Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
Nurgül Yeşilçay: ‘Sanat bir süre lüks olabilir’
Nurgül Yeşilçay: ‘Sanat bir süre lüks olabilir’
Son zamanlarda sosyal medya paylaşımlarıyla dikkat çeken ünlü oyuncu Nurgül Yeşilçay ile yaptığımız röportajda, kendisine 2000'li yıllardaki Nurgül ile günümüzdeki Nurgül'ü sorduk... Güzel oyuncu "Eskiden cool görünme, ağır olma, seviyeli davranma komplekslerim vardı. 40'ından sonra her şey değişti. Artık daha bir kendine sahip çıkıyorsun, kendini seviyorsun, hayır ya da evet demeyi öğreniyorsun" dedi... Pandemiden önce açtığı Avrat Otu sergisi'nin yeniden açmayı planladığını da anlatan Yeşilçay "Sanat bir süre lüks olabilir!" dedi...
Hale Ceylan BARLAS
Yaşam 23 Mayıs 2020 - 10:54

Ünlü oyuncu Nurgül Yeşilçay ile sözcü.com.tr için keyifli bir röportaj yaptık. Konumuz tabii ki corona virüsünden dolayı herkesin karantina altında olmasıydı… Neler yapıyor, nasıl geçiyor karantina merak ettik ve sorduk. Meğer Yeşilçay ilk başlarda evde olmaktan çok keyif almış. Ne var ki temizlik yapmak, camları silmek, boyaları renklerine göre ayarlamak derken, eser miktarda delirdiğini düşünmüş ve her şeyi bırakıp normal yaşantısına devam etmiş. Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlarla eğlenceli yönüne tanık olduğumuz güzel oyuncu ile Avrat Otu sergisini, pandemi sonrası planlarını, çektiği eğlenceli videoları konuştuk…

Pandemi pek çok kişinin hayatına odaklandığı, analiz ettiği bir dönem oldu. Siz bu dönemle hayatınızla ilgili önemli kararlar aldınız mı?
İnsanlık olarak şekillendirdiğimiz medeniyet üzerine düşünme zamanım oldu benim de! Hız ile dinginlik, doğa ile insan, özgürlük ile kısıtlamalar, insanca yaşam ile sınırsız tüketim, ortak bir mutluluk ile bencil bir yaşam obezi olmak arasında tercihlerimizi gözden geçirmemiz gerekiyor. Eşitsizliklerin, her türlü ayrımcılığın, gösterişçiliğin devam ettiği değil de, üreten, adil, mavi bir dünya için sorumluluk alan kişiler olarak çıkmalıyız bu karantinadan… Doğaya ve birbirimize sahip çıkmalıyız. Çocuklarımızın, yeni neslin dünya meselelerine daha fazla odaklandığı noktada bizim kuşağımız artık kendisi ile yüzleşmeli. Onların sert sorularına hazırlanmalıyız.
Karantina günlerinde ‘Delirme’ noktasına geldiğiniz anlar oldu mu?
Bu süreçte hepimiz oyalanacak yollar aradık. Ben de her şeyi biraz denedim ama konsantrasyon sağlayamadım genel olarak… Öyle zamanlarda temizlik ve düzene sardım. İyi de geldi başta. Yani yağlı yerlerin temizliğinde ya da tozlar yok olduğundaki huzuru anlatamam… Ev adeta şeffaf olmuştu her yerden ışıltılar saçılıyordu. Tabii yeni yeni dertler ediniyorsun; ‘Akşama ne yemek yapsam?' mesela büyük büyük problem! Ya da pencereyi sildiğin gün yağmur yağması filan! Bir de işin düzen kısmı var. Kuru boyalar boy sırasına göre, kitaplar konularına göre, ayakkabılar renk geçişlerine göre sıralansa bile başka bir takıntı daha buluyorsun. Peki spor ayakkabıların bağcıkları sağ ve solda eşit mi sarkıyor mesela… ‘Ben eser miktarda deliriyorum galiba' dedim ve orada bıraktım. Şimdi temizlik filan yok, evde herkes kendisi yapıyor, olduğu kadar… Yemeği de dışarıdan söylüyoruz! Ohhh be! Anladım ki; ekmek fırından alınan bir yiyecek, domates manavdan, profiterol pastaneden! Teşekkürler.
Bu dönemde en çok neyi özlediniz?
Herkesin sokakta olduğu bir sokakta insanların gözlerinin içine baka baka sohbet etmeyi özledim.

“Salgın bir bitsin, ilk şunu yapacağım” dediğiniz bir şey var mı?
Yani şimdi orada da şöyle bir durum var! Haydi restoranlar açıldı diyelim yan yana sıra sıra masalar olmadıktan sonra daha da hüzünlü dönerim ben eve… Kötü hissediyorum dışarı çıkınca. Herkes maskeli mesafeli iyi gelmiyor bana! Metropolde yaşayanlar daha çok etkilendi tabi! Tersine göçler çoğalacaktır büyük ihtimalle… Yoksa tıklım tıkış bir restoranda yan masaların gürültüsüne bulanan kahkahalar eşliğinde, dostlarla yosun kokusuna karışık, balık yemek süper olur.

Dışarıya çıkamama, evde kalma hali ne hissettiriyor size?
Hiç sevemedim bu durumu! Eskiden çok sevdiğim bir şeydi halbuki! Mesele sadece dışarı çıkamamak değil ki; Yeni bir düzen başlıyor… Bütün bildiklerimizin sevdiklerimizin tersi. Yeni nesil çocuklar anne bağından internet bağına geçiş yapıyor belki ama benim için çok ters! Arkadaşlarının gözüne bakma ekrana bakarak konuş, deniz havası alma evde tıkıl, sarılma, yaşlılarla teması kes! Bayram seyran kutlama! Toplu ibadet etme! Küçük kutucuğunda küçük kutulara bakarak yapayalnız ömrünü geçir! Çok saçma değil mi bütün bu olanlar?
Bu sürecin sonunda dizi film sektöründe köklü değişimler olması mümkün mü?
Artık karşımızda yeni bir mecra var: “Dijital” Bu mecra için ayrı içeriklerin düşünülmesi gerekiyor. İnsanların telefonundan, bilgisayarından daha rahat izleyebileceği her daim ekrana daha çok kilitlenmesini sağlayacak içerikler; ironik ama durum bu!

Pandemi ilan edilmeden hemen önce Avrat Otu adında bir resim sergisi açtınız. Resim ne ifade ediyor sizin için?
Küçüklüğümden beri resim yapıyorum, şu zamana kadar da devam etti… Heves olsa biterdi. İnsan mesleğini hobi gibi, hobisini mesleği gibi yaparsa mutlu olur. Resim yapmaya boyamak olarak bakmıyorum! Bir olayı bir nesneyi farklı açıdan görmemi sağlıyor! Beni doyuruyor, zenginleştiriyor. Sanatla uğraşan birinin başka bir sanatla uğraşmaması tuhaftır! Sanatta oyun ön plandadır! Oyunsa dünyanın en ciddi işidir!
Yani oyunculuk, resim, müzik gibi tüm sanatlar bir yerde aynı şeye hizmet eden farklı araçlar. Çok da ayırmıyorum birbirinden. İşte en son Art Basel'de muzun üstünü bantladılar sanat oldu… Sanat çoklukla ironi, içten bir duygu, azımsanamayacak derecede yetenek ister!

Karantina bitince ‘Avrat Otu' sergisi yeniden açılacak mi?
Evet görüşmelerimiz var tekrar açmak isterim! Ama karantinanın bitmesiyle daha büyük sıkıntılar baş gösterecek gibi! Sanat bir süre lüks olabilir!
Yeni filminiz ‘Mahalleden Arkadaşlar' pek çok yeni film gibi pandemiye takıldı. Sinema sektörünü nasıl bir dönem bekliyor? 
Biz acımızı ve üzüntümüzü bir arada yaşarız… Cenaze evlerimiz kalabalık olur… Birbirimizi teselli ederiz… İçine kapalı bir toplum değiliz… Evlere tıkıldığımız bu süreçte yalnızlık, birlikte olamamak çok koydu insanlara! İnsan sosyal bir varlıktır sonuçta! Sinemalar, tiyatrolar en çok etkilenen meslek gruplarından. Başta çok etkilenecek tabii ama en en önemli şey ‘Seyircinin diğer seyircilerle birlikte gülüp ağlama isteği’ o hiç bir zaman değişmeyecek. Bir sürü önemli oyunu evde dijital ortamda izledik! Fikir vermesi açısından önemli ama başka da hiç bir hissiyatı olmayan bir şey… Tiyatro sinema canlı kanlı diğer seyircilerle birlikte toplu bir şekilde izlenince güzel.

Yıllarca oynadığınız dizilerde ve filmlerde hep ciddi ve güçlü bir kadınla karşılaştık. Özellikle son dönemde ise Nurgül Yeşilçay’ın eğlenceli kimliğine şahitlik ediyoruz… İçinizdeki ‘Gerçek Nurgül’ gün yüzüne çıktı diyebilir miyiz?
Sosyal medya enteresan bir yer! Herkes kendini kendi beğendiği gibi sunabiliyor… Alıcısı varsa da alıyor… 22 yıldır sinema-televizyon piyasasındayım artık öncesi gibi büyük prodüksiyonlarla kendinizi anlatmanız gerekmiyor! Her şey daha primitif, daha içten, daha doğal. Ya da (doğalmış gibi görünen doğal olmayan) Büyük paraların döndüğü reklamcılık, dergicilik, gazetecilik kökten değişiyor! Ben de eskiye oranla bu medyayı daha çok sevdim. Açıkçası şu boşlukta keşfettim diyelim.  İstediğin videoyu atıyorsun, belirlediğin başlığı koyuyorsun. Her şey senin istediğin gibi… Kontrol sende! Demek ki kontrolü elime almam gerekiyormuş…

En çok da ‘sunny side up' videonuz konuşuldu… Son dönemdeki influencerlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
İnfluencer arkadaşlar bunu bir meslek olarak sahiplenmişler ve üzerinde didiniyorlar, uğraşıyorlar. Deli gibi çalışıyorlar. Alıcısıyla, sevenleriyle güçlü bir bağ kurmuşlar. İzleyenler sevmiş. İçinde bu kadar büyük emek olan her şeye saygım sonsuz!

 

2000'li yılların başındaki ile şimdiki Nurgül Yeşilçay’ı kıyasladığınızda, nasıl bir kadın var karşınızda?
Oooo kendini gömme sorusu geldi en sevdiğim… Benim cool görünme, ağır olma, seviyeli davranma kompleksim vardı! Evet kompleks diyorum çünkü eğlenince çok eğleniyorum ben, salyalarım filan akıyor! Gülünce anırarak filan gülüyorum. Mutluluğumun ayarı yok! Kolay gülüp kolay ağlarım! Ben de olmayan özellikleri başkalarında görüp imrenerek geçti kırk yılım! Yavaş konuşan, dozunda gülen, saçları kıvırcık, her daim bakımlı insanlara hayrandım ben. Kırkından sonra işler değişti tabii… Hemen o gece değişmiyor ama… Neyse daha bir kendine sahip çıkıyorsun, kendini seviyorsun, hayır ya da evet demeyi öğreniyorsun, ne biliyim daha rahat dedikodu yapıyorsun, başkalarını çok ciddiye almıyorsun, tatlı bir bencillik, hafif bir rahatlama, bir adam sendecilik siniyor üstüne başına! Gerçi 20'de de 20 şahane 30'da 30 mükemmelmiş diyordum! 40'ın da kokusu çıkar yakında böyle büyük büyük konuşmayayım şimdi.

Sonraki zamanda Türkiye'nin muhafazakarlaştığına sansürün arttığına dair bir düşünce var… Ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Türkiye de sansür hep vardı! 70-80 yaşlarında bir sanatçıyla konuştuğumuzda O da size başka sansür hikayeleri anlatır! O yüzden her şeyi de son zamanlara bağlamamak lazım.
Oyuncular sendikası başta olmak üzere birçok kişi setlerin durdurulması gerekliliğine değindi. Bazı setler devam etti, bazıları durdu. Siz şu anda bir sete gitmek zorunda olsaydınız nasıl bir tavır alırdınız?
Temizliğe, hijyene, yiyip içilene dikkat edildiği sürece bir sorun olmaz benim için!

Son olarak; Yarın Ramazan Bayramı ve bu kez herkes kendi evinde olacak… Sizden bir bayram mesajı alabilir miyiz?
Bu sefer böyle uzaktan oldu ama umutlu, mutlu güzel bayramlar olsun hepimize! Tekrar büyüklerimizin ellerinden küçüklerimizin gözlerinden öpeceğimiz sağlıklı bayramlara inşallah.

Son güncelleme: 14:53 - 23.05.2020