırlattım onları. Onlar üzerimde olsa kolonun altında ezilecektim. O arada 1 dakika boyunca hiç nefes alamadım. Aynı anda 3-5 farklı ölüm şeklini düşündüm. Sıkışarak mı öleceğim, nefes alamadığım için mi öleceğim, susuzluktan ya da açlıktan mı öleceğim diye düşündüm. Sonra hava gelmeye başladı. Biraz uğraştım sıkıştığım yeri açamadım. Debelendikçe daha çok havaya ihtiyaç duyarım diye durdum. Beklemeye başladım. Bekleyiş tam 3.5 gün sürdü. Yatağın süngerini koparıp idrarımı oraya yaptım ve ağzıma sıkıp içtim” diyerek, yaşadıklarını anlattı.

“İDRARIMI İÇEREK HAYATTA KALDIM”

Yaşadıklarını saniye saniye anlatan Tok, “Ben daha önce arkadaşıma gitmeden anneme Değirmendere'deki arkadaşıma gittiğimi söylemiştim. 2 gün ben eve gitmeyince 3. gün çalıştığım fabrikaya gidiyor. Arkadaşlarıma durumu anlatıyor. Bulunduğum binaya geliyorlar. Annem ve arkadaşlarım geldiğinde benim bulunduğum enkaz alanını çarpı ile kapatmışlar. Ölü ya da diri yoktur burada demişler. Binada yaşayanların verdiği isimlerin tümüne ulaşılmış çünkü. Benim arkadaşımı ölü olarak çıkarmışlar ama kimsenin benim orada olduğumdan haberi yok” ifadelerini kullandı.

Sürekli ses çıkardığımı fakat o hengameden dolayı duyulmadığını anlatan Tok, “Annem enkaz olan binaya gelince orada bekleyen bir subaya ‘Bir kez daha ses verin, oğlum o binada' diyor. Daha sonra ses veriyorlar. Ben herkesin susturulduğunu duydum ve ‘sesimi duyan var mı' diye bağırınca elime taş alıp betona vurdum. Daha sonra çalışmalar başladı. Tam 85 saat sonra enkazdan çıkarıldım. Rüya gibiydi. İnanamıyordum kurtulduğuma. Yeniden doğdum adeta. Enkazdan çıkarıldığımda yüzlerce kişi alkışlamaya, ağlamaya başladı” dedi.

BİNALAR ÇOK ZAYIFTI

“Depremde oradaki binaların büyük çoğunluğu zayıftı. Betonlarını deniz kumu ile yapmışlar. Tuzla buz oldu binalar. Can kaybının temel sebebi buydu. Şimdi ev seçiyorum. Vatandaşın alabileceği en büyük tedbir bu. Depremden önce yapılan evlerde oturmadım hiç 17 Ağustos'tan sonra. Ben deprem eğitimlerinin bir çözüm olduğunu düşünmüyorum. Gözünü aç kapa bina yıkılıyor. Ne deprem çantası, ne kiriş altı hiçbir şey kalmıyor. Önemli olan kaçak ve ruhsatsız yapıların engellenmesi” diyerek, vatandaşların ev seçiminde dikkat etmeleri gerektiğinin altını çizdi.

“Bugün deprem olsa senaryo yine aynı olur. Ölü ve yaralı sayısı daha fazla da olabilir. Şu an tek şansımız teknolojinin gelişmiş olması. Bugün bir afet olsa arama kurtarma ekipleri çok daha hızlı ulaşabilir” diyen Tok, binaların da insanların da durumunun hala aynı olduğunu ve bu duruma üzüldüğünü belirtti.

17 AĞUSTOS AKŞAMLARI UYUYAMIYOR

Deprem gecesi kız kardeşiyle aynı odada enkaz altında kalan, annesini ise yan odada kaybeden Burcu Badın, 20 yıldır 17 Ağustos akşamlarında uyuyamadığını söyledi. Şu anda evli ve bir çocuk sahibi olan Badın, “Biz Gölcük Seymen'de bir sitede oturuyorduk. Sitemiz 4 bloktan oluşuyordu. Tamamı çöktü. 9 kişi bizim binada hayatını kaybetti. Sitemizde çok aile tamamen yok oldu. Arkadaşlarımızla sahilden geç saatte dönmüştük. 13 yaşındaki kardeşim de bizimle birlikteydi. Deprem gecesi kardeşimle aynı odada yatıyorduk. Ben 17 yaşındaydım deprem olduğunda. Sahilde birkaç saat önce birlikte olduğumuz arkadaşlarımızın büyük bölümü hayatını kaybetti. Kız kardeşim lisanslı basketbolcuydu. Deprem sonrası yaşadığı sakatlık nedeniyle lisansını kaybetti. Deprem anında çok büyük bir gürültü oldu ve alttan büyük bir darbe aldık. Sadece o anı hissettim. Deprem anında kağıt gibi yıkılıyor bütün site. Sallantı bittikten sonra ‘ne oldu şimdi' diye kaldım. Bir şey oldu ama ne olduğunu anlayamıyorsunuz” ifadelerini kullandı.

‘ÖLDÜM, ŞİMDİ NE OLACAK' DİYE DÜŞÜNDÜM

Badın, deprem esnasında sürekli öleceğini düşündüğünü belirterek, o an yaşadıklarını şöyle anlattı.

“Bir elim karnımda bir elim yanağımda kalmıştı. Yanağımdaki elimi kıpırdatamadım. Her yer sıkışıktı. Bir süre sonra kardeşimin sesini duydum. ‘Abla' diyordu. Cevap verdim. ‘Abla ne oldu' diyor, ‘bilmiyorum' diyorum. Sonra ‘abla anneme sesleneyim mi' dedi. ‘Seslen' dedim. Bağırdık ama ses gelmedi. Bir süre sonra sesler gelmeye başladı. Sonra vücudum uyuşmaya başladı. Nefes alamadığımı söyledim kardeşime. Bana kenardan bulduğu bir dosya ile hava göndermeye çalıştı.

Sonra iyi olduğumu söyledim. Annemden hiç ses alamıyorduk. Sesler gelmeye başladı. Kardeşim, ‘biz Emel'in çocuklarıyız. Sıkıştık. Ablam daha kötü önce onu kurtarın' diyor. Ben o sırada sürekli dua okuduğumu hatırlıyorum. Sesler gelip gidiyordu. Dua okuyorum, duruyorum. ‘Şimdi öldüm galiba' diyorum. Bekliyorum. ‘Şimdi ne olacak' diyorum. Öldüm diye düşünüyorum sürekli kelime-i şehadet getiriyorum.”

“SU VERİN DİYE YALVARDIM”

Badın, o anları anlatırken dahi tekrardan yaşamış gibi olduğunu belirterek, “Daha sonra bizi kurtarmak için çalışmalar başladı. Balyozlarla çalışmalar başlamış. 5 katlı binanın en alt katında oturuyorduk biz. Bina kayarak yıkılmış. O yüzden bize ulaşmaları çok uzun sürmedi. Babamlar bir ara yolu kesip bir vinci zorla enkaz bölümüne getirmişler. Ancak halat zayıf olduğu için vinç geri dönüyor. Ben 18 saat, kardeşim 21 saat enkaz altında kaldı. İlk olarak bir aralıktan gün ışığı sızdığını hatırlıyorum. Daha sonra ışığın geldiği o deliği büyüttüler. Bir demir bacağıma saplanmış, ben hiç ayaklarımı hissetmiyordum. O deliği büyütünce mahallemizden bir genci içeri soktular. Beni biraz çevirdiler. Zorda olsa demir çıktı. Ben hiç tuvaletimi yapamamıştım. Böbreklerim çalışmamış. Bu sebeple bana kurtarma sırasında su vermediler. ‘Ne olur bana su verin' diye yalvarıyorum. Dudaklarıma nemli bir bez değdirdiler. Kardeşim idrarını yapmış. Ona 2.5 litrelik bir şişede su uzattılar, ben onu almak için çırpındığımı hatırlıyorum. Kardeşim yastığa suyu döküp emerek içti. Başını kaldıramıyordu” sözlerini kaydetti.

“VAPURLA İSTANBUL'A SEVK ETTİLER”

Yaşadıklarını anlatmaya devam eden Badın, “Enkaz altında bacağımdaki demiri kenara çektikten sonra da beni çıkaramadılar. Demirlerin kesilmesi gerekiyordu. Saatler boyu o kadar sıkışık bir durumdaydım ki, ‘çekin kopsun bacağım. Yeter ki buradan çıkayım' diye ağladım. Birkaç saat sonra demiri kesebildiler. Kardeşimi oradan çıkaramadılar, bodrum katı çökmemişti, oradan delip kardeşimi çıkarmışlar. Beni enkazdan çıkardıktan sonra bir perdeye sardılar, kamyon kasasına koydular. Yanımda bir yaralı daha vardı. O sırada mahallemizin gençlerin birini yanıma koydular ve ‘Burcu sana emanet' deyip bizi gönderdiler. Daha enkazda annem, kardeşim ve komşularımız olduğu için onlar çalışmaya devam ettiler. İlk önce donanma hastanesine gittik. Oradan vapurla İstanbul'a gönderdiler. Marmara Üniversitesi yoğun bakımına travma için sevk ettiler. Yanımdaki ziyaretçime ‘Hastanın bilinci gitmek üzere. Sakın uyutmayın' dediler. Bunu duydum en son. Vapur tamamen doluydu. Beni perdeyle birlikte vapurun dış tarafına koydular. Vapur öyle hızlı gidiyor ki sürekli içeri su geliyor. Yanımdaki insancık elinde serum ile başımda bekledi. Ben sürekli uyumak istedim, uyutmadılar. Beni indirişlerini filan hiç hatırlamıyorum” dedi.

“VÜCUDUM ŞİŞTİ, İKİ KİŞİLİK YATAKTA YATTIM”

“Bir iki gece yoğun bakımda kalmışım. Kendime geldiğimde GATA'ya oradan tekrar Marmara Üniversitesi'ne gittim. O kadar şişmişim ki enkaz altında iki kişilik yatağa yatırmışlardı. Şimdiki halimin iki katıydım. Vücudum ödem yapmış hep. Böbreklerimi kullanamayacağımı düşündüler. Eylül sonuna kadar bir buçuk ay hastanede yattım. 14 gün diyaliz makinesine bağlı kaldım. İlk suyu hastanede içtim. Kaç gün sonraydı hatırlamıyorum. Beyin travması geçirdiğim için bütün anılarımı kesik kesik hatırlıyorum o döneme dair. Ayaklarım sıkıştığı için kangren riski vardı. Ayaklarımı ara ara neşterle kesip kirli kanı akıtıyorlardı. Babam beni hastaneye gönderiyor ancak nerede olduğum bilmiyor. Telefonlar çalışmıyor, internet yok. Kardeşimi ve annemin cenazesini çıkardıktan sonra gündüz enkazlarda çalışıyor, akşamları İzmit ve çevre hastaneleri gezmeye başlıyor. Yok, yok, yok… O zaman kayıptır diye çok altyazı geçmişler benimle ilgili gazetelerde. Daha sonra İstanbul'daki akrabalarımız İstanbul'daki hastaneleri geziyor. Yanımda refakatçim olduğu için ismimle hastaneye kayıt açılmış. Beni buluyorlar. Yanında kimsesi olmayan pek çok yaralının kaydı olmadığı için aylarca yakınlarının bulamadığı kimseler oldu.”

“BABAM BİLE TANIYAMADI”

“Babam bir hafta sonra benim yanıma gelebildi. Koridordan sesler geliyordu. Babam her odaya girip ‘Burcu Badın burada mı' diye soruyor ve çıkıyor. Benim bulunduğum odaya da girdi, beni tanımadı bile. ‘Burcu Badın burada mı' dedi. Sonra arkadaşını döndü. Tam çıkarken ‘baba' diye seslendim. Bana döndü ve olduğu yere bayıldı. Tanınmayacak haldeydim. Annemin haberini çok sonra aldım. Babam bir başka hasta yakını ile konuşurken duydum. Doktor ‘kötü haber vermeyin' demiş. O yüzden benden saklıyorlardı. Annemin kaldığı oda denize bakıyordu. Denize bakan daireler eğimliydi. Bu sebeple bina kaydı ve deniz tarafına bakan dairelerde annem dahil pek çok kimse hayatını kaybetti. Anneme 5. gün ulaşabilmişler. ‘Annemin nasıl öldüğünü anlatın' dedim hastaneden çıktıktan sonra sürekli. O enkazdan bir kimse ne kadar düzgün çıkabilir? Bana sürekli ‘Annenin hiçbir şeyi yoktu, yattığı gibi aldık biz onu' derler. En son dayım bana resmini koymuştu ve ‘anneni böyle biliyorsun ve böyle hatırla hep' dedi. Daha sonra sormayı bıraktım. Şu anda İzmit merkezde yaşıyorum. 20 yıldır hala hiçbir 17 Ağustos'ta uyuyamıyorum. Anneme dualar okuyorum. En ufak bir sarsıntı ya da seste panik oluyorum. İlk zamanlar deprem psikolojisini çok yaşadım. Binalarda oturamıyordum. Güçlendirilmiş binalarda hiç oturmadım. Deprem eğitimlerinin çözüm olduğunu düşünmüyorum. Bina bir anda yıkılıyor ve sadece gözünüzü açabiliyorsunuz. Önemli olan depreme dayanıklı, sağlam binalar inşa etmek. Bina kağıt gibi olduğu anda aldığınız eğitimlerin hiçbir önemi kalmıyor.”

20 YILDIR ÇOCUĞUNA KAVUŞAMADI

Depremde kaybolan 5 bin 840 kişinin ailesi hala umutla haberini alacaklarını yakınlarını bekliyor. O isimlerden biri de Nilgün Karamel. Kavaklı'da 6 yaşında olan kızları Gözde'ye doğru koşarken, enkaz altında kalan Karamel 12, eşi ise 14 saat sonra enkaz altından çıkarıldı. 15 gün İstanbul'da hastanede tedavi gören Nilgün Karamel tam 20 yıldır kızından ayrı. Ne cenazesine ne de kendisine kavuşamadı.

                                                  Fotoğraf: AA arşiv

DAVALAR SONUÇ VERMEDİ

Deprem sonrasında müteahhitlerle ilgili 2 bin dava açıldı. Davalar müteahhit Veli Göçer ile gündem oldu. Müteahhitlerin büyük bölümü ufak cezalarla kurtulurken 200 kişinin ölümüyle suçlanan Veli Göçer de yalnızca 18 yıl 9 ay hapis cezası aldı. Göçer 2011 yılında tahliye edildi. Göçer'in oğlu Can Göçer ile ortağı Zafer Coşkun yakalanamadığı için haklarında açılan dava zaman aşımına uğradı. Veli Göçer geçtiğimiz yıl Veli Göçer Arsa Ofisi Veli Göçer Alemdar Coşkun Kolektif Şirketi ile yeniden inşaat sektörüne geri döndü.

                                                              Fotoğraf: AA arşiv

ERKAN BEBEK ÜNİVERSİTE BEKLİYOR

17 Ağustos Depremi sonrasında dönemin ABD Başkanı Bill Clinton Kocaeli'yi ziyaret etti. Bu ziyarette Clinton'ın burnunu sıkan ‘Erkan bebek' depremin simgelerinden biri haline geldi. Erkan bebek olarak tanınan Erkan Işık depremde 6 aylık bir bebekti.

Aradan geçen 20 yılda genç bir delikanlı olan Erkan Işık geçtiğimiz yıl üniversite sınavlarına hazırlandı. Bir kafede garsonluk yapan Erkan Işık'ın bugüne kadar olan bütün masraflarını Kadir Has Vakfı karşılamıştı. Erkan Işık'ın Kadir Has Üniversitesi'nde hayallerimin bölümü dediği basın yayın okumak istiyor.

29 AĞIR HASARLI BİNADA HALA OTURUYORLAR

17 Ağustos Depremi'nin üzerinden 20 yıl geçti. Depremin merkez üssü olan Kocaeli'de 20 yıldır deprem konusunda net bir adım atılmadığı ortaya çıktı. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kocaeli Milletvekili Haydar Akar'ın sorularını yanıtlayan Kocaeli İl Afet ve Acil Durum (AFAD) Müdürlüğü çarpıcı bilgeler verdi. Müdürlük açıklamasına göre, Kocaeli genelinde 29 ağır hasarlı, bin 619 orta hasarlı bina bulunuyor. 29 ağır hasarlı binada da vatandaşlar ikamet ediyor. Konuyla ilgili kısa bir değerlendirme yapan Haydar Akar, “2012 yılında Kocaeli Valiliği bir açıklama yapmış kent genelinde 3 bin 149 orta hasarlı bina olduğunu söylemişti. Aradan geçen 7 yılda kimi binalarda güçlendirme yapıldı.

                                                                                         Fotoğraf: DHA Arşiv

Orta hasarlı bina sayısı bin 619'a düştü. Bu bile bir başarısızlığın öyküsü aslında. Fakat bu başarısızlığın bedelini insanlar canıyla ödeyecek. Büyük depremin üzerinden tam 20 yıl geçti. 20 santim yol alamadık. Allah korusun olası bir depremde insanların yaşadığı o 29 ağır hasarlı bina çökerse bunun hesabını kim verecek? Bu ülkede binalar kendi kendine dahi çökerken, 29 ağır hasarlı binayı öylece ortada bırakmak tek kelimeyle iş bilmezlik ve rezalettir” dedi.

TOPLANMA ALANLARI DOLDU

1999 depreminin ardından İstanbul'da “Afet Acil Eylemi Planı” çerçevesinde 493 toplanma alanı belirlendi. İnşaat Mühendisleri Odası'na göre şu an İstanbul'da 77 toplanma alanı kaldı. Odanın geçtiğimiz yıl hazırladığı rapora göre ülkemizde yaklaşık 20 milyon yapı bulunuyor, bu yapıların 13 milyonu kaçak ve ruhsatsız. İstanbul'da bulunan 2 milyon yapının da en az yarısının aynı şekilde kaçak ve ruhsatsız olduğu belirtiliyor.

Son güncelleme: 13:52 - 16.08.2019