Sözcü Plus Giriş

Tam 126 yıldır depremi gözlüyor

Kuzey Anadolu, Doğu Anadolu ve Batı Anadolu Fay Hattı topraklarından geçen Türkiye, yüz yıllardır deprem gerçeği ile yaşıyor. Türkiye’nin gözü kulağı Kandilli, 126 yıl önce iki sismometre ile çıktığı yolda bugün Avrupa’nın en iyilerinden.

Sevgim Begüm YAVUZ
Güncellenme: 08:40, 14/02/2021
Tam 126 yıldır depremi gözlüyor

Kandilli… Her ne kadar İstanbul Üsküdar'da Boğaziçi'nin kıyısında tarihi bir semtin adı olsa da rasathane ile özdeşleşmiş durumda. Binlerce depremin şiddeti, büyüklüğü, derinliği gibi parametreler, buradaki Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü'ndeki merkezde ölçülüyor. 126 yıldır deprem araştırması yapan Kandilli Rasathanesi kapılarını SÖZCÜ HaftaSonu'na açtı.

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener ile Bölgesel Deprem-Tsunami İzleme ve Değerlendirme Merkezi Müdürü Dr. Doğan Kalafat, 1895'ten beri deprem gözlemi yapan bu yerin tarihçesini ve teknolojik cihazlarla depremin nasıl ölçüldüğünü anlattı. Rasathanenin önce hava tahminleri için 1868'de Pera'da (Beyoğlu) kurulduğunu söyleyen Prof. Dr. Haluk Özener, merkezin kuruluş serüvenini şöyle anlattı:

Kandilli Rasathanesi'nde uzun yıllar kullanılan analog cihazlar sergileniyor.

İLK İŞİ HAVA TAHMİNİ

“Osmanlı Devleti'nde bulunan Fransız Aristide Coumbary'e rasathane kurma görevi veriliyor. 1909'daki 31 Mart Vakası'nda rasathane tüm cihazlarıyla birlikte yerle bir ediliyor. 1910'da Rasadhâne-i Âmire müdürlüğüne atanan Fatin Gökmen'e rasathaneyi yeni yerinde kurma görevi veriliyor. Fatin Gökmen hoca da burayı, İcadiye Tepesi'ni buluyor. Çünkü aynı zamanda astronomik gözlemler de yapacak, dolayısıyla ışık hem yüksekte olması lazım hem de yerleşim olmaması lazım. Meteoroloji gözlemleri başlıyor. 1911'den beri kesintisiz meteoroloji parametreleri gözlemleniyor burada.”

Küçük-büyük bütün depremler bu ekranlardan anlık olarak takip ediliyor.

1894'teki İstanbul depreminin ardından dönemin padişahı 2. Abdülhamit'in depremin etkilerini öğrenmek için Kandilli Rasathanesi yetkilileri ile Atina Rasathanesi yetkililerinden bir çalışma istediğini anlatan Özener, eş şiddet haritasının hazırlanmasının ardından padişahın deprem bilimine ilgisinin geliştiğini belirterek şöyle devam etti:

SARAYA DEPREM CİHAZI

“İki tane sismometre siparişi veriliyor. Tanesi 3 bin 200 frank. 1895'te iki sismometre geliyor ülkeye ve 1895'ten itibaren deprem gözlemine başlıyoruz. Bir sismometre Taksim Pera'ya kuruluyor. Bir tanesi de padişahın ikameti olan Yıldız Sarayı'na kuruluyor. Bunun önemi şu; Kandilli Rasathanesi deprem gözlemini 1895'ten beri yapıyor. 126 yıldır sadece deprem gözlemi yapıyoruz. Tabii ki teknoloji gelişiyor ama işe 1895'te başladık. Öyle bir mirasın üzerinden devam ediyoruz.”

500 farklı sensör ve algılayıcıdan gelen veriler merkezde toplanıyor.

7 GÜN 24 SAAT DEPREM PEŞİNDE 

Deprem-Tsunami İzleme ve Değerlendirme Merkezi'nde 28 kişinin çalıştığını söyleyen Prof. Dr. Haluk Özener şunları kaydetti: “8 kişi bu kampüste yaşıyor. 3 vardiya nöbeti var, her bir nöbetçi 7 buçuk saat nöbet tutar. Dolayısıyla 7 gün 24 saat buradayız. Herhangi bir deprem gündüz olursa 20, mesai saatleri dışında 8 arkadaşımız anında toplanabilirler. Nöbetçimiz zaten burada. Deprem kaçınılmaz. Depremle mücadelede dirençli bir toplum haline gelebilmemiz şart.”

Doğan Kalafat ve Haluk Özener, Sevgim Begüm Yavuz'u, Kandilli Rasathanesi'nde ağırladı.

1999'da yaşanan deprem Türkiye için bir milat oldu

1999 depreminin Türkiye için deprem konusunda bir milat olduğunu söyleyen Dr. Doğan Kalafat, “1999 depreminde 30 tane analog tambur şeklinde, üzerlerinde kağıt olan istasyonlarımız vardı. 2000'li yıllardan sonra dünya çapındaki yüksek teknolojiyi kullanmamızla birlikte şu anda Avrupa'nın da en iyi şebekelerinden bir tanesiyiz” diyor. Prof. Dr. Özener de “1999 depremi öncesinde manuel deprem gözlemlerdik. Arkadaşlarımız cetvelle ölçerlerdi. Şimdi 250 deprem istasyonumuz var, yaklaşık 500 farklı sensör ve algılayıcılarla veri topluyoruz” dedi. Salondaki ekranları gösteren Kalafat, şunları söyledi: “Türkiye'nin değişik yerlerinden gelen sismik sinyaller var. Her biri farklı bir şehir ve yerleşim yerinde, lokasyonda. Deprem sinyali olduğunda görevli arkadaş hızlıca bütün veriyi çekiyor. Depremin kaynağına en yakın olan ilk gelen istasyon oluyor. Sinyaller sıralanıyor ve program vasıtasıyla çözülüyor. Hızlı bir şekilde depremin parametrelerini veriyor.”

Büyük deprem olasılığı yüksek ama zaman verme şansımız yok

Türkiye'de 500'ün üzerinde deprem üretecek fay bulunduğunu hatırlatan Haluk Özener, şu konulara dikkat çekiyor: “100 küsur yıldır bu işi yaptığımız için bütün hikayeyi biliyoruz. Bazı istatistiklerde gecikme var. 7'nin üzerinde deprem ortalama her 6 buçuk yılda bir bu coğrafyada oluyor. En son deprem 2011'deki Van depremi. İstatistiğin biraz üzerindeyiz. Türkiye'nin herhangi bir yerinde büyük deprem olma olasılığı yüksek. Zaman verme şansımız yok.”